Cevaplar

2013-01-02T21:45:57+02:00

Henüz on yedi yaşındaydım; Toroslarda bir köye öğretmen olarak atandım. Allah’ım, ne kadar istekli ve nasıl heyecanlıyım! Tek öğretmen olarak beş sınıfı birden okutuyorum. Okulda yetmişi aşkın öğrenci var. Köye Manavgat – Akseki karayolu üzerinden 9 km yürüyerek gidebiliyorsunuz. O zamanlar ne böyle yollar var ne de böyle arabalar…

Yetmiş öğrencinin ders kitaplarını, çoğu zaman sırtımda taşıdım. Ders kitapları gecikmesin diye kitapları ilk hafta Manavgat’tan alıp, köye çıkardım ve çocuklara dağıttım. Öyle yapmasam, kitaplar ne zaman tamamlanır; nasıl derse başlardık, bilemiyorum.

Okulun ikinci günü 4. Sınıflarda ilk dersim Tarihti. Öğrencilere, ilk derste hangi konuyu göreceğimizi hatırlatmak için Tarih kitabının ilk konusunu okuyup gelmelerini söyledim. İlk konu: “Tarihin Başlangıcı”ydı..

Ertesi gün mesleğimdeki ilk Tarih dersimde; öğrencilere:

“Çocuklar, verdiğim konuyu okudunuz mu? Söyleyin bakalım, Tarih neyle başlar?” diye sordum. Arka sıralardaki Hüseyin, parmak kaldırarak şöyle cevap verdi:

3 2 3
2013-01-02T21:46:11+02:00
Söz uçar yazı kalır        söz'ün değerini baki kılmak için yazıya dökmek gerekliliğini vurgulayan söz öbeği.fakat gereğinden fazla vurgu burada da algıyı yanıltmayı başarmıştır.öyleki söz ve yazı ayrı iki kavramdır.birbirinin yerine geçebilecek ya da kendi durumlarından diğeri için yeni bir durum yaratabilecek olgular değildir söz ve yazı.evet söz uçabilir,yazı da kalabilir.fakat tersi de geçerli olabilir.ayrı iki bölüm halinde incelendiğinde 'söz uçar' açık radyo sloganlarından biri olarak karşımıza çıkar.radyoda arada bir duymak mümkündür bu sözü.'yazı kalır' ise mephisto tarafından sloganlaştırlmış ve logolarının altında kendine yer bulmuştur.bu iki ayrı kullanım söz ve yazı kavramlarının ayrılığını,farklı birer araç oluşlarını ifade edebileceği gibi,basılı medya ve sözlü medya farkını da bir noktada ortaya koyabilir.

(martin hayda gel, 16.05.2005 01:14 ~ 02:17)

söz şimdiki zamanın hafifliğiyle eriyip giderken, yazı anların ortasına çakılan bir kazık gibi sabit kalır* bu zıtlık ilişkisi bir aracının*enerji olması ve öbürünün ise bir obje olmasından kaynaklanmaktadır. ses* ağırlığı ve kütlesi olmayan bir dalga iken, yazının ihmal edilebilecek kadar da olsa kütlesi ve hacmi vardır.
iki aracı arasındaki fiziksel farklara değindikten sonra bu aracıların insan algısını farklı etkilemelerine bakacak olursak şunu görebiliriz: "söz" kelimenin tam anlamıyla canlıdır, fakat yazı hiç canlı olmamıştır. söz yaşanan duyguları aktarabilirken, yazı sadece dağarcıktaki duyguları kopyalar. söz en ufak bir aracı veya formaliteye gerek duymazken, yazı öncelikle kağıda* imla kurallarına uygun olarak yazılıp noktalama işaretlerine bulanır ve en nihayetinde da aracı bir kurum veya kişi tarafından son kullanıcıya sunulur.
hal böyleyken söz rahatlıkla uçarı, kabullenilemez, heyecanlı veya içten olabilir; fakat yazı ancak o veya bu pazar potansiyeli göz önüne alındıktan sonra karakterini belirleyebilir.
fakat herşeye rağmen söz uçar: yani söz sadece canlıdır; öncesi ve sonrası değil, sadece şimdisi vardır. fakat yazı yazılışından sonraki yüzyıllarda okunup, yazılışından önceki yüzyıllar içinde kurgulanabilir.
hal böyleyken: söz uçar yazı kalır
3 2 3