Cevaplar

2013-01-03T16:57:19+02:00

Kitabın Yazılma Yılı: 1946
Kitabın Yayınevi: REMZİ KİTAPEV
Kitabın Basım Yılı: 1998
Sayfa Sayısı:140 sayfa
Kitabın Konusu: KONUSU: Yetmiş altı küçük parçadan oluşan bu kitabın ço­ğunlukla kısa birer paragraftan ibaret olan ilk kırk beş yazısında doğaya, hayatın bütün güzelliklerine ve karşı cinse duyulan aşk temaları hâkimdir. Ancak, bu duyguları dizginleyen bir Ölüm teması da beraber işlenmiştir. Yazar, önceleri kendisini hayata bağlayan doğa ve aşk peşinde koşarak gider. Ancak, bu koşmanın kendisini ölüme yaklaştırdığını görünce de, duygularını dizgin­lemek ihtiyacı duyar:


Açıklama 
“Damla Damla” kitabı ülkemizde yeni harf­lerle basılan ilk eserdir. 1928, 1929 ve 1947 yılında baskıları yapıl­mıştır. Yeni baskısı beklenmektedir.
Yazar, bu kitabın ilham kaynağının Atatürk olduğunu belir­li tir. Atatürk, bir konuşmasında, Ruşen Eşrefe birkaç kelime söyler ve bunların anlamlarını açıklamasını ister. Ruşen Eşref, anında cevaplar. Bu kelimeler etrafındaki konuşmalar, daha detaylı bir eser yazması için kendisine yol gösterici olur.
Kitabın Özeti: 
“Ruhumun yarı aydınlığında renk renk kadın saçları, çılgın ve is­tekli nidalar halinde yükseliyor, yayılıp kayboluyor… Arkaya savrulan saçlarla İleriye atılan avuçlarım arasında hep o bir karış aralık var… Onu aşmağa ömür yetmeyecek…”
“Ne dediniz?Hayatı sevmiyor muyum? Canımın kadehi onunla dolu!…Daha o ovucumun sıcaklığı ve göğsümün çarpıntısı iken bile ona hasretle bakıyorum. Zira, bir gün o bende de tükenecek, sizde de…”
Kırk altıncı yazıdan itibaren de, yazarın ölüm karşısındaki acizliği iyice belirginleşir ve buna bağlı olarak ölüme ve hayata bakış açısı da sertleşir. …
“Ecel, vazifeni anlamıyorum, işinden iğreniyorum” demekle ye­tinmez, işi Tanrı’ya isyana kadar götürür:
“Yanlış hesaplı mimarın gadrine yazıklar olsun!..”
Kitabın sonuna doğru ise, gerçeği kabullenmiş ve teslim ol­muş bir haldedir. Bütün canlı hatta cansız varlıklar için geçici olmanın kaçınılmaz son olduğunu dile getirir. O zaman, hayata bakış açısı da ilk yazılarındaki coşku ve bağlılığa yaklaşır:
“Hayat, ey çağıltılı su, ev bu suyun üstünde kımıldanan ışık! Bü­tün eziyetlerini toplayıp da yalnız bana çektirsen bile seni sevmekten usanmam…Toprağın altında da duygum kalırsa, bil ki, anacağım sen­sin, düşüneceğim sen, özleyeceğim sen…”
Kitabın Yorumu:Güzel hikayelerden oluşan ama dili ağır ve sürekli aşkı anlatıyor.. Pek birşey anlaşılmıyor çocuklara göre biraz ağır bir kitap.

2 3 2
2013-01-03T16:58:34+02:00

Kitabın Adı:Damla Damla
Kitabın Yazarı:RUŞEN EŞREF ÜNAYDIN
Kitabın Yazılma Yılı: 1946
Kitabın Yayınevi: REMZİ KİTAPEV
Kitabın Basım Yılı: 1998
Sayfa Sayısı:140 sayfa
Kitabın Konusu: KONUSU: Yetmiş altı küçük parçadan oluşan bu kitabın ço­ğunlukla kısa birer paragraftan ibaret olan ilk kırk beş yazısında doğaya, hayatın bütün güzelliklerine ve karşı cinse duyulan aşk temaları hâkimdir. Ancak, bu duyguları dizginleyen bir Ölüm teması da beraber işlenmiştir. Yazar, önceleri kendisini hayata bağlayan doğa ve aşk peşinde koşarak gider. Ancak, bu koşmanın kendisini ölüme yaklaştırdığını görünce de, duygularını dizgin­lemek ihtiyacı duyar:


Açıklama 
“Damla Damla” kitabı ülkemizde yeni harf­lerle basılan ilk eserdir. 1928, 1929 ve 1947 yılında baskıları yapıl­mıştır. Yeni baskısı beklenmektedir.
Yazar, bu kitabın ilham kaynağının Atatürk olduğunu belir­li tir. Atatürk, bir konuşmasında, Ruşen Eşrefe birkaç kelime söyler ve bunların anlamlarını açıklamasını ister. Ruşen Eşref, anında cevaplar. Bu kelimeler etrafındaki konuşmalar, daha detaylı bir eser yazması için kendisine yol gösterici olur.
Kitabın Özeti: 
“Ruhumun yarı aydınlığında renk renk kadın saçları, çılgın ve is­tekli nidalar halinde yükseliyor, yayılıp kayboluyor… Arkaya savrulan saçlarla İleriye atılan avuçlarım arasında hep o bir karış aralık var… Onu aşmağa ömür yetmeyecek…”
“Ne dediniz?Hayatı sevmiyor muyum? Canımın kadehi onunla dolu!…Daha o ovucumun sıcaklığı ve göğsümün çarpıntısı iken bile ona hasretle bakıyorum. Zira, bir gün o bende de tükenecek, sizde de…”
Kırk altıncı yazıdan itibaren de, yazarın ölüm karşısındaki acizliği iyice belirginleşir ve buna bağlı olarak ölüme ve hayata bakış açısı da sertleşir. …
“Ecel, vazifeni anlamıyorum, işinden iğreniyorum” demekle ye­tinmez, işi Tanrı’ya isyana kadar götürür:
“Yanlış hesaplı mimarın gadrine yazıklar olsun!..”
Kitabın sonuna doğru ise, gerçeği kabullenmiş ve teslim ol­muş bir haldedir. Bütün canlı hatta cansız varlıklar için geçici olmanın kaçınılmaz son olduğunu dile getirir. O zaman, hayata bakış açısı da ilk yazılarındaki coşku ve bağlılığa yaklaşır:
“Hayat, ey çağıltılı su, ev bu suyun üstünde kımıldanan ışık! Bü­tün eziyetlerini toplayıp da yalnız bana çektirsen bile seni sevmekten usanmam…Toprağın altında da duygum kalırsa, bil ki, anacağım sen­sin, düşüneceğim sen, özleyeceğim sen…”
Kitabın Yorumu:Güzel hikayelerden oluşan ama dili ağır ve sürekli aşkı anlatıyor.. Pek birşey anlaşılmıyor çocuklara göre biraz ağır bir kitap.

2 3 2