Cevaplar

2013-01-05T13:36:20+02:00

İngilizcesi :  This is the first business day of the week, those who have jobs, businesses are going. Orhan's a job that has for a long time of course but do not leave a good job does not want to go. Last week, the best job, had lost a dog to search. I thought this job was not as easy for him. To call a man a dog was more difficult to call. Is searching for a man would have, population records, from friends or their most recent work from the work begins, the trace were found. However, if you have lost a dog, was very difficult to find unless you are a rare species. Experience had shown it. Sometimes, it is calling the dog remembers how, could not get laughed at himself. There was a dog in his hand size image. This picture was actually a boy, a dog standing on two legs of the language exposure had given out. Golden yellow color, bright and with wavy hair, low-eared, white on the left to itch a Golden Retriever dog was that genus. Although a rare type of stray dogs looked so ordinary.Although a rare type of stray dogs looked so ordinary. Orhan was between him street by street, a picture showing people that the "name Bead, very valuable is a dog, you will be rewarded by the owner if you say no," he said. Some of my "lost dog will search among the people had better not do?" He even had out badly. Then, two days after a customer was looking for him, the job ended, the dog came home unhurt, he had reported to thank for the ****. He forced the money, said he was glad. In such cases, so that's the case ending in spontaneous, if the call passes through several days are over, the actual wage received was 10%. This was something like consolation for him

 

 

 Türkçesi : Haftanın bu ilk iş gününde, işi olanlar, işyerlerine gidiyorlar. Orhan’ın da bir işi var tabiî ki fakat uzun bir süredir iyi bir iş çıkmadığı için gitmek istemiyor. Geçen hafta gelen en iyi iş, kaybolan bir köpeği aramak olmuştu. Bu iş sanıldığı kadar kolay değildi onun için. Bir köpeği aramak bir insanı aramaktan daha zordu. Aradığı bir insan olsaydı, nüfus kayıtlarından, adresinden, arkadaşlarından veya en son çalıştığı işlerden başlar, bir şekilde izine rastlardı. Ancak, eğer kaybolan bir köpekse, ender bir tür olmadıkça bulunması çok zordu. Tecrübeleri göstermişti bunu. Bazen, o köpeği nasıl aradığını hatırlıyor, gülmekten kendini alamıyordu. Elinde köpeğin bir boy resmi vardı. Bu gerçekten bir boy resmiydi, köpek iki ayağının üzerinde durmuş, dili dışarıda poz vermişti. Altın sarısı renginde, parlak ve dalgalı tüyleri olan, düşük kulaklı, sol kaşının üzerinde beyazlık bulunan Golden Retriever cinsi bir köpekti bu. Ender rastlanan bir tür olmasına rağmen sokak köpekleri kadar sıradan görünüyordu. Orhan onu sokak sokak aramış, resmini gösterdiği insanlara da "adı Boncuk, çok değerli bir köpektir, yerini söylerseniz sahibi tarafından ödüllendirileceksiniz" demişti. Bazıları sitemle, "köpek arayacağına kaybolan insanları arasan daha iyi olmaz mı?"diye fena halde çıkışmışlardı hatta. Ardından iki gün geçtikten sonra müşterisi onu aramış, işin sona erdiğini, köpeğinin sağ salim eve geldiğini, yardımları için çok teşekkür ettiğini bildirmişti. O da karşılık olarak mecburen, çok sevindiğini söylemişti. Bu gibi durumlarda, yani işin kendiliğinden son bulması hallerinde, aramanın üzerinden kaç gün geçerse geçsin, asıl ücretin %10'unu alıyordu. Bu da onun için teselli gibi bir şeydi.

ALINTIDIR

4 3 4
2013-01-05T13:37:19+02:00





POOR AHMET

Ahmet’s mother and father were poor. They were living in a small house with only one room. Since his father’s lungs were ill, he compulsorily retired. Ahmet finished primary school in difficulty by selling pretzel out of school time. Later by the help of his neighbour he started to work in a restaurant to do the washing up. Ahmet had taken the first step to realize his dreams. He had met the wonderful meals which he formerly used to see behind the restaurant windows. Now he had full three courses a day. He had kept Uncle Veli, who was cooking in the restaurant, observing. He would learn cooking from him and he would be a cook himself, too but Ahmet would work not in somebody else’s restaurant but in his own one. 

Ahmet opened a restaurant in the city centre after he had done his military service. Because his meals were very delicious, the restaurant was full of customers. He was earning well. Sometimes poor people used to come to the restaurant and eat free meal. 

The waiters working in the restaurant and the customers couldn’t find any sense of Ahmet’s going and leaving two plates of meals to an empty table during lunch times. How would they know that they were Ahmet’s present to his mother and father, whom the poverty had finished years ago? They also wouldn’t be able to hear that while putting the plates on the table Ahmet was murmuring “you aren’t going stay hungry any more from now on mummy and daddy. Have your meals and get yourself very full.”

Written by: Serdar YILDIRIM 

FAKİR AHMET

Annesi, babası fakirdi Ahmet’in. Tek göz odalı bir gecekonduda oturuyorlardı. Babasının ciğerleri hasta olduğundan zorunlu emekliye ayrılmıştı. Ahmet okul olmadığı zamanlar simit satarak zorlukla ilkokulu bitirdi. Daha sonra komşusunun yardımıyla bir lokantaya bulaşıkçı olarak girdi. Ahmet hayalini gerçekleştirmek için ilk adımını atmıştı. Eskiden lokantaların camları arkasında gördüğü o güzelim yemeklere kavuşmuştu. Artık günde üç öğün karnı doyuyordu. Lokantada yemek pişiren Veli dayıyı göz hapsine almıştı. Ondan yemek yapmayı öğrenecek ve kendi de bir aşçı olacaktı ama Ahmet başkasının lokantasında değil kendi lokantasında görevini yerine getirecekti. 

Ahmet askerden geldikten sonra şehrin mevki yerinde lokanta açtı. Yaptığı yemekler çok lezzetli olduğu için lokanta müşterilerle dolup taşıyordu. Kazancı yerindeydi. Ara sıra muhtaç insanlar lokantaya gelirdi ve bedava yemek yerlerdi. 

Lokantada çalışan garsonlar ve müşteriler Ahmet’in öğle vakitleri boş bir masaya giderek masanın üstüne iki tabak yemek bırakmasına bir anlam veremezlerdi. Onlar ne bileceklerdi yıllar önce sefaletin bitirdiği anne ve babasına Ahmet’in armağanını. Hem onlar duyamazlardı ki, tabakları masanın üstüne bırakırken Ahmet’in “ Bundan sonra aç kalmayacaksınız anneciğim ve babacığım. Alın yemeklerinizi karnınızı bir güzel doyurun “ diye mırıldandığını. 


Kaynak: http://www.msxlabs.org/forum/soru-cevap/213709-ingilizce-hikaye-ornekleri-verir-misiniz.html#ixzz2H6GwqYk5

4 3 4