Cevaplar

2012-12-22T23:56:02+02:00

Kitabe-i Seng-i Mezar, Orhan Veli’nin üç bölümden oluşan bir şiiridir. Paylaştığımız kısım şiirin üçüncü ve son bölümü. Şiirin geneline baktığımızda Orhan Veli’nin edebiyatımızda öncülüğünü yaptığı “Garip” akımı çerçevesinde dilinin sade ve anlaşılır olduğunu görürüz. Fakat işin aslının öyle olmadığını, açık ifadelerle nasıl da gizli manalara sebebiyet verdiğini hep birlikte şiiri incelediğimize göreceğiz.

Şiirin ilk dört dizesinden anladığımız kadarıyla şiirde bahsedilen kişi bir asker. Tüfek, marta, ekmek torbası gibi sözcükler bize bunu anımsatıyor. Söylediğimiz gibi garip şiirinin anlaşılır ve açık ifadede olması aslında bir yandan kötü bir duruma sebebiyet vermiştir. Bu da şudur ki; bu gibi şiirleri okuyan bazıları basite almış ve adeta :”Ne var bunda? Ben de yazarım böyle şiir” gibi bir anlayışa kapılmışlardır. Fakat bu mısralar üzerinde çok düşünülerek yazılmış ve her bir sözcüğün seçilerek yerleştirildiğini gözlemliyoruz. Kitabe-i seng-i mezar demek mezar taşı kitabesi demektir. Eskiden şairler ölen devlet adamlarına veya kahramanlıkta bulunan askerler şehit olunca mezar taşlarına, onların yaptıkları işlerdeki başarılarını ve kahramanlıklarını anlatmak, övmek maksadı ile yazarlarmış. Orhan Veli’nin şiir yazdığı askerin kim olduğu meçhuldür burada zira adına ve kim olduğuna dair bir iz yoktur şiirde. Bu sayede hem kendinden önceki anlayışa karşı çıkarak illa tanınmış kişiler ölünce mezar taşı kitabesi yazılmayacağını, ölen halktan birisi olursa da gayet tabii yazılabileceğini kanıtlamıştır. Diğer yandan madem halkı anlatacağım o zaman kullanacağım dil halk dili olmalı diyerek anlaşılır ve dili sade tutmuştur. Hatta halk söylemlerine de yer vererek “deppo”, “matra” gibi söylemleri de bilerek kullanmıştır.

Şiiri iki kısımda incelemek yerinde olacaktır. İlk dört mısrada şair, askeri tanıtan nesneleri bize sunmuştur. Ayrıca askerin dışını ifade eden, ona ait maddi varlığa dair tasvirlerde bulunmuştur. Bu bölümde askerin maneviyatına ve ruhi durumuna dair bir anlatım söz konusu değildir.

Beş, altı ve yedinci mısralarda şair “rüzigar” ve “yadigâr” sözcüklerini tesadüfen seçmemiştir. Gayet tabii “rüzigâr” yerine rüzgar da diyebilirdi. Burada rüzgar sözcüğünün hem rüzgar yer anlamıyla hem de zaman anlamıyla kullanıldığını görüyoruz. Ayrıca ses benzerlikleri de ahenk sağlamıştır. Askerin ölümünün ardından isminin bile kalmadığını, “öyle bir rüzigâr ki, kendi gitti” derken adeta hem rüzgarda savrulan bir yaprak gibi ölüme karşı koyamadan bu dünyadan göçüp gittiğini hem de rüzgar sözcüğünün zaman anlamından yararlanarak içinde yaşanan zamanın da vefasızlığına bir göndermede bulunmuştur. “İsmi bile kalmadı yâdigar” mısralarında bu sitemi doruğa çıkmıştır.

Son dört mısrada ise askerden geriye kalan bir beyit olduğunu söyleyerek askerin bu sefer manevi yönüne, iç dünyasına yönelmiştir. “kaldı” ifadesi ile askerin öldüğünü netleştiren şair bizi ölüm fikrine götürmektedir. Adeta askerin öleceğini bilirmiş gibi yazdığı bir beyitten söz etmektedir. “Ölüm Allah’ın emri, ayrılık olmasaydı.” beyiti aynı zamanda anonim halk edebiyatı ürünüdür ve anonim bir türkünün ilk mısralarıdır. Türk-İslam inancında kader ve kazanın Allahtan geldiğine inanmak ve isyan etmemek vardır. Şair burada “Ölüm Allah’ın emri” diyerek bu kadere razı oluşu dile getirirken çok usta bir sanatkârlıkla Yaradana adeta bir sitem göndererek “Ayrılık olmasaydı” dizeleri ile ince bir anlayışa imza atmıştır.

Yine bazı edebi eserlerde görülen, bir edebi eserden bir bölümü alıp, diğer bir eebi eserin içine, eserin genel ahengine uydurarak yerleştirmeye edebiyatta “montaj” sanatı denmektedir. Şair “Ölüm Allah’ın emri, Ayrılık olmasaydı.” Dizelerini bu şiirin bütününe aykırı olmayacak ve bütünü tamama erdirecek ustalıkta ilave ederek burada montaj sanatına da imza atmıştır.

0
  • Eodev Kullanıcısı
2012-12-22T23:56:07+02:00

vurgu ve tonlama ve aliterasyon 

 

0