Cevaplar

2013-01-02T11:03:42+02:00

FÂRÂBÎ'NİN AHLÂK FELSEFESİ



Ahlâk, belli bir devirde, bir topluluk ya da bir kişi tarafından gerçekten uygulanmış ya da az çok kabul edilmiş davranış kurallarının tümüne denir, ve ahlâk felsefenin bir bölümünü oluşturur.
Ahlâkı bu şekilde belirledikten sonra büyük Türk ve İslâm filozofu Fârâbî'nin ahlâk felsefesini incelemeye geçelim. Önce kısaca bu felsefe adamının kim olduğunu tanımakla işe başlıyalım. Asıl adı, Muhammed bin Turhan bin Uzluğ bin Turhan et-Türkî el-Fârâbî olup Ebû Nasr Muhammed diye tanınmaktadır. 873 senesinde Türkistan'ın Fârâb şehrinde doğdu.Doğduğu yerden dolayı ona Fârâbî denildi. Aslen Türk olup babası Vesic kalesinde bir Türk kumandanıydı. Batı felsefe dünyasında Alfarabius diye tanınır. İlk öğrenimini Fârâb'da gördü. Babasının tavsiyesiyle Bağdat'a ilim öğrenmeye gitti. Burada hıristiyan filozof Ebû Bişr Mettâ bin Yunus'tan felsefe dersleri aldı. Bu arada Arapça,Farsça,Yunanca ve Latinceyi çok iyi derecede öğrenerek Aristo ve Eflâtun'un eserlerini defalarca okudu. Derinden derine bunların etkisi altında kaldı. Ebû Bekr Serâc'dan gramer ve mantık okudu .Daha sonra kendini tamamen felsefeye verdi. Bir ara Şam'a ve Mısır'a gitti. 941 senesinde Halebe giden Fârâbî orada hüküm süren Seyfüddevle Ali adlı Türk beyini tesiri altına aldı ve himaye görerek Haleb'e yerleşti. Vaktini felsefî düşüncelerini kaleme almakla geçirdi. Kitaplarını Arapça yazdı. Köse sakallı, kısa boylu olarak tasvir edilen Fârâbî aynı zamanda bir musikî üstadıydı. Kânun adındaki çalgı âletini o buldu. Ayrıca rübab denilen çalgıyı da geliştirip bugünkü haline o soktu. Bir çok bestesi vardır. Aynı zamanda hekimdi, fakat pratiği yoktu. Matematikle de uğraştı. 950 senesinde Şam'da öldü.

1 1 1
2013-01-02T11:07:12+02:00

Fârâbî, kendileri ile, milletlerin ve şehirlerin bu hayatta dünya mutluluğu ve öteki hayatta üstün mutluluğu elde ettikleri insani nesneleri dörde ayırır. Bunlar:

1) Nazari erdemler, 2) düşünme erdemleri, 3) ahlâkî erdemler, 4) işlek (ameli) sanatlardır. Fârâbî, tüm bu insani nesnelerin birbirinden ayrılmamaları gerektiği, aksi takdirde bunların eksik ve sakat olacaklarını düşünüyor. En güçlü düşünme erdemiyle en güçlü ahlâkî erdemi birbiriyle bağlantılı görüyor. Burada sadece ahlâkî erdemler üzerinde durulacak fakat düşünme erdemleriyle birlikte incelenmesi daha doğru olacaktır.  (Farabi, 2008a: 21-43).

Ahlâki erdemler (fazilet) ve aşağılıklar (rezilet) ancak belirli bir huydan doğan eylemlerin, belli bir zamanda defalarca tekrar edilmesi ve ona alışık hale gelmesiyle, insanda meydana gelir ve yerleşir. Bu sebeple huyun değişmesi zordur. Bu huylar, iyiyseler erdem; kötüyseler aşağılık olacaklardır 

Fârâbî, birçok milletin, bir milletin veya bir şehrin başına ortak bir olay geldiğinde, onların ortak (erdemli) faziletli amaçları için en faydalı olan nesneyi iyice keşfetmeyi sağlayan bir düşünme erdemi (fazileti) olduğunu söylüyor. Ona göre, bir erdemli amaç için en faydalı olan ile en güzel olan arasında fark yoktur. Bu düşünme erdeminin siyasi bir düşünme erdemi olduğunu ifade ediyor 

Siyasi (düşünce) erdemler ile ahlaki erdemler arasında karşılıklı bir etkileşim vardır. Bir yandan siyasi (düşünce) erdemlerinin gerçekleşmesi ahlâkî erdemlerin miktarıyla doğru orantılı iken, diğer yandan siyasi lider kadronun yönetim tarzları ve öncelikleri bireylerin hayattaki gayelerini ve ahlâklarını belirleyebilmektedir 

Fârâbî, ahlâkî erdemleri ve aşağılıkları belirli bir huydan oluşan eylemlerin tekrar edilmesiyle alışkanlıkla yerleşmesinden dolayı huyların değiştirilemeyeceğini düşünüyor. Ahlâkî erdemleri ve aşağılıkları, huyların iyi olup olmamasına bağlıyor. Ona göre faziletli amaç için en faydalı nesne düşünme erdemiyle birlikte keşfedilir.

Fârâbî, düşünce erdemlerine örnek olarak, hikmet, akıllılık, anlayış yetkinliği gibi erdemleri sıralar. Ahlâkî erdemler, ise iffet, yiğitlik, cömertlik ve adalet gibi istekle ilgili olan erdemlerdir. Fârâbî’ye göre doğru, şeylerin zihnin dışında, zihinde inanıldığı şekilde bulunmasıdır. Kişinin ilk inancı hakkında herhangi bir inanç alındığında, bu inanç, onun nezdinde ilk inançtan farklı olamaz ve bu, sonsuza kadar böyle devam eder. Fârâbî bunu zorunlu kesinlik olarak tanımlıyor. Zorunlu olmayan kesinliğin ise değişmesi ve böylece –zihinde bir eksiklik meydana gelmeksizin- yanlış olması mümkündür. Zorunlu olmayan kesinin mukabilinin varlığı, olası yanlıştır. Zorunlu olanın mukabili ise, varlığının imkânsız yanlış olduğunu belirtiyor. Yanlışın bir kısmının mümkün olmadığını bir kısmının ise mümkün olabileceğini ifade ediyor 

Fârâbî, uzun bir süre geçmeden değişmeyen ve birçok millette, bütün bir millette veya bütün bir şehirde ortak olan amaçlara göre en faydalı ve en güzel olanın kendisiyle keşfedilen düşünme erdemi, ortak bir olay karşısında en olgun reisliğe (nüfuz’a) ve en büyük kuvvete sahip olursa, onunla beraber bununla (ahlâkî) erdemlerin hepsinden en üstün nüfuza ve en büyük kuvvete sahip olacaklarını ifade ediyor. Bunu, her ne kadar kısa süreli muvakkat olsa da, ortak bir amaç için en faydalı olanın kendisiyle iyi araştırmayı sağlayan düşünme erdemi takip eder; onunla beraber bulunan (ahlâkî) erdemler ona göre kıyaslanabilecektir 

Fârâbî, Tenbih Ala Sebili’s-Sa’ade adlı eserinde, insanın arzuladığı her yetkinliğin ve amacın, iyi olduğu için arzulandığını ifade ediyor. Kesinlikle her iyinin tercih edilebileceğini söylüyor. Herkes kendisinin kesin olarak mutluluk olduğunu düşündüğü şeyin, en çok tercih edilen, en üstün ve en yetkin “iyi” olduğuna inandığını belirtiyor. (Özgen, 1997: 75-76). O, sonunda amaçlarla beraber tek sanatlarla, tek tek evler halkı olarak tek tek insan varlıklarıyla ilgili olan düşünme erdemlerine gelineceğini bunların da onlara göre kıyaslanabilen (ahlâkî) bir erdemle beraber bulunduklarını belirtiyor (Fârâbî, 2008 a:41). Fârâbî’ye göre insanlar amaçları, iyi olduğu için arzular. En üstün iyinin mutluluk olduğuna inanıldığı için kişilerin mutluk olarak düşündükleri şeyler en çok tercih edilendir.

Fârâbî hangi erdemin olgun ve en kuvvetli erdem olduğunun araştırılması gerektiğini düşünüyor. Hangi erdemin kuvveti bütün erdemlerin kuvvetine eşit olmalıdır ki en kuvvetli erdem olsun. Bu erdem, insan, onun işlerini yapmaya karar verdiği zaman diğer bütün erdemlerin işlerini kullanarak onları yapabileceği bir erdemdir. İnsanların, diğerlerince sahip olunan erdemlerin işlerini kullandığı bir erdem ahlâkî bir erdem olacaktır (Fârâbî, 2008 a:41). Fârâbî, Fusulu’l-Medeni ve Tenbih Ala Sebili’s-Sa’ade adlı eserlerinde iyi ahlakın meydana getirilmesini sağlıklı olmaya benzetiyor. Sağlıklı olmak için yenilen şeylerin orta derecede olduğu durumda sağlıklı olunabildiği ve fazla ya da eksik olduğu durumda sağlıklı olunmadığı gibi iyi ahlâk da ahlâk elde edilen eylemlerin orta derecede olması durumunda iyi ahlak gerçekleşecek eylemler mutedillikten uzaklaşıp alışkanlık haline gelirlerse iyi ahlâkı meydana getirmez Fârâbî eylemlerin orta halini, cesaret, cömertlik, iffet, incelik, sadakat ve dostluk olarak sıralar. Bu örnekler pratik yetkinliğin ilk örnekleri olarak ahlaki davranış olarak yol gösterici ve karşılaştırma ölçütü olarak iş görürler.

Fârâbî’ye göre düşünme erdemine sahip olan bir kişi ahlâkî erdemlerin düşünme erdemlerine sahip olmaz. 

 

1 5 1