Cevaplar

2012-12-24T22:39:57+02:00
Giris




Baslangıcı insanlık tarihi kadar eskilere uzanan din, tarihin her döneminde bireyleri ve toplumları etkileyen en önemli kurumlardan birisi olmustur. Öyle ki, ne kadar eskiye gidilirse gidilsin, insanın var oldugu her yerde her hangi bir dine mensup olmayan insanlara rastlanmakla birlikte, dini olmayan1 bir toplum bu güne kadar görülmemistir. 2 Nitekim, 
günümüzün en önemli dinler tarihçilerinden kabul edilen M. Eliade de, ilk insanın “dindar adam” oldugunu ve anlamlı bir dünyanın ancak kutsalın kesfi ile mümkün olabilecegini3 ileri sürmüstür. 

Tarihsel süreçte, toplumların geçirdigi degisim süreçleri içinde sosyal bir karaktere sahip olması, inananlarına belli bir takım degerler ve semboller sistemi vererek bir zihniyet kazandırdıgı için merkezi bir yer isgal etmis bulunan din, bu önemi sayesinde baslangıçtan beri sosyolojinin imtiyazlı konuları arasında yerini almıstır. Nitekim, Pozitivist felsefenin en önde gelen temsilcilerinden birisi olan ve sosyoloji ilminin isim babası olarak kabul edilen A. Comte’nin din sosyolojisi tamamen dinî bir karaktere sahiptir. Öyle ki, O’nun eserlerinde sosyoloji ve din kavramları, adeta bir ve aynı seyi ifade eder gibi görünmektedir.4 Yine, sosyolojik anlayısını ‘kollektif suur’ düsüncesinde birlestirerek, ‘kollektif suur’u müsterek tasavvurların bütününden ibaret sayan Durkheim’e göre, 



‘kollektif suur’un temelini dinî inançlar olusturmaktadır. Din kurumunu toplumsal hayatın özetlenmis yetkin bir örnegi seklinde gören Durkheim, dinin kaynagını topluma dayandırmıs,5 böylece dini, sosyal tecrübenin bir yansıması olarak ele almak suretiyle, kutsal ile sosyalin aynı seyler oldugunu kaydetmistir.6 Dolayısıyla, din gibi özünde insan ve toplumu asan ve ilahi olan bir realiteyi insana ve topluma irca etmek suretiyle, dinin ‘süjesi’ ile ‘objesini’ (tapanla tapılanı) karıstırmıs ve hataya düsmüstür.7 Böylece, Comte ve Durkheim, sosyolojiyi teolojiyle bir tutarak, toplumla uluhiyeti bir tutmuslardır ki, Wach bunu ‘gülünç bir yanlıs anlama’ olarak degerlendirmektedir.8 Aynı sekilde, Weber de, öteki toplum olayları gibi, din olaylarına da birer ‘ideal tip’ gözüyle bakmak suretiyle,9 arastırmalarını daha çok, dinî olaylar ile ekonomik olaylar arsındaki iliskiyi aydınlatma üzerine yogunlastırmıstır.10



Insanlıgın en eski dönemlerinden itibaren ayrılmaz bir parçası olarak, onun hem zihin dünyasında hem de eylemlerinde etkisini hissettiren din11 kavramının anlasılması, özellikle onun, toplumsal düzeyde ne tür etkiler yarattıgı konusu, günümüzde din sosyolojisinin temel konusunu olusturmaktadır. Bu anlamda din sosyolojisi din ve toplum arasındaki karsılıklı etkiyi, münasebeti sorgulayan ve anlamaya çalısan bir bilim dalı olarak karsımıza çıkmaktadır. 



Ancak, bu iliskinin niteligine geçmeden önce, sosyolojik açıdan dinin tanımının





yapılmasının, konuya daha derinlik kazandıracagı kanaatindeyiz.




Sosyolojik Açıdan Din



Insanlık tarihinde bu denli öneme sahip olan din hakkında kesin bir tanım yapılabilmis degildir. Zira, Er’in de belirttigi gibi; bir degil, bir çok din vardır. Bu nedenle din bilimleri sahasında tam bir din tanımı yapılmamıstır.12 

Kavram olarak askın bir varlıga baglanma ve bu inancın gerektirdigi düsünce ve uygulamaların bütünü seklinde ifade edilen din, bir inanç, ibadet ve ahlak sistemidir. Ancak, bir inancın sosyal geçerliligi ya da sosyal baglayıcılıgı varsa, o inancın sosyolojik din oldugunu söyleyebiliriz. Sosyolojide din, fert ve cemiyetle olan münasebeti bakımından, psikolojik ve sosyolojik bir olgu olarak karsımıza çıkmaktadır. Tek inanca inanmak, inancın bir sistem olarak idrakinden dogan psikolojik tatmin sagladıgından ferdi alâkadar eden psikolojik bir yöne; sosyal bütünlesmeyi teminederek cemiyeti alâkadar ettigi için de sosyolojik bir yöne sahiptir.

0
En İyi Cevap!
2012-12-24T22:40:03+02:00

Bireyin dinini kendi içinde yaşaması ve soranlara anlatması kadar doğal bir hakkı yoktur. Zira insan inandığı şeyi yaşatma hakkını doğuştan alır. Lakin kimsenin merak etmediği bir yerde, kendisine kimsenin sormadığı halde bir insan bir dini sürekli anlatıyorsa.. Anlatırken sizin duygularınızı tavan yaptırtmak için hep ölümden bahsedip, sevdiğiniz insanların ölüleri üzerine konuşuyorsa. Yaşamadan asla bilemeyeceğiniz doğru veya yalan olduğunu ancak yaşayarak öğreneceğiz bir takım şeyleri birden fazla fakat her seferinde farklı yoldan anlatıyorsa o kişiden şüphe edin. O dini fırsat olarak kullanıp kendi manfi veya daha değişik çıkarları için sizi kullanıyordur.

 

 

Din-Toplum ilişkisi

 

 

                                                                                                                                                                                                                                             Güvenç Şensoy

Bu yazıda, din-toplum ilişkisini açıklamaya çalışan teoriler incelenecektir. İlk olarak Batı’da dine yaklaşımlarla ilgili bilgi verildikten sonra yine batıda dinin geçirdiği evreler anlatılacak, sonrasında giriş cümlesinde de belirtildiği gibi, seçilen iki sosyologun din-toplum ilişkisini açıklama amaçlı ortaya atmış oldukları teoriler tanımlanacaktır. Son olarak da kendi görüşümüz eklenecektir.

Din, batının geçirdiği farklı dönemlere rağmen her zaman üzerinde, olumlu yada olumsuz da olsa, konuşulan bir kavram olmuştur. Biz bu dönemleri, kilisenin hakim olduğu ortaçağ, aydınlanmayla beraber hakim olan modern dönem ve son olarak da 60 sonrası dönem olarak ele alacağız. Bu ayrımda ilk bakışta modern dönem ile laik dönem birbiri içerisine girmiş olduğu görülmektedir. Aydınlanmayla beraber dinin etkisinin azaltılması sonucunda hayattan uzaklaşan din ile, modern dönemin din karşıtı tavrını bir tutmak teknik anlamda yanlış dahi olsa, iki dönemi de aydınlanmayla ilişkilendirdiğimiz için bunda bir mahsur olmayacağına hükmettik.

 

 

 

1 5 1