Cevaplar

  • Eodev Kullanıcısı
2012-12-20T22:35:57+02:00
Önasya’da MÖ 2000 yılları boyunca Anadolu’da Hitit, Mitanni ve Mezopotamya’da Eski Asur, Eski Babil, Kasit gibi krallık veya imparatorluk düzeyinde siyasi yapıların ortaya çıkması, bu siyasi güçlerin bir taraftan kendi aralarındaki, diğer taraftan Mısır Krallığı ile çıkar çekişmeleri ve bu siyasi yapıların ortaya koyduğu uygarlıkların nimetlerinden yararlanmak isteyen komşu bölgelerin geri kalmış insan topluluklarının büyük göçlerine ve sonuçta da soygun - talan amaçlı saldırıların gerçekleşmesine neden olmuştur. MÖ 1200 yıllarından itibaren hızla gelişen bu olaylar da Dünya uygarlık merkezinin, zamanla, Önasya’yı bir adım geriden izleyen Ege Havzasına kaymasına neden olmuş, Mezopotamya kökenli Yeni Asur ve Yeni Babil, Anadolu kökenli Frig, Urartu, Geç Hitit uygarlıkları ilk önce Lid, İon, Aiol, Pers, Likya gibi uygarlıklara, sonraları ise Helen uygarlığını takiben Makedonyalı Büyük İskender’in çabaları ile ortaya çıkan ve üniversal bir kimliğe sahip Helenistik uygarlığa ve daha sonra da Helenistik uygarlığın kapsadığı bölgelere kaba kuvvetle sahip olan ve onun mirasına konan Romalıların günümüz uygarlığının gelişimine büyük katkıları olmuştur. Bütün Akdeniz Havzası ile Avrupa kıtasının orta kesimlerini egemenliği altına alan Roma siyasi gücünün zamanla idari zafiyete düşmesi bir imparatorluk düzeyindeki devletin Roma ve Konstantinapolis başkentli olarak 395 yılında ikiye ayrılmasına neden olmuştur. 16. yüzyılda başkenlerinin ilk adı olan Bizantion’dan esinlenerek Bizans adıyla anılmağa başlanılan Konstantinapolis merkezli devlet, yani doğu Roma İmparatorluğu özellikle Fırat Nehrine kadar olan Anadolu ile Doğu Akdeniz topraklarını hakimiyetleri altına alarak, Batı Roma İmparatorluğundan koparmıştır. Bu zengin ve bereketli topraklarda zenginleşen ve bu arada Helen dilini resmi dil olarak ve Hıristiyan dinini kabul edip yayan Bizans İmparatorluğu hem doğu, hem de batı halk topluluklarının dikkatini çekmiştir. Nitekim batılılar dini gelişmeleri bahane ederek Haçlı seferleri olarak bilinen saldırılarla Bizans’ı zayıflatmağa başlamıştır. Bu arada bir taraftan güneydoğu sınırındaki aşiret kökenli Arab devletlerinin saldırıları, diğer taraftan da Orta Asya’dan kaynaklanan göçlerin, yani Türk göçlerinin başlamış olması ve sonuçta 1071 yılındaki savaşta da Bizanslıların mağlup olmaları Türk topluluklarının Anadolu’ya akmalarına neden olmuştur. Zamanla Anadolu’ya yayılan Türkler 1453 yılına kadar Beylikler halinde siyasi yaşamlarını sürdürmüş ve bu tarihte Bizans devletinin, nüvesini Osmanoğullarının oluşturduğu devlet tarafından yıkılması Türklerin kısa zamanda bir İmparatorluğa dönüşecek olan bir siyasi yapıyı ortaya koymalarına olanak sağlamış ve böylece mirasına kondukları Dünya uygarlığının daha sonraki gelişiminde rol oynamışladır. Üçüncü Roma İmparatorluğu olarak da tanımlanabilen bu devleti yöneten Osmanlılar doğudan ziyade batı ile ilgilenmişler ve sınırlarını daima bu yöne doğru genişletmeye çalışmışlardır. Anadolu’ya göçmeden önce kabul ettikleri İslam dini batı ile olan ilişkilerinin her zaman mesafeli olmasına neden olmuştur. Batıda tutucu ve katı bir Hıristiyanlık siyasetinin yaşamasını sağlayan Roma teokratik devletinin Rönans hareketleri ile kuvvetini kaybetmeğe başlaması ve dinde reformlar gerçekleştirilmesi ve ayrıca yeni kıtaların keşfi Batı toplumlarını daha aydınlık, hümanist ve demokratik yaşam tarzına doğru geliştirmiş ve batı devletlerinin Osmanlıların önüne geçmeğe başlamalarına neden olmuştur. Bu gelişimler sonuçta batıyı sanayi devrimine götürmüş ve zamanla da gelişen toplumsal ve teknolojik aşamalar bugünkü Avrupa uygarlığı meydana gelmiştir. Doğaldır ki batı toplumlarındaki bu gelişim oldukça sancılı ve kanlı geçmiştir. Çok kozmopolit bir toplumdan oluşan Osmanlı İmparatorluğu ise İslam dininin etkisi altında teokratik yapıdan kendisini bir türlü kurtaramamış, yani Avrupa’nın dinde yaptığı reformları geliştirememiş, Orta Çağ Arap felsefesi ve geleneksel yaşam tarzı dışına çıkamaması nedenleriyle sanayi devrimine de ayak uyduramamıştır. Ayrıca, Avrupa siyasetinde başarılı politikalar izliyememesi onun kısa zamanda çökmesine neden olmuştur. Ancak, Birinci Dünya savaşı sonrasında ileri görüşlü bir komutan, yani Mustafa Kemal başarılı bir siyaset ve organizasyon ile Avrupa ve Önasya’da geniş topraklar kaybedilmesine rağmen Anadolu’ya sahip çıkarak burada cumhuriyet rejimi altında yeni bir devlet kurarak Anadolu’nun Türk hakimiyeti altında kalmasını sağlamıştır.



Haberin Devamı: http://www.rehberim.net/forum/hakkinda-bilgi-nedir-682/846453-roma-uygarliginin-gunumuz-uygarligina-katkilari-nelerdir.html#ixzz2FcuCwK00

0
2012-12-20T22:36:09+02:00

İnsanlığın ortak mirasına yönelik katkılar Roma uygarlığı döneminde hukuk, edebiyat ve güzel sanatlar gibi alanlarda devam etmiştir. Bugünkü Batı uygarlığının temellerini oluşturan Yunan ve Roma uygarlıklarına ait bilim ve felsefe çalışmalarının önemli bir bölümü, Anadolu toprakları içerisinde gerçekleşti. Örneğin; ünlü hekim Galen, tıp biliminin temellerini Bergama’da oluşturdu. Plâton, Anadolu’nun değişik bölgelerine sayısız yolculuklar yaptı. Aristoteles, Çanakkale yakınlarındaki Assos’ta uzun süre kalarak özellikle deniz biyolojisiyle ilgili önemli bilimsel çalışmalar ortaya koydu. Ünlü filozof Diogenes, öğretisini doğup büyüdüğü yer olan Sinop’ta ortaya koyarken, atomun yapısını başarılı bir şekilde açıklayan Demokritos, yaşamını Trakya bölgesinde geçirdi.


0