Soru

bernaakgun24 kullanıcısının avatarı

şehirlerin gelişme ve sorunları

gönderen Bernaakgun24

Daha fazla açıklamaya mı ihtiyacın var? Sor!

Bu soruyu Bernaakgun24 kullanıcısına sor...

Cevaplar

Cevaplar

2
Silinmiş hesap kullanıcısının avatarı
Silinmiş hesap cevapladı
Şehirlerin gelişmesi ve sorunları hakkında


Türkiye nüfusunun yüzde 70’i kentlerde yaşamaktadır. Son 50 yıldır ekonomik-sosyal ve son 16 yıldır süren olan çatışma ortamı nedeniyle süren iç göçler sonucu kentlerin nüfusu hızla artmıştır. Yakın bir gelecekte ülke nüfusunun yüzde 85’nin kentlerde yaşacağı öngörülmektedir. 

Türkiye’de, kentsel sorunların kaynağı, İkinci Dünya Savaşı sonrası tercihlerine ve bu tercihlerin uygulanmasına dayanmaktadır. Truman Doktri’nine dayalı olarak ABD ile Türkiye arasında 1947 yılında imzalanan “Yardım Anlaşması” bir dönemin de başlangıcıdır. 




17. Stand-By anlaşmasını Aralık 1999’da imzalayan Türkiye’nin IMF serüveni bu dönemde başlıyordu. 14 Şubat 1947’de IMF’ye giren Türkiye, parasını yüzde 100’ün üzerinde devalüe ediyor ve yakın tarihinde ortaya çıkan tüm ekonomik krizleri IMF’nin istikrar programları ile çözmeye çalışmanın ilk adımını atıyordu. 

Tarım sektöründe 1950’lerden itibaren büyük değişmeler olmuştur. Tarımın teknolojik yapısında, işlenen toprakların mülkiyetinde ve tarıma ayrılan kredilerin dağılımındaki değişmeler sonucu olarak ortaya çıkan mülksüzleşme, işsizlik, yüksek orandaki nüfus artışı büyük bir nüfusun tarımdan kopuş sürecini başlatmıştır. Karayolu ulaşımındaki hızlı gelişme mal ve insan akımını hızlandırmıştır. Bu olgu gerek tüketim gerek üretim mallarının kolaylıkla dolaşımını hızlandırmış, başka bir anlatımla tüketim toplumunun koşullarını hazırlamıştır. 

Kentlere göç akışı, 1960’larda otomotivi de içine alarak gelişen ve çeşitlenen, gümrük duvarları ve teşviklerle korunan, desteklenen montaj sanayine ucuz işgücü sağladığı için özendirilmiştir. 1950-1965 yılları arası tüm Türkiye’de kentleşme hızının yüzde 6’lar düzeyine tırmandığı yıllar olmuştur. Kentlerin hemen yakınlarında seçilen sanayi alanlarının etrafı gecekondularla doluyordu. 

1- GECEKONDULAŞMA : İmar ve yapı işlerini düzenleyen kanun ve yönetmeliklere bağlı kalınmadan ve genellikle devlet arazisi üzerine izinsiz olarak yapılan konutlar yurdumuza gecekondu olarak adlandırılmaktadır. Kaçak yapılaşma ürünüdür. Kentlerin çevresinde yapılarak ayrı semtler oluşturur. Bu kesimler kırsal kesimden kentlere olan göçün doğurduğu sağlıksız kentleşmenin göstergesidir:Buraları altyapı hizmetlerini tam olarak bulunmadığı yerlerdir. Bunun için sağlık yönünden bazı sakıncaları bulunan yerleşim üniteleridir. Buralar çok hızlı ve plansız büyüdüğü için belediye hizmetleri yeteri kadar götürülmemektedir. 

Gecekondu kendini toplumsal bir olgu olarak kabul ettirmiş ve 1996’da çıkarılan 775 sayılı “Gecekondu Kanunu” ile imar hukukuna girmiştir. Gecekondu bölgeleri tasfiye, ıslah ve önleme bölgeleri olarak sınıflandırılımış ve bu bölgeler için ayrı bir imar düzeni kabul görmüştür. 1970’lerden sonra İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentlerdeki gecekondu sürecinde niteliksel değişmeler başlamıştır. Gecekondu, karşılanamayan barınma ihtiyacının doğurduğu bir sorun olmaktan çıkıp rant kaynaklı bir kaçak yapılaşmaya, 1980’lerden itibaren ise, kaçak yapı sorunu “kaçak kentler” sorununa dönüşmüştür. Bugün gelinen aşama, 3, 4 ve daha yüksek katlı yapılaşma süreci ile gecekondudan çok kaçak yapıların egemen olduğu bir kentleşmedir. 

Gecekondu alanları süreç içinde kendine özgü bir değişim geçirmiştir. Bu değişim, bir yandan bu alanda yaşayanların kente tutunma çabaları, diğer yandan popülist ve himayeci siyaset pratikleri içinde biçimlenmiştir. 1950’lerden bu yana genişleyerek sürdürülen, kârın maksimize edilmesine dayalı, tutarlı bir konut ve arsa politikasının izlenmemiş olması, hazine topraklarının işgaline göz yumulmasını ve kent çevresinde hisseli parselasyonla toprakların küçük parçalara bölünmesini geliştirmiştir. 

Kaçak ve denetimsiz yapılaşma
1980’li yıllardan itibaren kent merkezlerinde oluşan rant, ülke ekonomisine ve politikasına yön veren bir öneme ve büyüklüğe ulaşmıştır. Sağlıklı kentler yerine bunaltıcı yapılaşmalar ve insan yığılmaları oluşmuş, kent mekânları rantın aracı olarak görülmeye başlanmıştır. 

Faaliyet alanı finans ve sanayi olan sermaye grupları da “toplu konut” projelerine yönelerek, boyutları giderek artan kentsel rantlara el koymaya başlamışlardır. İmar planları, kentin geleceğini yönlendiren bilimsel ve hukuki belge olmaktan çok, rantların yaratılması ve dağıtılmasını düzenleyen belgeler haline gelmiştir. 1980 sonrası geliştirilen ve desteklenen belediyecilik anlayışı, çıkarılan imar afları, beldelerin ilçe ve ilçelerin il yapılması kararları vb. düzenlemelerle “kaçak ve denetimsiz” yapılaşma teşvik edilmiştir. 



  • Yorumlar
  • Şikayetim var!
  • Teşekkürler (0)
  • oy ver

Yorumlar

Bu cevap için yorumunu buraya yaz...
karatas197619 kullanıcısının avatarı
Karatas197619 cevapladı
zxdcfgvbnmö
 e           



fghjklyhbrfededctgü


  • Yorumlar
  • Şikayetim var!
  • Teşekkürler (0)
  • oy ver

Yorumlar

Bu cevap için yorumunu buraya yaz...