Cevaplar

2013-01-01T10:49:40+02:00

 

1.1.1. Özerk Öğrenme

Yaşam boyu öğrenme kavramıyla ilintili bir diğer kavram da Öğrenen Özerkliğidir.  Öğrenen özerkliği, son zamanlarda öğrenmede ve özellikle de yabancı dil öğretiminde çok kullanılan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Öğrenen özekliği kavramı, özellikle de yaşam boyu öğrenme bağlamında çok kullanılmaktadır. Bu kavram ilk olarak 1981 yılında Avrupa Konseyine bir rapor sunan Henri Holec tarafından kullanılmıştır. Bundan sonra bu kavram yazarına ve kullanıldığı bağlama göre birçok anlamda kullanılmıştır. Henri Holec (2007, s. 12) öğrenen özerkliğini “öğrenenin kendi öğrenmesinin sorumluluğunu alabildiği bir yetenek”; David Little (1991, s. 24) “ öğrenenin, öğrenme süreci ve içeriğiyle olan ruhsal ilişkisi”; Leslie Dickinson “öğrenenin kendi öğrenmesi ile ilgili kararlar alma sorumluluğu ve bu kararların uygulanması durumu”; Phil Benson (2006a, s. 8) ise “öğrenenlerin eğitim sistemleri içindeki haklarının farkına varması” olarak tanımlamıştır. Bunlara bakınca öğrenen özerkliğinin bireysel bir özellik, siyasi bir ölçü ya da eğitimsel bir eylem olduğu şeklinde değerlendirildiği gözlenmektedir. Harmer da (2001, s. 397) grup çalışmaları ile öğretmenlerin öğrencilerin kendi kararlarını alıp uygulayabilecekleri alanlar oluşturabileceklerini vurgulamaktadır.

Yabancı dil öğretimi bağlamında öğrenene özerkliği de birçok araştırmacı tarafından çok çeşitli şekillerde sınıflandırılmıştır, bunlara göre teknik özerklik, psikolojik özerklik, politik-eleştirel özerklik, bireysel-bilişsel özerklik, toplumsal-etkileşimsel özerklik, araştırmacı-katılımcı özerklik, zayıf özerklik, güçlü özerklik vb. Özerkliğin, batı dünyasına ait bir kavram olduğu ve Afrika ve Asya’daki ülkelerde bireysel kültürün daha az yaygın olmasından çok da işe yaramayacağı gibi tartışmalar da alanda yaşanmaktadır. Yabancı dil öğretimi bağlamında sınıf içinde özerklik ve sınıf dışında özerklik ayrımı özellikle anlamlıdır. (Benson, 2006b, s. 24-25)

Öğrenen özerkliği, tarihsel olarak da 1970’lerde Freire, Illich ve Rogers gibi araştırmacıların öğrenci merkezli eğitim reformu önerileriyle desteklenmiş ve yabancı dil öğretimi alanına da Avrupa Konseyi’nin 1971 yılında kurulan Modern Diller Projesiyle girmiştir. Ayrıca internet gibi öğrenme ağlarıyla da desteklenen bilgi patlaması öğrencilerin öğrenmesi gereken bilgileri çoğaltmış ve çeşitlendirmiştir, dahası açık ve uzaktan öğretim teknolojilerinin gelişmesiyle de öğrenen özerkliği düşüncesini kaçınılmaz hale getirmiştir. Buna ek olarak, yine Dewey, Piaget, Freire, Kelly ve Vigotsky gibi araştırmacıların görüşleriyle ortaya konan oluşturmacılık yaklaşımı da öğrenen özerkliğinin ortaya çıkmasında etkin rol oynamıştır. (Benson, 2001, s. 8-40).

 Öğrenen özerkliği araştırmaları, ilk zamanlarda sınıflarda oturmaya pek de zamanı olmayan yetişkin öğrenciler çerçevesinde yapılmıştır ve radikal eğitimsel görüşlerin bir parçası sayılmıştır. Benson’ın (2006b s. 22) Dickinson’dan (1987) aktardığına göre öğrenciler sınıflarda hem bilişsel hem de davranışsal olarak özerk olabilirlerdir; ayrıca Dam’dan (1995) aktardığına göre ise özerk öğrenme kavramı orta öğretimde de yararlanılması gereken bir kavramdır. Little’ın (1991) çalışmalarıyla da özerk öğrenme sınıf ortamında uygulanmaya başlanmıştır; ona göre öğrenme özerkliği tamamen bağımsız bir çalışma değil karşılıklı bağımlılık ilkesine göre şekillenmektedir. Özerk öğrenme süreci, öğretmenin anlatmasına değil de öğretmen öğrenci ve öğrenciler arasında uzlaşma, etkileşim ve sorun çözmeye dayanmalıdır. Öğrenciler kendi seçtikleri içeriğin sorumluluğunu alıp daha iyi öğrenirler. Bunun için öğretmenler öğrencilere güvenmelidir. (Little, 1991, s. 48-57)

Nunan (1997, s.195) özerk öğrenmeyi özendirmek için beş düzeylik bir plan önermektedir, buna göre bu düzeyler 1. Farkındalık; 2. Bağlanma; 3. Girişim; 4. Yaratma; 5. Üstünlük’tür. Bu düzeylerin her birinde öğrenci farklı etkinliklerde bulunur. Örneğin Farkındalık düzeyinde öğrencilere eğitimsel amaçlar ve kullanılan araç gereçlerin ne işe yaradıkları anlatılır ve öğrencilerden de bu amaçlar çerçevesinde stratejiler seçmeleri ve bunları nasıl öğrenmek istediklerini belirlemeleri istenir. İkinci düzey olan bağlanmada öğrencilerden kendilerine sunulan birçok amaç içinden kendi amaçlarını seçmeleri istenir. Girişim düzeyinde seçilen amaçların ve sınıf içindeki görev ve etkinliklerin uyarlanması ve gerekirse değiştirilmeleri öncelenir. Yaratma düzeyinde ise öğrencilerin yeni amaçlar ve sınıf içindeki görev ve etkinlikler yaratmaları istenir ve son üstünlük düzeyinde de öğrenciler sınıf içindeki amaçlar çerçevesinde öğrenilecek konular ile sınıf dışı dünyadaki konular arasında ilişkiler kurulur.   

0
2013-01-01T11:10:51+02:00



1.1.1. Özerk Öğrenme

Yaşam boyu öğrenme kavramıyla ilintili bir diğer kavram da Öğrenen Özerkliğidir. Öğrenen özerkliği, son zamanlarda öğrenmede ve özellikle de yabancı dil öğretiminde çok kullanılan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Öğrenen özekliği kavramı, özellikle de yaşam boyu öğrenme bağlamında çok kullanılmaktadır. Bu kavram ilk olarak 1981 yılında Avrupa Konseyine bir rapor sunan Henri Holec tarafından kullanılmıştır. Bundan sonra bu kavram yazarına ve kullanıldığı bağlama göre birçok anlamda kullanılmıştır. Henri Holec (2007, s. 12) öğrenen özerkliğini “öğrenenin kendi öğrenmesinin sorumluluğunu alabildiği bir yetenek”; David Little (1991, s. 24) “ öğrenenin, öğrenme süreci ve içeriğiyle olan ruhsal ilişkisi”; Leslie Dickinson “öğrenenin kendi öğrenmesi ile ilgili kararlar alma sorumluluğu ve bu kararların uygulanması durumu”; Phil Benson (2006a, s. 8) ise “öğrenenlerin eğitim sistemleri içindeki haklarının farkına varması” olarak tanımlamıştır. Bunlara bakınca öğrenen özerkliğinin bireysel bir özellik, siyasi bir ölçü ya da eğitimsel bir eylem olduğu şeklinde değerlendirildiği gözlenmektedir. Harmer da (2001, s. 397) grup çalışmaları ile öğretmenlerin öğrencilerin kendi kararlarını alıp uygulayabilecekleri alanlar oluşturabileceklerini vurgulamaktadır.

Yabancı dil öğretimi bağlamında öğrenene özerkliği de birçok araştırmacı tarafından çok çeşitli şekillerde sınıflandırılmıştır, bunlara göre teknik özerklik, psikolojik özerklik, politik-eleştirel özerklik, bireysel-bilişsel özerklik, toplumsal-etkileşimsel özerklik, araştırmacı-katılımcı özerklik, zayıf özerklik, güçlü özerklik vb. Özerkliğin, batı dünyasına ait bir kavram olduğu ve Afrika ve Asya’daki ülkelerde bireysel kültürün daha az yaygın olmasından çok da işe yaramayacağı gibi tartışmalar da alanda yaşanmaktadır. Yabancı dil öğretimi bağlamında sınıf içinde özerklik ve sınıf dışında özerklik ayrımı özellikle anlamlıdır. (Benson, 2006b, s. 24-25)

Öğrenen özerkliği, tarihsel olarak da 1970’lerde Freire, Illich ve Rogers gibi araştırmacıların öğrenci merkezli eğitim reformu önerileriyle desteklenmiş ve yabancı dil öğretimi alanına da Avrupa Konseyi’nin 1971 yılında kurulan Modern Diller Projesiyle girmiştir. Ayrıca internet gibi öğrenme ağlarıyla da desteklenen bilgi patlaması öğrencilerin öğrenmesi gereken bilgileri çoğaltmış ve çeşitlendirmiştir, dahası açık ve uzaktan öğretim teknolojilerinin gelişmesiyle de öğrenen özerkliği düşüncesini kaçınılmaz hale getirmiştir. Buna ek olarak, yine Dewey, Piaget, Freire, Kelly ve Vigotsky gibi araştırmacıların görüşleriyle ortaya konan oluşturmacılık yaklaşımı da öğrenen özerkliğinin ortaya çıkmasında etkin rol oynamıştır. (Benson, 2001, s. 8-40).

Öğrenen özerkliği araştırmaları, ilk zamanlarda sınıflarda oturmaya pek de zamanı olmayan yetişkin öğrenciler çerçevesinde yapılmıştır ve radikal eğitimsel görüşlerin bir parçası sayılmıştır. Benson’ın (2006b s. 22) Dickinson’dan (1987) aktardığına göre öğrenciler sınıflarda hem bilişsel hem de davranışsal olarak özerk olabilirlerdir; ayrıca Dam’dan (1995) aktardığına göre ise özerk öğrenme kavramı orta öğretimde de yararlanılması gereken bir kavramdır. Little’ın (1991) çalışmalarıyla da özerk öğrenme sınıf ortamında uygulanmaya başlanmıştır; ona göre öğrenme özerkliği tamamen bağımsız bir çalışma değil karşılıklı bağımlılık ilkesine göre şekillenmektedir. Özerk öğrenme süreci, öğretmenin anlatmasına değil de öğretmen öğrenci ve öğrenciler arasında uzlaşma, etkileşim ve sorun çözmeye dayanmalıdır. Öğrenciler kendi seçtikleri içeriğin sorumluluğunu alıp daha iyi öğrenirler. Bunun için öğretmenler öğrencilere güvenmelidir. (Little, 1991, s. 48-57)

Nunan (1997, s.195) özerk öğrenmeyi özendirmek için beş düzeylik bir plan önermektedir, buna göre bu düzeyler 1. Farkındalık; 2. Bağlanma; 3. Girişim; 4. Yaratma; 5. Üstünlük’tür. Bu düzeylerin her birinde öğrenci farklı etkinliklerde bulunur. Örneğin Farkındalık düzeyinde öğrencilere eğitimsel amaçlar ve kullanılan araç gereçlerin ne işe yaradıkları anlatılır ve öğrencilerden de bu amaçlar çerçevesinde stratejiler seçmeleri ve bunları nasıl öğrenmek istediklerini belirlemeleri istenir. İkinci düzey olan bağlanmada öğrencilerden kendilerine sunulan birçok amaç içinden kendi amaçlarını seçmeleri istenir. Girişim düzeyinde seçilen amaçların ve sınıf içindeki görev ve etkinliklerin uyarlanması ve gerekirse değiştirilmeleri öncelenir. Yaratma düzeyinde ise öğrencilerin yeni amaçlar ve sınıf içindeki görev ve etkinlikler yaratmaları istenir ve son üstünlük düzeyinde de öğrenciler sınıf içindeki amaçlar çerçevesinde öğrenilecek konular ile sınıf dışı dünyadaki konular arasında ilişkiler kurulur.
20 dakika önce

0