Cevaplar

2012-12-29T19:41:55+02:00

Bu şiirin taşıdığı önemi anlayabilmek için,şiirin yazıldığı dönemi bilmek gerekir.Dönemin Türk ve dünya tarihi açısından nasıl acılı ve çalkantılı bir süreci karşıladığı hatırlanmadıkça,söylenenler boşlukta kalacaktır.
Faruk Nafiz,18 Mayıs 1898´de İstanbul´da dünyaya gelir.Bu tarih onun,çocukluğunu ve gençlik dönemini kapsayacak Balkan ve I.Dünya savaşları ile işgal felaketi ve İstiklal Savaşı yıllarının canlı tanığı oluşuna denk düşer.Ülkemizin,bugün geldiği noktadan geriye gitmeden gelişme düzeyini nasıl anlayamazsak,şairin Anadolu coğrafyasındaki üç günlük zorlu ve zorunlu yolculuğunu da anlayamayız.Yine,kuruluş sancıları çeken genç
Cumhuriyet´imizin siyasi,kültürel tercihlerini doğru anlamadan şiir kurgusunu çözmek olanaksızdır.

şiirin ilk altı dizesini alırsak,uyak düzeni şöyledir:

""""""""-a(şakladı)

""""""""-a(durakladı)

""""""""-b(demir yaylar)

""""""""-b(kervansaraylar)

""""""""-c(duya duya)

""""""""-c(Orta Anadolu´ya)

Şekil yönünden şiiri tamamlayan bir başka öğe ise,asıl şiirin içine bilerek,dörtlükler halinde yerleştirilen ve asla "dekoratif" olmayan;şairin konakladığı yolu üzerindeki hanlarda,oda duvarlarında parça parça okuyup takip ettiği,mahlasından "Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış" olduğu anlaşılan bir halk şairinin,yine halk şiiri geleneğine uygun koşma tarzındaki üç kıtalık şiiridir.
İstanbullu şairin söylediği Divan şiiri geleneğini temsil eden asıl şiir ile bu şiirin içine konulan halk şiirinin buluşması,kültürel ve siyasi anlamda Cumhuriyet Türkiyesi´nin "halkçılık" ve "kültür milliyetçiliği" ilkelerinin,Türk-Osmanlı uygarlığının beşiği İstanbul ile barıştırılmasıdır bir bakıma. Buna;uzun yıllar ihmal edilmiş Anadolu 
insanının,bu ihmalde büyük kusuru bulunan,ülkesini İstanbul´dan ibaret zanneden sırça köşkündeki Osmanlı aydını ile duygu örtüşmesi de diyebiliriz.
Şiire,bu açıdan bakıldığında,şiir planının üç temel öğe üzerine kurulduğunu söylemek uygundur.Bunlar:
1.Şairin kendisi ve bakış açısı
2.Şiiri ve yazgısıyla Anadolu insanını temsil eden Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış adlı halk şairi
3.Hanları,insanları ve çetin doğa koşullarıyla Anadolu coğrafyası
Şiire adını veren "Han Duvarları" ise,iki yönden önemli görünüyor:
1.İstanbullu şairin,temsilcisi olduğu Osmanlı aydını bakışını derinleştirme ve eleştirme olanağını veren kendisiyle yüzleşmeyi teşvik edici işlevi.
2.Aynı hanlarda konaklamış,ama çok daha zorlu koşullarda yaşamış Anadolu insanının duygularını ve yazgısını izlemeyi kolaylaştıran duvarlardaki yazılı notların şaire ve şiire yansıyan etkileri.
Şiirin düzenlenmesine baktığımızda,merkezinde Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış´ın şiiri ve kaderiyle örtüşen şiir planının dört bölümden oluştuğu görülüyor:
1.Giriş(Yola çıkış ve ilk izlenimler)
2.Gelişme(Hanlardaki yaşantı,insan tipleri ve duvardaki bir halk şiiriyle ilk temasın üzerindeki etkileri)
3.Düğüm(Duvardaki şiiriyle tanıdığı ve merak ettiği halk şairinin kimliği,akıbeti)
4.Sonuç(Hanları,yolcuları,duvar yazıları ve coğrafyası ile Anadolu´nun şairde bıraktığı izler)
Giriş bölümü,üç gün sürdüğü anlaşılan yolculuğun ilk gününe ait yol ve çevre izlenimleriyle,şu dizelerle başlar:
"Yağız atlar kişnedi,meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar..."

Bu dizeler,şairin İstanbul dışına çıkışını;alışılmış ve nisbeten yüksek imkanları olan bir şehir hayatını terk edişle gelen bir duygu şokunu haber veriyor.Çünkü,İstanbul "her yaneden ayağına altın akıp gelen" bir merkezdir ve merkezden dışarıya;yani "taşra"ya savruluş söz konusudur.İstanbullu şair,bu ruh hali içinde başlar yolculuğuna:

"Gidiyordum,gurbeti gönlümde duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu´ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı,ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık."

Mevsim de,şairin bu ruh durumuna uygundur.Tanzimat ve Servet-i Fünun dönemi dahil,Batı edebiyatı etkilerine açık edebiyatımızın,izleri günümüze kadar gelen ve İstanbul aydınlarının peşini bırakmayan bu marazi ruh hali,FarukNafiz´i de yakalamış görünüyor:

"Gök sarı,toprak sarı,çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları."

Ancak bu doğa betimlemesinin dekoratif olmadığını;gerçekçi ve yolculuğun zorluğuna işaret edici işlevinin daha görünür olduğunu kabul edelim.Şiir boyunca,şairin dikkatlerine baktığımızda,gördüğümüz şu:Şairde resim terbiyesi almış "ressam" gözü var ve sözcüklerden küçük fırça darbeleriyle güzel tablolar oluşturuyor.Aslında buna şaşırmamak gerekir.Çünkü,son dönem Osmanlı aydını,minyatürden ve tehzipten başka resim bilmeyen Divan şairlerinden daha şanslıdır.Batı´nın modern resim anlayışı ile tanışmış,fotoğraf sanatının büyüsünü fark etmiş bir kuşak yetişmiştir.
Şair,Anadolu coğrafyasını bu nedenle;bir ressam gibi,bir kamera arkasından bakan fotoğrafçı gibi izliyor.Onun ruhuna düşürdüğü etkileri takip ediyor yol boyunca.Anadolu hakkındaki fikri keskinleşiyor 

0
2012-12-29T19:42:23+02:00

Han Duvarların bulunan bir yazı internetten buldum

0