Cevaplar

2012-12-23T12:19:54+02:00

1. Gelenek, bir toplumda çok eskilerden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa aktarılan, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlardır. Gelenek, kabaca üç bağlamda ele alınabilir. İlki geçmiş yaşam biçimlerinin içinde yaşanılan ana taşıdıkları maddî ve manevî değerler bütünüdür. İkincisi ise geleneğin özünü teşkil ettiği ifade edilen kutsalla olan ilgiden dolayı geleneğin zengin ve kutsi değerler ihtiva eden köklü yanıdır. Üçüncüsü ise, geleneğin kendinden her türlü istifadeye açık olan anlamlar rezervi yönüdür. Sanat ve edebiyata da bu yön etki etmektedir.

2. Tarih boyunca halı ve kilim motiflerinde gelişme ve değişmeler görülmektedir. Usta -çırak ilişkisine göre öğrenilen bu zanaatta bazı temel motifler kullanılır. Zaman içinde bu motifler değişikliğe uğrayarak farklı şekiller almışlardır. Bu durum, halı ve kilim dokumada da geleneğin etkili olduğunu gösterir. Bazı motifler temelde çok fazla değişmeden yüzyıllarca önceden günümüze gelebilmiştir.



İNCELEME

ETKİNLİK



BİRİNCİ GRUP: Şiir ölçüsü, yani ritmi, 11'li hece ölçüsüdür. Şiirin teması, "aşk"tır.

Şiirin kafiye düzeni: "abab-cccb-dddb-eeeb" şeklindedir. Şiiri ahenk unsurları redif, kafiye, asonans ve aliterasyondur.

İKİNCİ GRUP:

Şiirin ölçüsü, yani ritmi, 11'li hece ölçsüsüdür. Şiirin teması "baharın gelişi"dir.

Şiirin kafiyele düzeni: "abab-cccb-dddb-eeeb" şeklindedir. Şiiri ahenk unsurları redif, kafiye, asonans ve aliterasyondur.



SONUÇLAR:

• İki şiir, benzer bir gelenekten gelmektedir. (Halk şiiri geleneği)

• Şiirin bazı benzetmelerinde ortaklıklar görülmektedir, (gül-bülbül)

• Aynı kafiye düzenine ve nazım birimine sahiptirler, (dörtlük)

Şiirlerin teması, ahenk unsurları, ölçüleri aynıdır.



1. Dörtlükleri incelediğimizde aşığın "bülbül'le, sevilenin "gül"le temsil edildiğini söyleyebiliriz. Bülbül, bu şiir geleneğine göre güle aşıktır. Onun güzelliklerini gece gündüz şakıyarak anlatır. Bülbül'ün gagasını gülün yapraklarına sokması bu gelenekte, aşığın sevdiğinin kulağına bir şeyler fısıldaması gibi düşünülmüştür. Bülbül, bu sebepten seven, ayrılık acısıyla acı acı şakıyan bir insana benzetilir. Gül ise, güzelliği sebebiyle sevgiliye, dikenlerinin varlığıyla da onu ele geçirmenin zorluğuna işaret eder. Bu dörtlükte geçen "bülbül bilir gülün halinden/Yeter, **** oldum yarin elinden" ve "Âşıklara gurbet, bülbüle firkat/ Derdimi sorarsan dürülü kat kat" ifadeleri aşk acısını aynı yönde anlatmaktadır. Bu tespitlerden hareketle, bu şiirin aynı şiir geleneğinden geldiğini net bir biçimde söyleyebiliriz.



2. Karacaoğlan 17. yüzyılda yaşamış bir şairdir. Şiirlerinde bu dönemin hayatı, güzellik ve aşk anlayışları bulunur. Âşık Veysel ise 20.yüzyılda yaşamıştır. O da Karacaoğlan'ın içinde bulunduğu halk şiiri geleneğine uygun şiirler yazmıştır. İki şairin şiirleri biçim ve içerik yönünden birbirlerinin devamı gibidir. Bu verilerden şöyle bir sonuç çıkarırız: Şiir geleneğinin daha önce yaşamış şairlerin eserleriyle oluştuğunu ve geleneği oluşturan ve devam ettiren şairler arasında biçim ve içerik açısından yakın benzerlikler olduğunu söyleyebiliriz. Kısaca söylersek, şiir geleneği, daha önce yaşamış şairlerin eserleriyle oluşur. Sonra gelen şair, isterse aynı şiir geleneğini sürdürür.



3. "Dalgalanır coşar ürüzgârından", "Aşk ehli dayanır ataşa kora", "Yüce dağlar gurur duyar karından" dizeleriyle "Aşıkların del'olduğu zamandır.", "Aşıp aşıp gelir yayla belinden", "Ulu dağlar yol olduğu zamandır." dizelerinde, şairlerin yaşadıkları coğrafyadaki sosyal ve kültürel ortamın şiire kazandırdığı farklı söyleyiş ve özellikleri görmekteyiz. Şiirlerdeki "ürüzgâr (rüzgar), ataş (ateş), del'olduğu (**** olmak)..." gibi ifadeler şairlerin yaşadıkları ortamla ilgili olan söyleyiş özellikleridir.



.



2. Attilâ ilhan'ın dizeleri anlam bakımından Nedim'in beytiyle örtüşmektedir. Nedim'in beytin günümüz Türkçesine şöyle çevrilebilir:"Nedim, senin anlattığın sevgili bu şehirde yok! Sana (galiba) peri gibi birisinin hayali görünmüş." Attilâ İlhan'ın dizelerinde de tıpkı Nedim'in sevdiği ama kavuşamadığı, hayali bir sevgili vardır. İki şiir farklı geleneklere sahiptirler. Geleneği, bir nehir gibi düşünürsek, Divan şiiri ve modern şiirin Türk şiiri geleneğinin bu geleneğin içinde yer aldıklarını söyleyebiliriz. Attila İlhan, Divan şiiri geleneğinden faydalanarak modern bir şiir yazmıştır.



3. Bir dilin yapısı ve söyleyiş özellikleri o dildeki farklı şiir geleneklerine göre değişiklik gösterir. Bir şair, yaşadığı çağın ve ortamın özelliklerini kullanır. Dilin yapısında ve söyleyiş özelliklerinde görülen değişiklikler, farklı şiir geleneklerinin varlığının ispatıdır. Türk şiirinde belli başlı şu gelenekler vardır: halk şiiri, Divan şiiri, modem şiir, saf şiir vb.





**ÇME VE DEĞERLENDİRME



1. Şairler kendilerinden önce şiir yazan şairlerden ve şiir geleneğinden az ya da çok etkilenirler. (D)

Her dilin kendine göre bir şiir geleneği vardır. (Y)

2. Şiir, "Divan şiiri geleneğine" bağlıdır. Doğru cevap:C

3. Yukarıdaki şiir şekil özellikleri yönünden halk şiiri geleneğine bağlanır.

4.

■ iki şairin adları, dörtlükte yer almaktadır.

■ Şiir birimleri dörtlüktür.

■ Kafiye düzenleri "aaab" şeklindedir. • Halk şiiri geleneğinden gelirler.

■ Aşk temasına sahiptirler.

■ 11 'li hece ölçüsü kullanılmıştır

1 5 1