Atatürk ölümsüzdür çünkü ilkeleriyle,düşünceleriyle Türk milletine yol göstermektedir. İnsanlar ölür, düşünceler yaşar.................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................... kompozisyon yazalım acill düzgün olsun.

2

Cevaplar

  • Eodev Kullanıcısı
2012-12-31T13:38:19+02:00

Atatürk'ün din anlayışı ve din konusunda izlediği politika, onyıllardır bazı çarpık yorumların ve yanlış anlamaların hedefi olmuş bir konudur. Kendi materyalist felsefelerini Atatürk'e mal ederek meşrulaştırma çabası içine giren bir kısım din aleyhtarı marksist çevreler, Büyük Önder'in laiklik ilkesini "din aleyhtarlığı" gibi yorumlamaya çalışmışlardır ve halen de bu çabayı sürdürmektedirler. Oysa tarihsel gerçekleri, Atatürk'ün dine bakışını ve uyguladığı din politikasını incelediğimizde, çok daha farklı bir tablo ile karşılaşırız: Atatürk, hem son derece samimi bir dindardır, hem de Türk milletini ayakta tutan değerlerin başında gördüğü dinin toplum tarafından anlaşılması ve doğru uygulanması için büyük bir çaba göstermiştir.

0
2012-12-31T13:47:32+02:00

Millî bayramlar ve anma günleri, hiç şüphesiz, bir milleti oluşturan bireylerin, birlik ve beraberlik duygusunu en yoğun olarak yaşadığı günlerdir. Milleti oluşturan bireyler, bu millî günlerde, millî dayanışma ve birlik ruhu içinde, kendi milletlerine ait olma heyecan ve coşkusunu yaşarlar. Millî ülkülerini değişik platformlarda dile getirmenin ihtiyacını duyarlar. Böyle günlerde, gündelik yaşamın kaygılarından uzaklaşılır, geçmişin sağduyulu bir biçimde değerlendirilmesi yapılır. Kısır görüşler bir yana bırakılır; geleceğe daha yüksek bir idealle bakılır. Bu ruh halinin önemini Gazi Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetin onuncu yıl kutlamalarında verdiği ünlü nutkunda: “Türk Milleti, millî birlik ve beraberlikle bütün güçlükleri yenmesini bilmiştir” sözleriyle açıklar1.

Türk Milleti’nin yakın tarihi, anılmaya ve kutlamaya değer bu tür büyük olaylarla doludur. Bu olayların en önemlisi ise hiç şüphesiz, Türk Milleti’nin Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirmiş olduğu, batılıların ‘Türk Mucizesi’ adını koydukları çok yönlü, çok boyutlu bir süreç olan Türk Kurtuluş Savaşı ile, bu savaşın sonunda gerçekleştirilen büyük Türk İnkılâbı’dır2. Bu büyük inkılap hareketi, dünyanın en görkemli ve kendi doğal ortamı içinde en önemli olaylarının başında gelmektedir. Atatürk, bütün farklı kültürlerin birleştiği bir noktada cereyan etmiş olan bu büyük olayı: “Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkının tamamen asri ve bütün mana ve biçimiyle uygar bir topluluk haline getirmektir. İnkılabımızın gerçek ilkesi budur” diyerek açıklar3.

Atatürk’ün yalnızca bu sözleri bile, Türk İnkılabı’nın ne denli kapsamlı bir inkılap olduğunu anlamamız için yeterlidir. Bu inkılap, pek çok devrimden farklı olarak, içinden doğduğu sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel yapıyı kökten değiştirme amacını gütmektedir. Sosyal bir olgu olarak her inkılâp hareketinin geçirdiği bir takım evreler vardır. Bu evreler: 1- Fikrî hazırlık; 2- İhtilal (Egemenliğin el değiştirmesi); 3- Kurumların ve kavramların yerleştirilmesi süreçleridir. Türk İnkılabı da, bu üç evreyi birbirini izleyen merhaleler halinde yaşamıştır. Türk Kurtuluş Savaşı, bu büyük inkılâp hareketinin ikinci safhasını oluşturur. Öyle ki, bu büyük tarihsel olgu, yalnızca Türk Milleti’nin ve işgal altındaki Türk Yurdu’nun, Türk Milleti’nin “Ya İstiklal, Ya Ölüm” parolası etrafında kenetlenerek vermiş olduğu ölüm kalım mücadelesi sonucunda işgalcilerden kurtarılması ya da egemenliğin padişahtan alınıp, millete verilmesi süreçlerinden oluşmaz. Bunun yanında, bütün ezilen mazlum milletlere örnek olarak, onlara özgürlük ve bağımsızlık yolunu açmıştır4. Her safhası birer destan olan bu görkemli hareketin her günü, millî gün olarak anılmaya değer önem taşımaktadır. Örneğin Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas Kongreleri, I. ve II. İnönü Savaşları, 28 Ocak 1920 tarihli Misak-ı Millî, Sakarya Savaşı, Tekalif-i Milliye Emirleri böylesine önem taşıyan pek çok olayın yalnızca birkaçıdır.

Bu önemli olaylar arasında yer alan dört önemli tarihsel olay, günümüzde, ulusal Türk bayramları olarak anılıp kutlanmaktadır. Bu Milli Türk Bayramları şunlardır: 1-19 Mayıs: Gençlik ve Spor Bayramı; 2-23 Nisan: Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı; 3-30 Ağustos Zafer Bayramı; 4- 29 Ekim: Cumhuriyet Bayramı…

Bu dört önemli tarih, tarihsel oluşum sıraları ve anlamlarıyla Türk Kurtuluş Savaşı’nın en önemli evrelerini oluştururlar. Bu dört önemli millî gün, Türk Kurtuluş Savaşı’nın mükemmel bir panoramasını ortaya koymaktadır. Diyebiliriz ki, Türk Kurtuluş Savaşı, 19 Mayıs 1919, 23 Nisan 1920 ve 30 Ağustos 1922 tarihlerinin manevi üçgeninde oluşmuş, bunun sonucunda da, 29 Ekim 1923’te çağdaş Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. 19 Mayıs 1919, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’da Anadolu topraklarına ayak bastığı ve Türk Millî Mücadelesi’ni başlattığı gündür. Bu tarih, aynı zamanda, Anadolu İhtilal Hareketi’nin de başlangıcıdır. 23 Nisan 1920, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı, 30 Ağustos 1922 tarihi de, Başkumandan Meydan Muharebesi’nin Türk Milleti için zaferle sonuçlanmış olan gerçekleşme tarihidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk Milleti’nin tarihinin en karanlık ve ümitsiz günlerini yaşadığı bir sırada, milletinin boynuna geçirilmek istenen esaret zincirini kırmak üzere, 19 Mayıs 1919’da, Samsun ufuklarında bir sabah yıldızı gibi doğmuş; 23 Nisan 1920’de, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açarak, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atmış 30 Ağustos 1922’de, Dumlupınar’da gerçekleşen Başkumandan Meydan Muharebesi’nde, düşmanın belkemiğini kırarak, milletine aydınlığa ve uygarlığa giden yolun kapılarını açmıştır. Bu sürecin sonunda da, O’nun; “Benim en büyük eserimdir” dediği cumhuriyet ilan edilmiştir.5

Türk Ulusal Bayramları’nın tarihsel anlamları ve bayram olarak kabul edilişlerinin tarihsel seyri şu şekilde ele alınabilir:

1-19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı :

I. Dünya Savaşı’nın sonunda Osmanlı Devleti’nin fiilen ömrünü tamamladığına inanan Gazi Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu (Sonradan 3. Ordu) Müfettişi sıfatıyla, 16 Mayıs 1919’da maiyeti ile birlikte Bandırma Vapuru’na binerek, akşam üzeri, İstanbul’dan Samsun’a gitmek üzere hareket etmişti. 17-18 Mayıs günlerinde, İnebolu ve Sinop üzerinden geçen Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919 sabahı, Samsun rıhtımından Anadolu topraklarına ayak basmış

2 3 2