Soru

basaktunali2001 kullanıcısının avatarı

Güven ile ilgili hikaye şeklinde kompozisyon yazacağımda fikir verebilir misiniz ne gibi şeyler yazabirim ????????????

gönderen Basaktunali2001

Yorumlar

Bu soruyu Basaktunali2001 kullanıcısına sor...

Cevaplar

Cevaplar

2
Silinmiş hesap kullanıcısının avatarı
Silinmiş hesap cevapladı
Hayatta En Önemli Şey Güven Duygusudurİnsanların birbirlerine olan karşılıklı sadakatlerine güven adı verilmektedir. İki ya da daha çok insan arasında oluşan bu bağ birbirlerine olan inançlarının göstergesidir. Kimidurumlarda bu taraflardan birinin hüsranı ile sonuçlansa da hayatta karşımıza çıkan her türlü kötülükte sığındığımız insanlar gerçekten güvendiğimiz insanlar olmaktadır.Kişiler bir iş yaparken karşılıklı güven duyguları içerisindeyse sorunlar ortaya çıkmaz. Ancak esas önemli olan şey güven duygusunun karşılıklı hissedilebilmesidir. Sık sık yalanların, perde arkası olayların gerçekleştiği durumlarda güven duygusundan söz etmek mümkün değildir.  Özellikle eşler arasında bu en önemli problemlerdendir , çiftlerden birinin diğerine güveni azalmış ise ne yapılırsa yapılsın bu güven geri kazanılamayabilir.İş hayatında da durum aynı şekilde ilerlemektedir. İşveren veya işçinin çalışmasında bir kusur fark edildiği takdirde tüm gözler onlara çevrilecektir.Günlük hayatta sık sık ortaya çıkan güven sorununu yok etmek insanların hareketleri ile değişebilir.  Yalandan , gizli işlerden kaçınan insanlar samimi davranışlar göstererek insanların güvenini kazanabilmektedir ve bu duyguyu hisseden insanlar daha mutlu hayat sürmektedir.
  • Yorumlar
  • Şikayetim var!
  • Teşekkürler (0)
  • oy ver

Yorumlar

Bu cevap için yorumunu buraya yaz...
merasipmel kullanıcısının avatarı
Merasipmel cevapladı
İnsanların dört şekilde öğrendiği belirtiliyor: Görsel olarak, uygulayarak, kavramsal olarak ve dinleyerek. Bazılarımız bunların birkaçını birden kullanarak öğreniyor. Bazılarımız ise sadece birini. Bazılarımız dört yolla da öğrenebiliyor ama bunlardan bir tanesinde daha iyi. Örneğin, kimisi kendisi yaparak öğrenir. Otomobil sürebilme, pek çok kişi için yaparak, bizzati otomobil sürerek daha iyi öğrenilebilen bir yetenektir.Özellikle bir yeteneği elde etmek için gerçekleştirilen öğrenmelerin önünde iki temel engel bulunur. Birincisi öğrenme durumunda olan kişinin öğrenme modeline uygun olmayan bir süreç söz konusu olabilir. Örneğin, yaparak öğrenme tarzı olan birisine sadece kavramsal açıklamalar yapmak gibi. Böyle bir durum öğrenen kişi açısından öğrenmeyi o an ve gelecek için engelleyici bir nitelik taşır. Hatta bu öğrenme sorunu, kişiyi gelecekte başka yetenekleri edinme durumu karşısında da zor durumda ve endişe içinde bırakır.Herhangi bir konuyu, bir sorunun cevabını öğrenmek yada yeni bir yetenek edinmek için öncelikle insanın içindeki korkuları yenmesi, ilk denemelerde başarısız olmayı önceden kabullenmesi gerekir. Bir şeyi gerçekten öğrendikten sonra yapamamak can sıkıcıdır. Ancak bir şeyi öğrenme aşamasında yapamamaktan daha doğal bir durum yoktur. Thomas Edison, ampulün keşfine doğru giden binlerce başarısız denemeyi yaşarken hiç vazgeçmemiştir. Tam tersine her başarısız denemeyi bir öğrenme saymıştır. Hatta daha sonradan bir gazetecinin kendisine yönelttiği soru karşısında ampulün icadıyla ilgili şöyle cevap vermiştir: “Ampul, bin hatalı deneyin değil; binbir aşamalı bir keşif sürecinin sonucudur.”Türkiye’deki toplumsal baskılar, insanların öğrenmesini engellemektedir. Türkiye’deki tuhaf toplumsal statü sorunu insanları, birşeyleri öğrenmekten çok başarısız görünmemeye itmektedir. Bu öyle bir hastalıktır ki, başarısız görünmemek için öğrenme denemelerinden kaçınılır. Hiç kimse suya girdiği ilk anda bocalamadan yüzemez. Bir şeyleri yapabilmeyi öğrenmek için, ilk önce denemek gereklidir. Bu denemelerden ders çıkarmayı başarabilenler öğreneceklerdir.Öğrenme Sürecindeki TehlikelerÖğrenme sürecindeki en büyük tehlike, “ben yaptım oldu” yaklaşımıdır. MFÖ bir şarkısında, “…şiir yazdın ama şair oldun sanma!” der. Bir şeyi yaptığınızda o şey olmaz. Bir şey gerçekten o alanın küresel kriterlerine göre yapıldığında olur. Bu kriterleri de bilmiyorsanız, yaptığınızın olup olmadığını da bilemezsiniz. Bir şeyi yapmak için denemenin sonucunda “oldu” diyerek çıkmak, Türkiye’de fazlasıyla eleştirilen popçulara özgü sanılmaktadır.  Halbuki, kriterlerden bağımsız olarak “oldu” deme hastalığı yaygın bir hastalıktır. İşletmelerden, üniversitelere oradan politikaya hatta yemek yapmaya kadar gider. Restoranlardan adı ile içeriği arasında hiçbir ilişki olmayan yüzlerce yemek sunulur. Kriterlerden bağımsız “oldu” deme hastalığı o kadar yaygındır ki, norm haline dönüşmüştür. Gerçek bir “öğrenici” için “oldu” diye bir kavram yoktur. Olması gereken neydi, ben ne kadarını başarabildim sorusu vardır

  • Yorumlar
  • Şikayetim var!
  • Teşekkürler (0)
  • oy ver

Yorumlar

Bu cevap için yorumunu buraya yaz...