Cevaplar

2012-12-31T18:43:02+02:00

Akşit Göktürk’ün Sözün Ötesi adlı bu yapıtı üç ana bölümden oluşuyor: Yazın, çeviri sorunları, dil-kültür.Kitabın ilk bölümünü anlatan bu özet de, Göktürk’ün yazınsal iletişim, okuma edimi, yapıtın anlamlandırılması gibi konularla J. Conrad, V. Woolf, İngiliz romantikleri ve daha başka yazarların yapıtları üstüne yorumları var. Ayrıca bu bölümlerde yazar, R. Ingarden, W. Iser,
H. R. Jauss, H. G. Gadamer gibi çağdaş kuramcıların yazın, çeviri ve yorum sürecine ilişkin farklı yaklaşımlarını da ele alıyor.
I. BÖLÜM: YAZIN

“Yazın okuru aranıyor” diye başlanan bu yapıtta, gerçek bir okurun nasıl olması gerektiği ve

doğrudan doğruya somut bilgi veren ve insanları tembelliğe iten kitle iletişim araçları okumaya nasıl

daha fazla tercih edildiği anlatılmış.Ayrıca, Yazın yazarı ve okurun bir işbirliği içinde olduğu ve

yazarın yapıtını okurlarının isteğine öre nasıl değiştirdiğini ve etkilediği anlatılıyor.Bir romana veya

ünlü bir esere bir yetişkinin nasıl dalıp gittiği ve gerçek dünyadan koptuğu, insanın nasıl bir haz aldığı

ve okuyarak kendini nasıl geliştirebileceğine yer verilmiş.

Yazın etkinliği,insanoğlunun yaşama çevresiyle ilgili birtakım gerçekleri bulgulayıp dile

getirme yollarından biri olarak açıklanmış.Yazar yazınsal iletişim etkinliği bir bilgi alışverişi olarak

betimlemiş ve bu iletişim olgusunun gerçekleşebilmesi için gerekli olan koşulları belirtmiş. Yazın

ürünlerinin yalnız gerçek dünyamızla ilgili olmadığı ve etkin bir okur katkısının bu iletişiminin temeli

olduğu açıklanmış.

Yazar, yazın yapıtını Roman Ingarden’e göre, değişik anlam düzeylerinden oluşan karmaşık

bir dilsel yapı olarak açıklamış. Sanat yapıtının başka deyimle bir yazarın yaratısı olarak karşımıza

çıktığını ve yapıtın okurca kavranışı da, okurda değişik algılama süreçlerini gerektiren bir bilme

yaşantısı olduğu anlatılmış. Ingarden’ in dört ana düzeyi anlatılmış: Dilsel sesler düzeyi,anlambirimler

düzeyi, birbirine örülü görüşler düzeyi, yapıtın dile getirdiği dünya düzeyi. Gerçek sanat yapıtının

kalıcılığı çok yönlü yorum olanakları sunmasına bağlı olduğu açıklanmış son olarak.

Sanatta güzellik ve beğeni yazarın üstünde durduğu diğer noktalardan biri. İçerik ve biçim

ayrılıklarını bir kenara atıp nedir sanat yapıtını sanat kılan diye soruyor yazar. Gerçekte, ne soyut

anlamda bir biçim ustalığı,ne de biçimi oluşturduğu sanılan gereçlerin uyumudur diye açıklanıyor.

Sanatın bir biçim aracılığıyla kurmaca bir dünyayı nesnelleştirerek sunduğu için sanat olduğunu ve

“güzel”i de “çirkin”i de birlikte getirdiğini anlatıyor yazar. Sanatta direk güzeli bulmak için çirkini

geriye atmanın doğru olmadığını ve sanat yapıtının bütünüyle algılanmasını ve kişinin kendi

dünyasıyla karşılaştırılması gerektiği belirtiliyor.

Yazmanın önemi ve yazarın amacı kesin olarak tarafsız bir şekilde olması gerekir. Yazarın

okurlara iletecek bir sözü olan insan olması taraflı olması gerekmediğini ve geniş bir açıdan olaylara

bakmasının şüphesiz normal en normali olduğunu savunuyor yazar. Yaratıcı ve özgün yazarın ders

vermek için yazmamalı. Acıyı, güzeli, yanlışı ve doğruyu bir arada dengeli bir biçimde anlatması

gerekir. Ayrıca Yazarlara yapılan haksız karşılaştırılmalar ve bilim ile yazarların duygu ve eserlerini

çürütmenin ne kadar yanlış ve olumsuz sonuçlar doğurabileceğini açıklıyor Akşit Göktürk.

Yazarların önemini savunurken okumasız yazar ve okuryazarlardan da bahsedilmiş. Özellikle

Ülke yönetimindeki ve eğitim kurumlarımızdaki aydınlarımızın ne kadar yetersiz olduğu ve çağdaş bir

toplum olarak insanlarımızın ne kadar az okuduğundan bahsedilmiş. Her öğrenim yılı sonunda kitabını

parçalayan ve yakan öğrencilerimiz örnek verilmiş. Bunun sebebi olarak da tabi yönetimin her

kesiminde okumayan ve seviyesiz yetkililer gösterilmiş. Öğrenciyi okumaya özendirmek yerine

ezberci bir eğitim getirmenin sonucu olarak gösterilmiş. Okumayan okuryazar sayısının fazla olmasını

ve gerçek okumasız yazmasız sayısıyla pek bir fark olmadığını ve bu kitlenin okumayan

okuryazarların bir konuda görüş oluşturmak için ağzına baktığı belirtilmiş.

Yorumun ne kadar kapsamlı olduğunu ve hatta dilden daha kuşatıcı olduğu belirtilmiş. Hatta

insanların yaşamlarının bir yorumdan ibaret olduğu iddia edilmiş.Bu yüzden bir yazını okumak dan

çok yorumlamanın ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Her canlı yaşamını sürdürebilmek için

birtakım göstergeleri yorumlar dolayısıyla dilsel iletişimin olmadığı yerde de yorum vardır diyebiliriz.

Yorumun ne kadar önemli olduğu kadar ne kadar da büyük bir zorluk olduğu belirtilmiş.

Diller ve kültürler arası yapıtlarda özellikle çıkan bu yorumlama zorluğu anlatılmış. Biz de yorum

 

 

0
2012-12-31T19:03:13+02:00

oğuzhocam.com da bulabilirsiz

0