Cevaplar

2013-01-01T19:29:00+02:00

Çin, coğrafi bakımdan Asya’nın en doğusunda yer alır. Çin’de büyük bir uygarlık kurulmuştur. Çin uygarlığı Çin yerlileri ile Hint ve Orta Asya göçmenleri tarafından oluşturulmuştur. M.Ö 2400 yıllarından itibaren Çin Devletleri’nin varlıkları gözlenmektedir. İlk yazılı belgeler ise ancak M.Ö 1500′lü yıllara kadar gidebilmektedir.

 - Çinliler Türk akınlarına karşı M.Ö 214′de yapımına başlanan 2400 km uzunluğundaki Çin Seddi’ni yapmışlardır.

 - İlkçağ’da Çin’de feodal bir yönetim tarzı vardı ve “güneşin oğlu” olarak adlandırılan kral feodallerin en büyüğü olarak yönetimi elinde bulundururdu.

 

 

                                                                                       1teşekkür yeter kardeşim işine yaradıysa

 

0
2013-01-01T19:29:36+02:00

Asya'da İlk Çağ Uygarlıkları - Çin Uygarlığı
Asya' nın güneydoğusunda yer alır.
Tunguz, Moğol, Türk ve Tibet kültürlerinden etkilenmiştir.
Yerli kültür de gelişmiştir. Porselen, heykel, çömlekçilikte ileri gitmişlerdir.
Pagoda denilen çok katlı binalar yapmışlardır.
İpekli kumaşları işlemişlerdir. Buda, mabet ve manastırları yapmışlardır.
Çin şeddi 3000 km uzunluğunda olup dünyanın yedi harikasından biridir.
Matbaa, kağıt, pusula, barut Çinlilerin icadıdır.
İpek yolu önemli ticaret yoludur.Dinleri Tao, Konfüçyüs ve Budadır.
Çin Uygarlı'ğının önemi kapalı kültür merkezi olmasıdır. (Şensi ve Kansu)
Türklerle ilgili en eski bilgiler Çin kaynaklarındadır.
Çin'in tarihi kesintisiz biçimde, çok eski çağlara kadar uzanır. Çin'le ilgili ilk bilgileri edinen Avrupalı Cizvit rahipler, Çin tarih yapıtlarından aldıkları bu bilgileri Batı'ya yanlış biçimde yansıtmışlar, böylece Avrupa'da Çin uygarlığının, zenginliği kuşku götürmemekle birlikte, kalıplaşmış, her türlü dış etkiden sıkı sıkıya korunmuş, hiçbir evrim geçirmemiş bir uygarlık olduğu sanılmıştır. Oysa geleneksel Çin düşüncesi, ne türden olursa olsun, yeniliklerden hoşlanmamıştır ama, genellikle sanıldığı gibi kapılarını her türlü değişikliğe sımsıkı kapamış bir düşünce de değildir.
Çin'in tarihsel kaynakları son derece çeşitli ve zengindir. Çinliler geçmişlerine büyük saygı duyduklarından, çok erken tarihlerden başlayarak, ülkede tarih yapıtları büyük ölçüde gelişmiş, daha İÖ II. yy.da tarihçi Sı-ma Çien, özgün bir yapıt oluşturmuştur: Eskiçağ'ın geleneklerini bir araya toplayan ve kökenlerinden başlayarak Çin tarihini anlatmayı amaç alan Şı-ci (Tarih Anılan). Tarihçi Ban Gu'ysa (İS 32-92), sulale yıllıklarının ilk örneğini ortaya koymuştur. Sulale yıllıkları (toplam 25 yıllık), asıl yıllıkların yanı sıra, kronolojik tablolar, incelemeler (dinsel törenler, gökbilim, sulama ve tarım düzenleri üstüne), ilgili sulale döneminde yaşamış ünlü kişilerin (dürüst bakanlardan, yol kesen haydutlara kadar) yaşamöykülerini içerirler. En özgün yanları, tasarlanış biçimleridir: Her sulalenin yazarları, her imparatorun döneminde toplanmış belgelerden yararlanarak, bir önceki sulalenin tarihçesini yazmakla yükümlü tutulmuş, hatta 1911'den sonra, Cumhuriyet dönemi tarihçilerinden bir grup, son sulalenin tarihçesini yazmaya girişmişlerdir. Ama bu tarihçilik yöntemi, kurulu düzenin haklı gösterilmesi amacıyla tasarlanmış olduğundan, güçsüzlüğü de ortadadır. Konfüçyus kuramına göre, tanrıdan yetki almış kişi hükümdar olur. Halkına haksızlık ederi hükümdar, bu yetkiye layık sayılmadığından, tahttan indirilmesi yerinde olur. Dolay isiyle, kralı devirmekte başarısız olan kişi isyancı sayılır; başarılı olansa, tanrının seçtiği kişidir. Bir sulale boyunca, tanrıdan alman yetkinin yıpranması sonunda bir "yozlaşmış kral"ın tahta çıkması, geleneksel Çin tarihinin sulale çevrimini oluşturur. Bu anlayışın sonucu olarak tarihçiler, yaşadıkları dönemdeki sülalelerin tahta çıkışını haklı göstermek için (hiç değilse imparatorun isteğiyle yazılan resmî tarihlerde), bir önceki sulalenin son dönemlerine çeşitli sevimsiz olaylar eklemişlerdir: Sülaleinn devrileceğini, tanrıların verdiği yetkinin geri alınmak üzere olduğunu belli eden gökbilim olayları (kuyrukluyıldızlar); doğal olaylar (canavarların doğması); toplumsal olgular (doğal belirtilerden farklı sayılmayan halk ayaklanmaları). Bütün bunlara karşın, Çin tarih yapıtları tartışma götürmez ölçüde değerlidirler; yalnız, modern bilim adamları tarafından eleştirici bir bakış açısıyla ele alınmaları gerekir.
Geçmişte pek çok eski yapıt meraklısının bulunduğu bir gerçekse de, arkeoloji, Çin'de yakın zamanlarda gelişmiş bir bilim dalıdır. Geçmişle ilgili pek çok kalıntı, ancak yakın dönemde ortaya çıkarılmıştır (Çinliler yapılarını taraçalar üstüne kurduklarından temel kazmamışlardır; temel kazmamış olmalarının başlıca nedenlerinden biri, toprağın altında uyuduklarına inandıkları ejderhaları uyandırmaktan korkmalarıydı).
Çin tarihinde bir Eskiçağ, bir Ortaçağ, bir Yakınçağ ayırmaya kalkışmak, bu ülkeyi, hiç benzemediği Batı'nın çerçevesine zorla uydurmak anlamına gelir. Sülalelere göre ayrım yapmak da pek parlak sonuçlar vermez: Evrim ya daha hızlı ya da daha yavaş olmuştur. Çin tarihinde tek kesin kopukluk, Çin'ler sülalesiyle ortaya çıkmış, soylulara dayanan ve feodal nitelikli bir düzene son verilerek, bürokrasiye dayanan bir imparatorluk düzeni getirmiştir. Bu kesin dönemeç temel alınarak, Çin tarihinde iki dönem ayırt edilebilir:
Eski Çin
İmparatorluk dönemi Çin (bak. Çin İmparatorluğu)


Kaynak: http://www.msxlabs.org/forum/medeniyetler-tarihi/325068-eski-cin-uygarligi.html#ixzz2GkJZ0uid

0