Cevaplar

2013-01-02T19:21:30+02:00

Kiralık Konak Yakup Kadri'nin Yaban'dan sonra en çok baskı sayısına ulaşan
romanı olmasına karşın 60'lı yıllara dek eleştirmenlerden gerekli ilgiyi
görmemiştir. Gerçi yayımlandığı yıldan başlayarak gerek Yakup Kadri'nin,
gerekse Türk edebiyatının en önemli romanlarından biri sayılmıştır; ama bu
yargı edebiyat tarihlerinde, Türk romanını konu alan incelemelerde
kalıplaşmış sözcüklerle yinelenegelmiş, salt Kiralık Konakı konu edinen
eleştiri ya da inceleme yazıları hemen hiç yayımlanmamıştır. Kanımca romanın
içeriğine ve o yılların eleştiri anlayışının yetersizliğine bağlanabilir bu.
Nur Baba'nın aynı yıl yayımlanmış olması ve uyandırdığı tepkiyle Kiralık
Konakı ikinci plana ittiği de düşünülebilir. Ama dönemin koşulları ve o
döneme egemen dünya görüşü gözönüne alınırsa asıl nedenin içerikten
kaynaklandığını söylemek yanlış olmaz. Sonraki baskılarda da durum
değişmemiştir çünkü.

Değişemezdi de. Kurtuluşu Batılılaşmakta arayan aydın kadroların, önceki
örneklerde olduğu gibi Batıya öykünen züppe tipini yüzeysel biçimde
yansıtmakla yetinmeyip sorunu toplumsal bir olgu olarak gündeme getiren
romanı nesnel bir tutumla değerlendirmeleri beklenemezdi. Üstelik böylesi bir
eleştiri anlayışından da yoksundular. Osmanlı yanlıları ise, Batılılaşmanın
yarattığı yozlaşmayı işlemekle birlikte, buna koşut olarak Osmanlılığın
çağdışı kalışını, gücünü monarşiden alan bir sınıfta çöküşünü anlatan romanı
benimseyemezlerdi. Ama her iki grup da romanın değerini yadsıyamadı, bunu
belirli sözcükleri yineleyerek kısaca belirtmekle yetindi. Bu nedenle hemen
hemen ilk sayabileceğimiz eleştirel değerlendirmelerin 1960'tan sonra gelişi
şaşırtıcı sayılmamalı.

Şimdi, romana bakışı ve değerlendirme biçimi nesnelliğin ötesinde bir
tutumu sergileyen İsmail Habib Sevük'ten örnek bir alıntı yaptıktan sonra bu
değerlendirmelere geçelim:

Kiralık Konak, dışa bakan Yakup'la içe bakan Yakup'un çarpıştığı bir
eserdir. Bu romanda dışta sendeleyen zaaf ile içte kudretleşen kıymet
bocalayıp duruyor. Eşhası, bariz ve tek vasıf üzerinde tutamıyoruz. Seniha
seven bir ihtirasken adi bir aşüfte oluyor. Acıyalım derken iğreniyoruz. Faik,
bir şey olacakken gammaz bir serseriye dönmüştür. Hassas, olgun ruhlu ve
nihayet kahraman gösterilmek istenmesine rağmen Hakkı Celis de hep tuhaf,
gülünç, beceriksiz bir çocuk olmaktan ileriye geçemiyor. Müellif, eşhası
döndürüp durmaktadır. Bazan bir beyazlık, bir leke; şimdi bir tümsek, şimdi
bir çukur görüyoruz. Neticede hepsi birbirine karışıyor; romanın kahramanları
silik ve uzak eriyip gidiyorlar. Eserde yer yer Erenlerin Bağında saklanan
Yakup'un sesi ve çehresi meydana çıkıyor. Fakat romanın aksak afakiliği
üstünde enfüsi parçalar da yerini yadırgamış birer yama gibi kalmaktadırlar.
(Tanzimattan Beri Edebiyat Tarihi, c. 1, 6'ncı bas., 1944)                       teşekkür etmeyi unutma...

0