Cevaplar

2013-01-01T16:51:37+02:00


Türk milletine inan ve güven

Ben, 1919 yılı mayısı içinde Samsun’a çıktığım gün

elimde, maddî hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk milletinin soyluluğundan doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevî bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, bu Türk milletine güvenerek işe başladım. Ben Türk ufuklarından bir gün kesinlikle bir güneş doğacağına, bunun sıcaklık ve kuvvetinin bizi ısıtacağına, bundan bize bir güç çıkacağına o kadar emindim ki, bunu âdeta gözlerimle görüyordum. 

1937 (Cumhuriyet gazetesi, 1.4.1937)

Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım. O tutsaklık ve aşağılığı kabul etmez. Fakat onu bir araya toplamak ve kendisine, "Ey millet! sen tutsaklık ve aşağılığı kabul eder misin?" diye sormak gerekir. Ben, milletin vereceği cevabı biliyorum. Ben, milletin büyüklüğünü biliyor ve bu soru karşısında, onun, o soruyu soran çocuklarını canı gibi seveceğini ve alınlarından öpeceğini biliyorum. Ben biliyorum ki bu millet, kendisine bu soruyu soran çocuklarının, hep o esasa dayanan çare ve hazırlıklarını canla, başla kabul edecektir. Onun için işte ben şimdi bu yoldayım, onun çok sağlam bir yol olduğuna inanarak!

1920 (Yunus Nadi Abalıoğlu, Ankara’nın İlk Günleri, s. 99)

Yabancılar tamamen inanmalıdır ki Türkiye ve Türkiye’de yaşayan millet başlı başına bütün dünya milletleri içinde etkin bir varlığa sahiptir; bu yok edilemez.

1919 (Atatürk’ün S.D.1I, s.3)

Millî Mücadele’ye inan

Ben ve benim gibi birçok vatandaşlar, kardeşler, milletin asıl vatanı, ümitsiz felâkete düştüğü zaman görevli oldukları, vicdan, namus, onur bakımından yükümlü bulundukları görevi yapmak durumunda kaldılar. Bunu elbette yapacaklardı; yapmaları zorunlu idi, vicdanî idi, insanî idi, millî namus gereği idi. Ben bu kutsal esasların dışında hareket edebilir mi idim? Efendiler; elbette edemezdim. Türk milletinin gerçek hiçbir bireyi bu gereklerin dışında hareket edemezdi. Ben elbette bu elim manzara karşısında vicdanımın emirlerine muhalif, millî namusumuza aykırı hareket edemezdim. Bağlı olmakla övünç duyduğum yüksek topluluğun yüksek onuruna elbette aykırı hareket edemezdim. Bence bağlı olmakla övündüğüm milletin hiçbir bireyi bu namus gereğinden asla sapmamıştır. Eğer bunun dışında gösterilenler varsa inanınız aziz, namuslu vatandaşlar; onlar kalp ve vicdanı milletimizin ortak temiz vicdanından hiç esinlenmemiş kapkara sefil vicdanlardır.

1925 (M.E.İ.S.D.1, s.22)

Ölmek isteyen bir milleti hiçbir kuvvet kurtaramaz. Türk milleti ölmek istemez; o, daima yaşayacaktır efendiler! (Şevket Aziz Kansu, Türk Dili Dergisi, Sayı:12, 1952, s.682)

Türk, tutsaklık kabul etmeyen bir millettir. Türk milleti

tutsak olmamıştır. 1925 (Atatürk’ün S.D. II, s. 230)

Biz mücadelemize başlarken işgalci düşmanları kendi kuvvetimize ve Allah’ın yardımına dayanarak kovacağımızdan emin idik; bu inanç ve güvenimiz bugün de sarsılmaz

dır. 1921 (Atatürk’ün S.D.II, s.25)

Millet yürüdüğü yolu pek büyük yanılmazlıkla seçmiştir ve bu yolun sonunda parlayan mutluluk güneşini bütün açıklığıyla görmektedir. Bu millet o güneşe ulaşacaktır. Ve hiçbir kuvvet onu engel olamayacaktır.

1921 (Atatürk’ün S.D.I, s.214)

Baş olacakların ortaya çıkması

Millî amaç için ortaya atılacakların, bugün ortadan kaldırılmasını düşünen yalnız saray, hükümet ve yabancılardır. Fakat, bütün memleketin aldatılmasını ve aleyhe çevrilmesini de ihtimal içinde görmek gerekir. Baş olacakların, her ne olursa olsun, gayeden dönmemesi, memlekette barınabilecekleri son noktada, son nefeslerini verinceye kadar, amaç uğrunda özveriye devam edeceklerine işin başında karar vermeleri gerekir. Kalplerinde bu kuvveti hissetmeyenlerin girişime geçmemeleri elbette daha iyidir. Zira, bu takdirde, hem kendilerini ve hem de milleti aldatmış olurlar.

Bir de söz konusu görev, resmî makam ve üniformaya sığınarak el altından idare edilemez. Bu tarzın bir derecesi olabilir. Fakat, artık o dönem geçmiştir. Açıkça ortaya çıkmak ve milletin hukuku adına yüksek sesle bağırmak ve bütün milleti, bu sese iştirak ettirmek lâzımdır. Benim, görevimden uzaklaştırıldığıma ve her türlü sonuca mahkûm bulunduğuma şüphe yoktur. Benim ile açıkça birlikte çalışmak, aynı sonucu şimdiden kabul etmektir. Bundan başka, söz konusu ettiğimiz durumun gerektirdiği adamın, diğer birçok görüş noktalarından dahi, ne olursa olsun benim şahsım olabileceği gibi bir iddia mevcut değildir. Yalnız, herhalde, bu memleket evlâdından birinin ortaya çıkması zorunlu olmuştur. Benden başka bir arkadaşı dahi düşünmek mümkündür. Yeter ki o arkadaş, bugünkü durumun kendisinden istediği şekilde harekete razı olsun!

0