Soru

efe123456789efe kullanıcısının avatarı

Toplumdaki huzur ve güven ne zaman oluşur

gönderen Efe123456789efe

Daha fazla açıklamaya mı ihtiyacın var? Sor!

Bu soruyu Efe123456789efe kullanıcısına sor...

Cevaplar

Cevaplar

2
djm kullanıcısının avatarı
En İyi Cevap! Djm cevapladı
Alemleri bilinen ve bilinmeyen varlıklarıyla yaratan ve varlıkları terbiye eden Rabbimiz, kullarının aile ve toplum hayatlarında güven ve huzur içinde olmalarını murad etmektedir. O, bu amacın gerçekleşmesi için insanlığın var oluşundan itibaren peygamberler ve kitaplar göndermiş, emirler ve yasaklar bildirmiştir.İnsanoğlunun hayatında en önemli husus, güven dolu, huzurlu bir yaşam sürebilmektir. Hayat hakkı dokunulmazdır; bu durum medeni kanunlarda dahi güvence altına alınmıştır. Her insanın huzur ve güven içinde temel hak ve özgürlüklere sahip olarak yaşaması en tabii hakkıdır. Bu hakkın ortadan kaldırılmasına yol açabilecek tutum ve davranışlar fertlerin ve toplumun ahengini zedeler, huzur ve saadetin temellerini sarsar.İnsanoğlu toplum içinde yaşadığından, topluma karşı sorumlulukları olduğunu asla unutmamalıdır. Birlikte yaşayan insanlar birbirlerinin hak ve hukukuna saygı duyarlarsa o toplum huzurlu olur. Toplumun huzuru ve sükunu için çıkarılan yasalara uymak, her şeyden önce o toplumu oluşturan fertler için gereklidir. Aksi takdirde kargaşa, anarşi ve haksızlık başgösterir.İnsanoğlunu mahlukatın en şereflisi kılan ve en güzel biçimde yaratan Rabbimiz, peygamberlerini örnek insan modelleri kılmıştır. Onlar, gönderildikleri toplulukları iyiye, güzele, hak ve hukuka riayete; kısaca örnek fert ve temiz toplum olmaya davet etmişlerdir. Gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin tebliğ ettikleri din İslâm’dır ve dünya ve ahirette insanları huzura, mutluluğa ulaştırma gayesine yöneliktir.İnsanlarda Allah inancının yerleşmesi, onları kötü duygu ve düşüncelerden arındıran ve muhafaza eden en önemli bir unsurdur. Rabbini bilen, O’na iman eden insan kolay kolay kötülük edemez, hak yemez, yolsuzluk ve suistimalde bulunamaz, görevini ihmale alamaz. Zira bu insanda Rabbine karşı hesap verme sorumluluğu bulunmaktadır. Yaptıklarından Allah’ın haberder olduğunun bilincindedir. İşte bu anlayışa Allah korkusu diyoruz. Habib-i Kibriya s.a.v.’in mübarek beyanına göre de “Hikmetin başı Allah korkusudur.”Ecdadımız da “Allah’tan korkandan korkma; korkmayandan kork” demişlerdir. Gerçekten de Allah inancı kalbine yerleşmeyen, Allah korkusu nedir bilmeyen insanların bir anda nefislerine uyarak nedenli kötülükler, cinayetler, yolsuzluklar ve cürümler işlediği görülmektedir.Dinimiz, insanın meşru ölçüler içerisinde kalarak, yine meşru olan dünya nimetlerinden istifade etmesini bildirmiştir. Bu istifade için gaye meşru, vasıta meşru olmalıdır. İslâm dışı dünya görüşlerinin yönlendirdiği üzere amaç için her türlü vasıtanın meşru görülmesi mümkün değildir. Aksi halde toplumda ahlâktan, karşılıklı sevgi-saygıdan, huzur ve güvenden söz edilemez.Mücella dinimizin insanda oluşturmak istediği üstün meziyetlerden birisi de emin olmak, güven telkin etmektir. Toplumun güven telkin etmesi, fertlerinin güvenilir olup olmamasıyla alakalıdır. Bunun içindir ki İslâmiyet güven telkin etme konusuna özel bir önem vermiştir. O kadar ki, Mukaddes Kitabımız Kur’an -ı Kerim, Ehl -i Kitap’tan bile güven veren insanları överek anmıştır. İnsanlığa örnek olmak üzere vazifelendirilen bütün peygamberlerin en bariz vasıflarından biri, Allah’ın mesajını insanlara tebliğ etmekten, insanlar arası ilişkilere varıncaya kadar her açıdan güvenilir olmalarıdır.Fahr -i Alem s.a.v. Efendimiz de, risaletinden önce cahilî bir toplumda yetişmiş olmasına rağmen, dürüstlüğü, güzel ahlâkı ve emanete asla hıyanet etmemesi gibi hasletleri sebebiyle “ Muhammedü’l -Emin” diye adlandırılmıştır. Peygamberlere vahiy getirmekle vazifeli Cebrail a.s. da yine Kur’an-ı Kerim’de “emin” sıfatıyla anılmıştır.Habib-i Kibriya s.a.v. Efendimiz’in ümmeti de güvenilir olmak zorundadır.kkhkjh
  • Yorumlar
  • Şikayetim var!
  • Teşekkürler (3)
  • oy ver Seviye: 3, Oylar: 2

Yorumlar

Bu cevap için yorumunu buraya yaz...
mervecabuk288 kullanıcısının avatarı
Mervecabuk288 cevapladı
Birey olsun toplum olsun, her ikisinin rahat ve felaketinin, bencillik, yani egoistlik yüzünden olduğunu söylesek asla abartı olmazKendini düşünmek, kendi çıkarlarını herkesinkinden üstün tutmak, birilerinin feryadına kulak tıkayarak kendi keyfini sürdürmekten zevk almak ve hele buna başkalarının kanını emmekten hoşlanan vampirleşmeyi de eklesek doğrusu vicdan denen olgunun tamamen yok oluşuna hükmetmemek için bir neden yok.Bunu anlamak için tarihin uzak ve derinlerinde kalmış sayfalarını karıştırmaya da gerek yok. Yakın tarih, günümüz de bu kanaati bize yeterince verebilir. Ama bunu, çağa bir kuş bakışıyla, bir müceddit, bir uzman gözüyle bakan zamanın bedii Bediüzzaman’ın tespitiyle görmek, algılamak ve hatta yaşamak çok daha iyi olmaz mı? Varlık âleminin tek bilinçli muhatabı insanoğlunun meskeni olan yeryüzünde ne kadar karışıklıklar, ne kadar fitneler, ne kadar fesatlar, ne kadar kargaşalar, ne kadar rezaletler, ne kadar kötülükler, dahası ne kadar bozuk huylar ve bunlara bağlı olarak ne kadar yıkımlar varsa, bütün bunların kaynağını iki kelimeye ya da iki söze  bağlar Bediüzzaman deha bir sosyolog ve iktisat doktrincisi titizliğinde. Lemaat’ta “Birincisi şudur ki” der: “Ben tok olsam, başkalar acından ölse, nemelazım.” Ve “ikincisi” der: “Rahatım için zahmet çek. Sen çalış, ben yiyeyim. Benden yemek, senden emekler.
  • Yorumlar
  • Şikayetim var!
  • Teşekkürler (1)
  • oy ver

Yorumlar

Bu cevap için yorumunu buraya yaz...