Cevaplar

  • Eodev Kullanıcısı
2012-12-23T22:47:26+02:00

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ÇERCEVESİNDEKUVVETLER AYRILIĞI İLKESİAv.Naim DemirciI) ANAYASA NEDİR :Anayasa, bir devletin temel kurumlarının nasıl işleyeceğini belirleyen, bazı ülkelerde yazılı, bazılarında bazı ülkelerde yazılı, bazılarında ise yazısız genel kabul görmüş kurallar dökümanıdır. Anayasa, bir devletin yönetim biçimini belirtirAnayasa ile bireylerin temel hak ve özgürlükleri güvence altına almış olup, ayrıca, bireylerin hak ve ödevlerini belirler.Anayasalar, değiştirilme biçimlerine göre sert ve yumuşak, yazılı olup olmalarına yazılı olan ve yazılı olmayan anayasalar, hükümlerin yazılım şekline göre, çerçeve anayasa veya olaylara dayalı (kazuistik) anayasa diye sınıflandırılırlar.Anayasa kavramı ile iki hukuki kavram gündeme gelmektedir. Bunlar;Maddî anlamda anayasa, devlet organlarının kuruluşunu, işleyişini ve bireylerin devlet karşısında sahip olduğu temel hak ve özgürlükleri belirleyen, yazılı veya teamülî, kuralların bütünüdür.Şeklî anlamda anayasa, normlar hiyerarşisinde en üst sırayı işgal eden ve kanunlardan farklı ve daha üstün bir usûlle konulan ve değiştirilebilen hukuk kurallarının bütünü olarak tanımlanmaktadır.II) KUVVETLER AYRILIĞI İLKESİ NEDİR :a) Hukuk Felsefesi açısından Kuvvetler ayrılığı ilkesi :Kuvvetler ayrılığı ilkesi, iktidarı oluşturan egemen güce, bu iktidarı veren kuvvetlerin (yasama, yürütme ve yargı) ayrı organlar tarafından yerine getirilmesi suretiyle, iktidarın (egemenliğin) mutlaklığı, sürekliliği, bölünmemesi ve devredilmesi suretiyle devletin yönetilmesi esasına dayanır. Bu ilkenin, hukuk felsefesi boyutundaki tarihsel gelişimine bir bakarsak;Kuvvetler ayrılığı ilkesini, ilk çağlarda, Aristo tesbit etmiştir. En iyi hükümet sistemini arayan bu filozof, devlet faaliyetlerini üç sahaya ayırmış ve har saha faaliyetlerini ayrı bir organa gördürmeyi tavsiye etmiştir. Buna göre, Meclisin “yasama” görevi yapması, idari ajanların yasaları uygulama “yürütme” göreve yapması ve yasalara aykırılığın yaptırımların ise mahkemeler tarafından “yargı” kapsamında yerine getirmesini öngörmüştür.Aquinolu Thomas’a göre; İktidar’ın kökünün Tanrı’da olduğu ve gücünü yeryüzünde kral ile yerine getirdiği, ancak, Kral’ın da, yasaya uygun yönetim, ortak yarara uygun yasalar ihdas etme, halkın sürekli denetim ve gözetimi (Meclis) ile sınırlı olduğunu kabul etmiştir.İbn Haldun; Devlet’in ekonomik ve güvenlik ihtiyacını karşılamak için biraraya gelen insanlardan oluştuğunu ve bu toplumun, “düzenleyici bir otoriteye” ihtiyaç duyduğun belirtmiştir. İbn Haldun’a göre, devlet düzeni sağlar, sorun çıkması halinde, yargıçlara başvurulur. Bu nedenle, düzenliyici otoritenin aslı fonksiyonunu yasama ve yürütme olarak öngörmekle, kentlerde, güçlü yargıçlar ve devlet insanları birbirlerine karşı korurken, kırsal kesimde bu koruma yaşlılar ile saygın büyüklerde olduğunu savunmaktadır.Machiavel ise; Prens adlı eserinde, Prensin kendi koyduğu yasalarla kendini sınırladığı yerde, halkın özgürlüğünün doğacağını ve Prensin kendi koyduğu yasalara, öncelikle, kendisinin itina ile uyması gerektiğini belirtmiştir.Aynı anayasada, Kralı, Soyluları ve Halkın gücün birleştirilmesi halinde, her birinin diğerini denetleyeceğinden, olumlu bir yönetim biçimi doğacağını kabul etmektedir. Dini hoşgörünün, devlet/toplum düzenini bozması durumunda korunmayacağını ileri sürmektedir.Jean Bodin’in görüşü ise; Din, devletleri birlik içinde tutacağını ve devletin temel ilkesini oluşturduğunu kabul etmektedir. Kralın, Tanrı’nın yeryüzündeki vekili olduğunu kabul eden bu düşünce akımında, devletin, soylu aileler tarafından ele geçirdikleri çeşitli sınıf ve yöntemlerle birlikte, egemen gücünün kudreti içinde hukuka uygun olarak yönetildiği bir sistemi öngörmektedir.Kuvvet olarak üç yeni kavrama dayanmaktadır; Aile (Soylular sınıfı), Egemen güç (Gücünü Tanrı’dan alan Kral) ve Devlete bağlı kuruluşlar (Bürokrat kesim)Egemenliğin, sürekli, bölünmez, mutlak olması nedeni ile tek kişinin (Kral) devleti yönetmesi ve diğer unsurların ise monarka yardım ettiği bir devlet sistemi öngörmektedir. Ancak, egemen, keyfiliğe kaymamak, ahlaki değerlere saygı göstermek, halkın iyiliği ve refahı ile devletin birliğini korumak ile sınırlı olduğunu belirtmektedir.Hobbes ise; toplumun insanların birbirlerinin kurdu (Homo homudus Lopus) olmaları nedeni ile doğal sebeplerle değil, bu korkunun getirdiği yapay bir şekilde biraraya gelerek devleti oluşturduklarını ve tüm hak ve özgürlerinden vazgeçerek, yönetimi egemene devrettiklerini öngörmüştür.Egemen’in ise, yasa ve gelenek ve göreneklerle sınırlı olduğunu kabul etmekle, ülkenin iç ve dış güvenliğini sağlama, mülkiye hakkını tanıma ve koruma, yasal savunma hakkını sağlama ile yükümlü olduğunu kabul etmektedir.John Locke; insanların hak ve özgürlüklerinden vazgeçmesinin sebebi olarak kişisel güvenliği ve suçluların cezalandırılması istemidir. 

1 5 1
2012-12-23T22:48:54+02:00

Bu model içinde devlet çeşitli birimlere ayrılmıştır, her birimin ayrı ve bağımsız gücü ve sorumluluk alanları vardır. Bunun yanında her birim bir diğerinin güç kullanımı üzerine sınırlamalar getirebilmektedir. Devlet birimleri genel olarak yasama, yürütme ve yargıdan oluşur. ABD sistemine göre bu birimler "hükümet birimleri" olarak adlandırılırken diğer sistemlerde "hükümet" yalnızca yürütme birimini ifade eder.

Kuvvetler ayrılığı ilkesinin taraftarları bu ilkenin demokrasiyi koruduğunu ve zorba, totaliter hükümetlere engel olduğunu savunurlar. Bu ilkenin karşıtlarına göre ise ilkenin demokrasiyi koruması bir yana bırakılırsa, kuvvetler ayrılığı aynı zamanda yönetimi yavaşlatmakta ve/veya yürütme diktatörlüğünü desteklemekte; hesap verilebilirliği düşürmekte ve yasamanın gücünü azaltmaktadır.

Günümüzde tam olarak uygulanan bir kuvvetler ayrılığı veya bir kuvvetler birliğinden söz edilemese de, pek çok yönetim sistemi açık bir şekide kuvvetler ayrılığı ya da kuvvetler birliği ilkesine dayanmaktadır[kaynak belirtilmeli].

 

1 5 1