Cevaplar

2013-01-03T17:48:31+02:00

estetık:

Tabiatta ve sanatlarda güzelliğin şartlarından ve güzelin insan ruhunda uyandırdığı etkilerden söz eden bir bilim. Felsefenin bir şubesi sayılır. Güzelliğin ve güzel felsefesi demek olan bu bilimin kurucuları Eflâtun ile Aristo`dur. Mantık nasıl gerçeği bulmak için akla kılavuzluk ediyorsa, estetik de güzel ve güzelliği bulmak için hislere kılavuzluk eder. Estetik, metafizik estetik, psikolojik estetik, sosyal estetik, filozofik estetik gibi bölümlere ayrılır.

   sanat:  Bir duygunun, tasarının ya da güzelliğin anlatımında kullanılan yöntemlerin tümü ya da bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık; bir meslekte uyulması gereken kuralların tümü.
2. Belli bir uygarlığın anlayış ve beğeni ölçülerine uygun olarak yaratılmış anlatım; zanaat.
3. Bir şey yapmada gösterilen ustalık
20 4 20
2013-01-03T17:48:36+02:00

Edebiyatta karakterler, durumlar, olaylar, eylem ve üslup, uyuşum halinde olmalıdır. Sanatçı, etki uyandıracak unsurları, eserinde ne kadar bol sayıda meydana çıkarıp bir noktaya yöneltirse, aydınlatmak istediği karakter o nispette ağır basar. Bütün sanat şu iki kelimenin içindedir: “Bir noktada toplayarak göstermek”. Taine’nin sanat eserlerini değerlendirmek için ileri sürdüğü ölçüler işte bunlardır. 
Şimdi bu doktrinin eleştirisine geçelim. Bir yanda çevreye, ırka ve an’a dayanan mutlak bir determinizm; öbür yanda determinizmle uyuşmayan bilimsel karakterli bir idealizm, bu doktrinin iki dayanak noktasını teşkil ediyor. Bu iki tezden, özellikle en sağlamı görünen birincisi, sayısız örneklere, sanat tarihinden çıkarılmış genel görüşlere, birçok devirlerin toplum, coğrafya ve ekonomi koşulları üzerine yapılmış incelemelere dayandığı halde, yanılgıya düşmekten kendini koruyamamıştır. Taine, sisteminde sanatçının kişiliğini, yaratıcılığını unutmuş görünüyor. Sanki eser,sanatçının hiçbir girişimi, çabası olmadan kendi kendine meydana gelmektedir. Büyük Fransız eleştirmeni Sainte-Beuve başta olmak üzere birçok eleştirmen, bu görüşe karşı çıkmıştır. Sanatçıyı, içinde yaşadığı çevrenin dışında görmek elbette mümkün değildir. Eğer Rousseau, 18.nci yüzyılda doğacağı yerde 19.ncu yüzyılda doğmuş olsaydı, hiç kuşkusuz yazacağı eserler yazdıklarından başka olurdu. Böyle olmakla birlikte insanı ve eserlerini, hal ve şartların kesin bir sonucu saymak da yanlıştır. Niçin büyük sanatçı, aynı çevredeki öbür insanların koşulları içinde yaşadığı halde, pek seyrek olarak görünen bir yaratıktır? Sanat Felsefesi’nin savunduğu tez doğru olsaydı, sözgelişi 17.nci yüzyılın hünerlerin gelişimine iyi hazırlanmış bir şehir olan Anvers’inde bir değil, birçok Rubens’in açtığı çığırda yürüyenlerin çoğu, bayağı eserlerden başka bir şey vermemişlerdir. İtalyan Rönesansının Roma’sı, Floransa’sı veya Venedik’inde yaşayanlar aynı manevî ortam içinde bulundukları halde, ancak bir Rafaello, bir Michelangelo, bir Leonardo, bir Tiziano yetişmiştir. Sonra bir Delacroix’in yanında bir Ingres’in varlığını nasıl açıklayabiliriz? Aynı fikir çevresinde, aynı aile ocağında yetişmiş iki kardeş oldukları halde, niçin Corneille’lerden Thomas değil de yalnız Pierre büyük bir trajedi şairi olmuştur? 
Bu bakımdan, büyük sanatçıları sırf çevrelerinin ir ürünü saymak doğru değildir. Çünkü aynı çevrenin etkisi altında milyonlarca insan yaşamaktadır. Büyük sanatçılar sadece çevrelerinin birer ürünü olsalardı, çoğu zaman karşılarına dikilen bir topluluk bulunmaz, eserleri toplumca alkışlanırdı.

43 1 43