Cevaplar

2013-01-01T16:53:17+02:00

 

ÖtleğenKuşu’nun Ülkesi:
Burası, Beşparmak dağlarından, Söke ilçesine kadar uzanan bir ovanın ucundadır. Bizim Tuzburgazı köyümüz, bu dağın ova­ya bakan yamacındadır. Köyün hemen altında, buğday tarlaları, Büyükmenderes Irmağı’m kucaklar.
Bizim köye/ Söke ilçesinden gelen, yılların yıprattığı yarısı taş, yarısı toprak bir yol vardır. Bu yol da köyü aşınca üçe bölü­nüyordu. En çok, ormanın kıyısından geçen yol kullanılırdı. Bu yoldan geçenleri ansızın durduru verecek güzellikte öten bir ses vardı ki, o da Ötleğen Kuşu’nun sesiydi. Babama ve avcılara sor­duğumda, “serçeye benzer, bir çalı bülbülü” derlerdi.
Babamın müdürlüğünü yaptığı kereste fabrikasına her gidiş gelişimde, hep onu bulmaya, avuçlarımın arasına almaya çalışır­dım. Ne gezer? Yüzünü bile göremezdim.

 

Üç Arkadaş Yola Çıkıyor:
Nuri ve Metin isimli arkadaşlarımla güvercin mağaralarına gitmek için sözleşdiğimiz için, sabah erkenden uyandım. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra, bazlama ekmeğinden ve peynirden birer büyük parça koparıp yemeye başladım. Annem, sütümü içmediğim için kızdı. Canım annem. Herkesin annesi gibi çok güzeldi…Her anne gibi sevecen yüzlü, yumuşacık tenli, süt koku­lu, bal sesli, iyi yürekli bir kadıncıktı.
Önce dereye inip, yakaladığımız küçük balıkları elimizdeki şişeye doldurduk. Sonra da tahta köprüyü geçerek ormana doğru yöneldik.
Yukarlara çıktıkça, Ötleğen Kuşu’nun ülkesine yaklaştığımız için yüreklerimizin çarpması hızlanıyordu. Birbirimize bu sefer kuşu bulup bulamayacağımızı sorup duruyorduk. Bu arada Nuri cebinden sapanını çıkardı ve kuş vuracağını söyledi. Çok geçme- misti ki, dediğini yaptı ve bir serçeyi vurdu. Metin ile ben çok üzülmüştük. Sapanı bırakmazsa, onunla konuşmayacağımızı söyleyince, tamam deyip sapanı cebine soktu. O gün, öğlene ka­dar kuşumuzu göremedik. Sadece ben, bir kerecik sesini işittim.
Fabrikaya geldiğimizde, babam sanki olanları görmüş gibi, Nuri’ye sapanla kuş kovaladığı için sitem etti. Sonra da, Nuri’nin babasının iyi bir avcı ve aynı zamanda Kuva-yı Milliye’de ilk mücadele edenlerden birisi olduğunu anlattı.
öğlen yemeğini babamla birlikte yedikten sonra, denizin ke­narına inmek için izin aldık. Suyun içinde ilerleyerek, güvercin mağaralarının olduğu yere geldik. Birdenbire yüzlerce güvercin havalanınca, çok korktuk. Yine de mağaralarını görmüştük.
Fabrikaya döndüğümüzde, Sezai Ağabey’i kır atın çektiği yük arabasının başında, bizi beklerken bulduk. Babam da geldik­ten sonra, binerek hep birlikte köye döndük.
¦ ¦ m
Yavru Ötleğen Kuşu:
Ötleğen Kuşu’nu bulmaya kararlıydım. Bu sefer tek başıma yola çıktım. Babamın yemeğini götürürken, ormanın içinden ge­çecek ve kuşu görecektim.
Ormana girdiğimde, önce içimi bir ürperti aldı. Sonra, kendi kendime türküler söyleyerek bu ürkekliğimi geçirmeye çalıştım.
Ormanın güzelliklerini seyrederek, dikkatli bir şekilde yürü­düğüm, kulaklarımı diktiğim, gözlerimi dört açtığım halde, ku­şuma rastlayamamıştım.
Bu halde ormandan çıkmıştım ki, gökte bir karaltı gördüm. Bu yırtıcı bir kuştu. Üzerime doğru geliyordu. Birden tekrar hava­lanıp gitti. Çalıların dibinde çırpınıp duran yavru kuşu o zaman gördüm. Hemen koşup avuçlarımın arasına aldım. Düşümde görsem zor inanırdım. Ötleğen Kuşu avuçlanmdaydı.

 

1 5 1