Cevaplar

2013-01-06T14:50:34+02:00

arapçadan türkçe çeviriz

 

2 3 2
2013-01-06T14:51:31+02:00

Başlangıçta, belki de bu çalışmanın iç bütünlüğü açısından biraz garip
karşılanacak bir düşüncemi, ön yargımı paylaşmak isterim: Hadis ve
sünnet çalışmalarında tarihselci yaklaşımı ifade edecek sistematik bir
felsefenin İslâm dünyasında varlığını, buna paralel olarak kendisine hadis sünnet tarihselcisi denilecek bir kişinin bulunduğunu söylemek hayli
zordur. Bir gerçekliğin tesbiti anlamındaki bu yargım, zaman zaman konuşmasında / yazısında tarihsellik ifadesi geçen, birkaç hadis yorumunda tarihselliğe atıf yapan ya da karşıtlarınca tarihselci görülmek istenen
bir hadisçinin, sadece bu gerekçelerle, gerçekte bir tarihselci olamayaca-
ğından kaynaklanmaktadır.
Fakat bu ön yargım ile konu başlığı arasındaki muhtemel bir çeliş-
kiyi de gidermek durumundayım. Her ne kadar hadis alanında ciddi
anlamda bir tarihselcilik teorisi ve teorisyeni yok ise de, bazı doğrudan
ya da imalı olarak gerçekleşen vurgularla, tarihsellik olgusu uzunca bir
süredir hadisçilerin gündemindedir. Fakat hadis alanındaki bu gelişme,
bağımsız bir mesele olmayıp, son yirmi yıldır, İslâm dünyasında yoğunlaşan anlama ve yorumlama probleminin bir parçasıdır.
1
Yani tarihsellik,
1 “Sünneti anlama faaliyetini bir bütün olarak düşünecek olursak, sünnetin evrensel ve tarihsel boyutu, tamamen anlama problemiyle ilgili bir konu olarak kar-
şımıza çıkmaktadır.” Ali Çelik, “Sünnetin Evrensel ve Tarihsel Boyutu”, İslam’ın
Anlaşılmasında Sünnetin Yeri ve Değeri Kutlu Doğum Sempozyumu 2001, Ankara
2003, s. 373.DİNÎ HÜKÜMLERİN K AYNAĞI
500
anlama ve yorumlama metodunun kendisi olmayıp, onun yararlandığı
bir araçtır.
Anlama ve yorumlama, hadisçileri de ilgilendiren, ardışık ve ayrılmaz
önemli iki işlemdir. Bu iki işlemin, hadis ve sünnete ilişkin çalışmaların ve
tartışmaların, temel üç ayağından birini oluşturduğunu söylemek mümkündür. Hadis ilminin öteden beri üç hedefi vardır: Tesbit, hücciyet, anlama ve yorumlama. Bu çalıştayın konusunun “Dinî Metinlerin Anlaşılması” olması sebebiyle, “tesbit” ve “hücciyet” meselesi, tebliğ kapsamının
dışında kalacaktır. Bu yüzden hadis ve sünnet etrafında sahihlik-zayıflık
konusunda gerçekleşen tartışmalar ile onların dinde delil olup olmadı-
ğına yönelik lehte veya aleyhte gerçekleşen tartışmalara girilmeyecektir.
Çünkü, hadisin ve sünnetin sıhhatinin belirlenmesinden ve dinde delil
(hüccet) olarak kabul edilmesinden sonra anlama ve yorumlama çabası
başlar. Aksi halde delil kabul edilmeyen veya uydurma olan bir bilgi üzerinde neden durulsun? Bu çerçevede Kur’an’la yetinme ve sünneti dışlama düşüncesinin de konumuzun dışında kaldığını hatırlatmak gerekir.
Anlama ve yorumlama, geçmişte farklı şekillerde adlandırılmış olsa
da, halen hadis ve sünnetin pratiğinde kaçınılmaz birer unsurdur. Konuya doğrudan anlama ve yorumlama ile başlamamın sebebi, hem çalış-
tayın başlığından kaynaklanmakta hem de tarihsellik tartışmasını, hadis
ilminin yukarıda sıraladığım kadîm üç probleminden hangisi içinde de-
ğerlendirdiğimi ima etmektir.
Tarihsellik meselesi, yaklaşık yirmi yıl öncesinde metinlerin anlaşılması ve yorumlanması sorununun ilâhiyat gündeminde ciddi bir şekilde
yer almasından sonra hadis alanına girmiştir. Bunda Fazlurrahman’ın
eserlerinin hem yönlendirme hem de kaynaklık etme açısından önemli
bir payı vardır. Türkiye’deki hadis araştırmalarını hatta diğer dinî alanlardaki çalışmaları 1980’li yıllarda etkilemeye başlayan Fazlurrahman’ın
fikirleri, o zamanlar tepkilerle karşılaşmıştı. Fakat zaman içinde lehinde
veya aleyhinde çok sayıda söz söylenmiş, yazı yazılmış, sonra da anısına
özel dergi sayıları çıkartılmış ve adına sempozyum düzenlenecek bir konuma ulaşmıştı.
Yine 1980’li yıllarda Fazlurrahman’ın ardından Arap dünyasında yapılan bazı çalışmaların anlama ve yorumlama alanındaki gelişmelere açık
bir etkisi olmuştur. Meselâ Yûsuf el-Kardâvî’nin Arapça’dan Türkçe’ye 501
NEVZAT TARTI
1991 yılında Sünneti Anlamada Yöntem adıyla çevrilen kitabı, 1992 yı-
lında yine Arapça’dan Türkçe’ye Fakihlere ve Muhaddislere Göre Nebevi
Sünnet adıyla çevrilen Muhammed Gazzâlî’nin kitabı ve 19-23 Haziran
1989 tarihinde Amman’da yapılmış olan es-Sünnetü’n-nebeviyye ve
menhecühâ fî binâi’l-ma‘rifeti ve’l-hadâre başlıklı sempozyum bunlardan bazılarıdır. Bu sempozyumun sunuş konuşmasında, sempozyumdan beklentilerini ima edercesine Tâhâ Câbir el-Alvânî, hadis alanında
nelerin yapılması gerektiğini özetlemişti. Ona göre, sünnetin çağımızda
yeniden anlaşılması, yorumlanması ve uygulanması için yeni bir yöntem
gerekmekteydi. Bu yöntem, sünnetin oluştuğu zaman ve mekân boyutunu dikkate almalı, hadislerdeki vesile-maksat, sabit-değişken, cüz’î-küllî
vb. unsurları ayırmalıydı.
2
Bu türden temennilere sempozyum içindeki tebliğlerde zaman zaman kısa da olsa değinilmektedir. Ancak konu,
yoğun olarak Yûsuf el-Kardâvî’nin sunduğu tebliğde ele alınmaktadır.
Kardâvî’nin bu tebliği ise, Sünneti Anlamada Yöntem adıyla Türkçe’ye
çevrilen kitabından oluşuyordu.
3
Böylece 1990’lı yılların başından itibaren, tefsir alanında daha çok hermenötik olarak, hadis alanında ise anlama ve yorumlama gibi kavramlarla
bugüne kadar yoğunlaşan bir ilmî hareketlilik yaşandığını görmüş olduk.
Konunun ne kadarlık bir gündem oluşturduğunu hatırlatması açısından
hadis alanındaki bu çalışmalardan bazısını sıralamak istiyorum:
1. Cemal Sofuoğlu, “Hadislerin Anlaşılmasındaki Güçlükler ve Bazı
Problemler”, Uluslararası Birinci İslam Araştırmaları Sempozyumu, İzmir
1985.
2. Yûsuf el-Kardâvî, Sünneti Anlamada Yöntem (trc. Bünyamin Erul),
Kayseri 1991, 1993, 1998, 2009.
3. Selahattin Polat, “Hadiste Anlam (Yorum) - Metin Tenkidi İlişkisi”,
Hadis’in Dünü-Bugünü ve Geleceği Sempozyumu 14-15 Ekim 1993, Sams

 

0