Cevaplar

2013-01-03T21:22:09+02:00

Kaygusuz Abdal

I
Aşkile geldim cihana, meskenim dağlar menem
Terk edip cümle sıvayı, mahremi tevhid menem
Güş edince menaref esrarını, mest olan ehkar menem
Şöyle ikrar verdim ol dem Gaygusuz Abdal menem


Asıl adı Gaybi'dir. Kaygusuz Abdal'ın hayatı hakkında ki bilgilerin çoğu Bektaşi menkıbelerine dayanır. Bu menkıbelerin en tanınmışı onun Abdal Musa'ya bağlanışını anlatan hikayedir: 

Alaiye (Alanya) beyinin oğlu Gaybi, avlanırken attığı okla bir geyiği koltuğundan vurur. Yaralı geyik kaçar, Gaybi arkasından koşar. Geyik Abdal Musa'nın tekkesine girer, arkasından avcı da girer, dervişlerden geyiği sorar. Dervişler görmediklerini söylerler. Çekişme başlar. Olaya Abdal Musa. karışır ve koltuğu altından kanlı oku çıkararak Gaybi'ye gösterir. Gaybi okunu tanır ve Musa'ya bağlanır. Alanya beyi oğlunu tekkeden kurtarmak ister ama Gaybi, Musa'dan ayrılmaz. Bey, Teke (Antalya) beyine başvurarak oğlunun kurtarılmasını ister. Teke beyinin gönderdiği ordu Musa'ya yenilir, Gaybi tekkede kalır. 

Kırk yıl tekkede Abdal Musa 'ya hizmet ettikten sonra şeyhi tarafından Mısır'a gönderilen Kaygusuz Abdal, orada bir tekke kurar. Bu tekke, İslam dünyasında büyük bir ün kazanır ve hastalarla başı dara düşenlerin sığınağı olur. Kaygusuz Mısır'da ölür. Türbesi, Kahire yakınlarında bulunan bir mağaradadır. 

Hece ve aruzla şiirler söyleyen Kaygusuz'un nesirle yazılmış eserleri de var. Aruzla yazılmış şiirleri divanında toplanmıştır. Hece ile yazdıklarına ise cönklerde ve şiir mecmualarında rastlanıyor. Nesir eserleri: Budala-name, Mağlataname, Cefriyye-i Kaygusuz ve Esrar-ı huruf adlarını taşıyan kitapçıklardır. Cefriyye, gelecekte olup bitecek olayları anlatan bir fal kitabıdır. Öbürleri tasavvufla ilgili konuları işler. 

Şiirlerinin bir çoğunda Kaygusuz takma adını kullanan ozan , bazı şiirlerinde Serayi adını da kullanır. Kaygusuz adını taşıyan başka şairlerin de bulunması, eserlerinden bazılarının başka bir Kaygusuz'un olabileceği kuşkusunu, doğuruyor. 

Kaygusuz Abdal, Bektaşiler arasında büyük saygı ile anılır ve Bektaşi uluları arasına girer. Hemen bütün Bektaşi tekkelerinde bulunan ve Kaygusuz'a ait olduğu kabul edilen bir resimde, bir yılan, bir akrep ve bir arslan, ayakları bine yatarak ona boyun eğmiş görünürmüş. 

XVIIL yüzyıl ressamlarından Levni'nin yaptığı güzel bir Kaygusuz minyatürü vardır. Kaygusuz, bir eserinde 1397-98 yıllarında doğduğunu söylüyor. Eserlerinden de anlaşıldığına göre XV .yüzyılda yaşamış olan şair, Anadolu ve Rumeli'nin birçok yerlerini gezmiş ve iyi bir öğrenim görmüştür. Özellikle hece ile yazdığı şiirlerde ve nesirlerinde güzel bir Türkçe kullanır. 

Kaygusuz'un tasavvufla ilgili şiirleri yanında tekerlemeleri, şathiyeleri (alaylı, iğneli ve simgeli şiirler) de önemli bir yer tutar. Yunus Emre yolunda yürüyen şair, bu tür şiirlerinde ona daha çok yaklaşır. Ölüm yılı bilinmiyor. 

4 4 4
En İyi Cevap!
  • Eodev Kullanıcısı
2013-01-03T21:24:15+02:00

alıntı

Metin İncelemesi

Biçim Yönünden:

Biçimi: Nazım.

Nazım biçimi: Nefes.

Nazım birimi: Kıta.

Ölçüsü: 4+3 = 7'li hece.

Türü: Didaktik şiir.

Konusu: İnsanın maddi varlığından çok daha fazla ruhsal yaşamının önemli olduğu anlatılmakta, insanın ne olduğu sorusu yanıtlanmaktadır.

Ana düşünce: İnsan, Tanrı'nın gizlerini özünde toplayan bir varlıktır.

Kafiye şeması: Şiirde belirli bir kafiye düzeni yoktur, özellikle üç, dört ve beşinci dörtlüklerde, koşma tipi kafiye düzeninin bozulduğu görülmektedir.

Kafiyeli olan "Baş değil/kaş değil/hoş değil/ser keş değil" sözcüklerinde ise, yinelenen "değil" sözcükleri aynı görevde olduğundan rediftir. Geriye kalan sözcüklerde ortak kafiye sesi "Ş" olup yarım kafiye­dir, öte yandan "Deri-dir/serveri-dir/sırrı-dır" sözcüklerindeki "-dir" ek fiil ekleri rediftir. Kalan bölüm­lerde ortak kafiye sesi "R" olup yarım kafiyedir.

Deyimler-Söz Grupları:

Manâ-yı mutlak: Tanrı'nın anlamı. Mutlak an­lam, tek anlam, salt söz; azalmaz, artmaz, değişmez, eskimez, ölümsüz anlam, kavram. Tanrı.

Nutk-ı Hak: Tanrı sözü. Tanrı'nın sözle bildir­me güç ve kudreti; insana verdiği söz söyleme ve ko­nuşma yetisi.

Hakk'ın kudret sırrı: Tanrı kudretindeki anla­mın çözümlenmemesi; Tanrı'nın gücünü gösteren sır.

Gaafil olma: Bilmezlik etme.

Nakş u suret: Dış görünüş.

 

Dil özellikleri:

Ozan, düşüncelerini anlatabilmek için Tasav­vuf ile ilgili terimleri kullanmıştır: Mânâ, suret, nak­kaş, maksûd, âdem, âşık.

Divan edebiyatının dili Osmanlıcadan etkilenmiştir: Mânâ-yı mutlak, Hakk, nutk-ı Hak, Nakş u suret, kallâş, gayre, gaafil.

Türkçe ve Türkçeleşmiş sözcükleri de kullan­mıştır: El, ayak, baş, kaş, ser.

 

İçerik Yönünden:

1.İnsan denilen varlık, yalnızca el, ayak, baş, kaştan ibaret değildir.  Gerçekte insan, Tanrı'nın tüm gizlerini özünde saklayan bir varlıktır. Bu, onun manevi yanıdır, değerli olan da budur.

Ozan, insanın gerçek özelliklerini maddi varlığın­da değil; öz varlığında arıyor. Bu öz varlığa, "mânâ" diyor, insanı diğer yaratıklardan ayrıcalıklı kılan "mânâ" oluyor. "Mânâ" ise insana Tanrı tarafından veri­len ruhudur. Bu nedenle insan, Tanrı'yı sevmeye ve gizlerini anlamaya çalışır; Tanrı'nın evreni yaratışındaki asıl amacın insan olduğunu kavramaya uğraşır.

2.Gerçi insan et ve deriden oluşan bir bedendir. Tüm yaratıkların en değerlisidir. İnsanda Tanrı gücü­nün çözümlenemeyen sırları vardır. İnsan, Tanrı'nın yaratıcılık sırrıdır. Tanrı'yı anlamak için diğer yara­tıklara değil; insana bakmak yeterlidir. İnsan dışındaki varlıklara bakmak gereksizdir.

Sanatçının güç ve yeteneği yaptığı eserinde gö­rülür. Tanrı'nın da sınırsız gücü en mükemmel eseri olan insanda bellidir. Yani insan, "Hakk'ın kudret sır­rıdır."

3.İnsan, değişmeyen, eskimeyen ölümsüz bir kav­ramdır. Konuşma yetisi olan tek yaratıktır. Tanrı, bu yetiyi yalnızca insana vermiştir. Bundan dolayı insan, yaratıkların içinde en değerlisidir. Bundan habersiz olma. İnsanı tanımaya, anlamaya, öğrenmeye çalış! Ama nefsini de serbest bırakma, ona egemen ol. İn­sanı tanımakla kendini tanımış olursun. Kendisini ta­nıyan kişi, eksikliklerini giderir, zayıf yanlarını güç­lendirir, kusurlarını tamamlar, bu yolla yücelir.

Dörtlükte Tanrı'nın gücüne değiniliyor, insanın Tanrı'ya ulaşmak için nefsini kontrol altında tutma­sının gerekliliği belirtiliyor. Bunun için insana kendi­sini tanıması öneriliyor.

4.Kendi özünü bilen kişi, "maksûdunu" bulan kişi­dir.  Yani kendisini tanıyan insan,  amacına ulaşmış kişidir. Varlığındaki inceliği kavrayan, Tanrı'yı bilir, doğru olanı bulur, Tanrı yolunda iyi bir kul olur. Böy­le bir kişi yalancı ve ikiyüzlü değildir.

Ozan, dörtlükte geçen : "Kendi özünü bilen/Mak­sûdun bulan kişi" dizeleriyle, insanın gerçeğe ulaşma­sı için kendisini tanıması gerektiği görüşünü savunu­yor. Çünkü: Tanrı, iyinin, güzelin, doğrunun kaynağı­dır. İnsan kendini bilmekle Tanrı'nın bu erdemlerine sahip olacağından yalana, hileye, eğriliğe sapmaya­cak, bencil duygularla hareket etmeyecektir. O hal­de, ozan dörtlükte; iyiliğin, güzelliğin, doğruluğun sa­vunmasını yapmış oluyor. Olgun insanın nasıl olması gerektiğini belirtiyor.

5. Bu Kaygusuz Abdal'a dünyada âşık demeyin. Çünkü O, varlıkların dış görünüşüne bakar. Gözü resime, nakısa takılır, onu görür; amacı resim yapan kişi ile nakış işleyeni tanımak değildir.

Ozan, burada henüz benliğini ortadan kaldırıp olgunlaşamadığını, Tanrı ile bütünleşip "maksûduna" eremediğini söylüyor. Gerçekte "mânâ" denilen öze değil de dış görünüşe, yani biçime önem vererek oya­lanan kişileri kınıyor.

 

Araştırmalar:

1. Ozan, iyi b:ı eğitim görmüştür. Gördüğü eğiti­min sonucu Divan edebiyatı ile Osmanlıcanın etki­sinde kalmıştır. Manzumede, bu nedenle yabancı söz­cüklere çokça yer vermiştir.

2. Ozan, "Âdem mânâya derler, suret ile kaş de­ğil" sözüyle insan hakkındaki düşüncesini dile getirir. Söze göre; insan, yüz ile kaştan ibaret değildir; asıl önemli olan mânâdır, yani özüdür. İnsan, özüyle de­ğerlendirilmelidir.

3. İkinci dörtlükte geçen "server" (sevgili) ve "Hak­k'ın kudret sırrı" (Tanrı'nın gücünü gösteren sır) sözleri insanlar için kullanılmıştır.  Çünkü ozana göre insan, tüm yaratıkların içinde en değerlisidir.

4. Ozana göre insanda bulunması gereken nitelikler şunlardır:  Ruhsal olgunluk,  mükemmellik, Tanrı'yı bilme ve ona gönül verme, doğruluktur.

5. Ozan, son dörtlükte henüz benliğini ortadan kal­dırıp olgunlaşamadığını, Tanrı ile bütünleşip "maksû­duna" erme aşamasına gelmediğini belirtiyor. Bunun nedeni olarak ta "nakş u suret gözetir" sözüyle in­sanları gözlemek ve tanımak isteğini gösteriyor.

N. KARTAL, BİRSEN Y. 1990

8 4 8