Cevaplar

2013-01-01T21:42:21+02:00

Himmet Çocuk - Halide Edip Adıvar

Elvanlar'da ihtiyar bir kılavuz aldık. Köy kısmen yanmış, peri­şan, herkes fersiz ve şaşkın gözlerle kamyon denilen cana­varın bî-lüzum (lüzumsuz) gürültüsüne bakıyordu. Herkesin ruhunda sonu gelmeyen meşakkatin, açlığın, her günün giz­li felaket ihtimallerinin yuğurduğu yeis (ümitsizlik) ve lakaydî (kayıtsızlık) vardı. Onun için kimse Uşak'a kadar gelmek iste­miyordu. Parayı ne yapacaklardı? Ne alırdı ki? Yalnız zayıf yüzlü bir ihtiyar halsiz bir sesle:

 

- Ben İney'e kadar yolu biliyorum. Fakat beni Uşak'a götü­rürseniz ve bana orada bir okka tuz verirseniz gelirim, dedi. Akşam karanlığı basarken kamyon mırıldanarak, homurdana­rak Anadolu'nun ıssız, yolsuz beyabanına daldı.

 

Kamyonda İstanbul gazetecileri vardı. Yunan ordusunun em­salsiz mezaliminin külleri ve facia sahnesi üstünde tetkikat (inceleme) yapacaklar, ben cephenin Yunan mezalimi rapo­runu hazırlarken onlar da ajansla Türkün felaketini dünyaya bildireceklerdi. Anadolu'da hâkim, insan değil tabiattır. Kuytu ormanlar, batak ovalar, sarp keskin yokuşlar, sonra karanlık kımıldıyormuş gibi insanı keserek, dondurarak esen acı rüzgârın ortasından bin bir zahmetle bilmem kaç saat geçti.

 

İney, bir derenin yamacından kurşunî bir yangın harabesine inkılâp eden (dönen) bir köydü. Kamyon hırlayarak, çırpına­rak köyün yoluna girerken dünyada hilkat-i Âdem (insanın yaratılışı) başlamış gibi etraf insan sesinden, hayatından ariydi (uzaktı). Yalnız bir sürü çakal acı acı, karanlık esiyormuş gi­bi dereyi yalayıp geçen rüzgârla hem-âhenk uluyordu, içim­den:

- Eyvah, köyden hepsi gitmiş, nasıl tahkikat yapacağız? di­yordum.

 

Biraz sonra sağda bir kaya kovuğunda kızıl bir alevin önünde ısınan iki haki gölgenin kımıldadığını gördüm. Işığın beyazlat­tığı taşlı yolda siyah cübbeli, beyaz sarıklı, siyah sakallı bir adamı, arkasındaki henüz ışığın sahasına giremeyen karaltı hâlindeki arkadaşlarından ayrıldı. Hiç unutamayacağım vazıh bir sesle:

-    Halide Onbaşı, sizi biz İney İstasyonu'nda bekliyorduk, dedi.

-    Geleceğimizi nerden biliyordunuz?

-    İstasyonda biliyorlar. Tahkik heyeti gelecek, dediler.

-    Şu çocuk sizi şosaya (toprak yol) çıkarsın, dediler.

 

Yine kamyon hırıldadı, homurdandı, çatırdadı ve karanlığa, rüzgâra daldı.

0