Cevaplar

2012-12-24T17:38:22+02:00

Gözlerimi açtığımda ilk aklıma gelen, teknenin dümenini hızla gelen dalganın üzerine kırmam gerektiğiydi. Ay ışığının altında yağan sağanak yağmurdan sırılsıklam halde son anda fark etmiştim o siyah devi. Ulaşmam gereken tekneye çok az kaldığını, seyir fenerlerini seçmeye başladığımı ve rüzgarın giderek arttığını anımsıyorum. Sonrasını ise hiç hatırlamıyordum. O gece, fırtınanın içerisinde bir başıma kaldığım o kara gecede, son duyduklarım telsizden gelen fransızca yardım çağrılarıydı. Ben yarım saat önce marinada teknemde yatmaya hazırlanırken uyuyana dek açık olan telsizimden ilk “mayday” çağrısını duymuş ve hızla fırtınanın içine, söylenen koordinatlara doğru fırtına flokumu açarak, motor yelken yol almaya başlamıştım. Denizde ölüm ile yaşam arasında gidip gelmeye başlayan denizcilere yardım etmek için fazla zamanım yoktu, biliyordum. O dalga geldiğinde geç fark etmiş, dümeni son bir gayretle iskele alabanda yapmıştım. Sonrası tam bir boşluk…

Gözlerimi ovuşturdum dakikalarca. Bulanık görmeye devam ediyordum. Birden dikey durumda, sanki ayakta duruyormuşum gibi dikildiğimi fark ettim. Ama ayaklarım yere basmıyordu. Ayakta durmuyordum. Metal bir kalıbın içinde her yerimden kuşaklarla bağlı şekilde kımıldayamayacak kadar sıkı sabitlenmiş halde buldum kendimi. İlk aklıma gelen bitkisel hayata girmiş olmak ya da felç geçirmek idi. Kıpırdayamıyor, konuşamıyordum. Yapayalnız bir odada bir bitki gibi sessiz ve hareketsizce duruyordum. Çok üşüdüğümü ve soğuktan kaskatı kesildiğimi hissettim aniden. Kafamı kaldırıp odaya baktım. Duvarlar siyahtı. O gece gibi belli belirsiz bir ışık tepeden salınarak odadaki zifiri kırıyordu az da olsa. Kafamın üzerindeki metal tencere kapağı gibi başlığın üzerinde yanımda duran makineye bağlı onlarca kablo gördüm irkilerek. Odada başkaca ne bir eşya ne de biri vardı. Yalnız, loş ve soğuk bir yerde, ne olduğunu anlamadığım bir makineye bağlı, kıpırdayamadan duruyordum sessizce. Fırtına bitmiş miydi? O Fransız denizcilere ne olmuştu? Teknem neredeydi? Neler oluyordu…
Burası bir hastaneye benzemiyordu. Hem beni tedavi ediyorlarsa neden dik ve bağlı vaziyete duruyordum. Bu yoksa bir kabus muydu? Ölmüş müydüm? Neredeydim ben ? Bunları düşünürken kendimden geçip bayılmışım…


Göz kapaklarımı yeniden araladığımda başımda duran iki kişi ;
“ Bu ana tanık olmak inanılır gibi değil”, “ Nihayet başardık” gibi bir şeyler mırıldanıyorlardı. Sanki hayranlıkla sanki minnetle sanki gururla bakıyorlardı gözlerimin içine. Bunlar da kimdi ? Beni nereden tanıyorlardı? İçlerinden biri “ Her şeyi anlatacağız merak etmeyin, sadece yavaş ve sakince olanları aktarmamız gerekiyor size, şok ya da benzeri bir depresyon haline karşı birazdan sizi başka bir yere alacağız, konsey bugüne hazırlandı, merak etmeyin. Siz ilksiniz, ilk…gerçekten inanılmaz bir an bu… sonunda başardık işte… başardık…” dedi ve sonra odadan hızla çıkıp gittiler.
Bu kez yatay ve büyükçe bir su yatağının üzerindeydim. Solumda perdeleri kapalı bir pencere, sağımda ise duvarda bir tablo ve takvim vardı sadece. Ama yine bağlı ve sabit bir haldeydim. Meraklar ve endişeler içinde çaresizce düşünürken gözüm birden takvime takıldı. 14.Ağustos.2410. Daha neler dedim kendi kendime. Ağustos tamam, kaçak fırtınasına yakalandık hatırlıyorum, fırtınada batma tehlikesi geçiren ve telsizden acil yardım çağrısı yapan, seslerinden yaşlı olduklarını düşündüğüm iki Fransız yelkenciyi, teknelerinde hayat mücadelesi veren karı koca denizci iki insanı kurtarmak için hiç düşünmeden, tereddüt etmeden dalmıştım o deli fırtınanın içine gecenin kör karanlığında...
İyi ama 2010 nasıl 2410 olabilirdi ki ? 400 yıl bitkisel hayatta kalıp, yeniden gözlerini açmak ömrü 100 seneyi bile bulmayan ölümlü bir fani için olasımıydı ?!
Bir süre sonra kapı açıldı ve içeri giren 3-4 kişi beni bağlarımdan çözüp bir tekerlekli sandalyeye oturttular. İçlerinden en yaşlı ve beyaz saçlı, mavi gözlü olanı yavaşça eğilip gözleri gözlerimin hizasına gelince durdu.

2 4 2