Soru

ozLem55 kullanıcısının avatarı

çeşitli metinlerden(hikaye,roman,deneme,makale)paragraf türlerine örnekler bulunuz

Lütfen yardım edinn

gönderen OzLem55

Daha fazla açıklamaya mı ihtiyacın var? Sor!

Bu soruyu Ozlem55 kullanıcısına sor...

Cevaplar

Cevaplar

Silinmiş hesap kullanıcısının avatarı
Silinmiş hesap cevapladı

DENEME İLE İLGİLİ:

Sabır. İçinde ne çok şey barındırır. Tükendiğini hissetmek, “yeter artık” deyip çekip gitmek, “az kaldı” diyerek kendini avutmak ve en önemlisi de her gün daha güçlü olmaya çalışmak ya da -mış gibi yapmak.

Aslında söyleyecek ne çok sözün, haykıracak ne çok nefesin vardır ama susarsın işte sabredersin ya da sabretmek zorunda olduğunu hissedersin. Birini çok seversin onu ömrünün sonuna kadar bekleyebileceğini düşünürsün,  sabrın doruklarına çıkarsın. Bir şeyi çok istersin, onu elde etmek için şartların oluşmasını beklersin yine sabredersin. Az ya da çok, kolay ya da zor şu hayatta pek çok şey için sabretmek zorundasındır. Tamam eyvallah!

Her şeye sabreder insan gücü yettiğince de kelimelerin boğazına beton gibi çöktüğü anlarda ne kadar sabredebilir insan. Mecbur susmalar, çaresiz kalışlar, sadece yastığının şahit olduğu gözyaşları…

Sabır!

Nereye kadar sabır, ne için sabır, tükenmez mi bu sabır dedikleri “Yeter artık” deyip terkedişlere meydan vermez mi? Susabildiğin yere kadar, dayanabildiğin yere kadar, aşkının bu sınav karşısında ne kadar başarılı olduğunu görene kadar, istediğin arabaya binene kadar, istediğin evde oturana kadar, beklediğin söz ağızdan çıkana kadar tükenmez bu sabır öyle mi?

Hayır.

Hani taş olsa çatlar derler ya. Olmaz, dayanmaz yürek. Sabrın sonunun selamet olduğu konusunda hemfikir olabiliriz. Ama kantarın topuzu da kaçmasın yazık! Yine bekleyelim, yine hayal kuralım, yine özleyelim olmazsa yine ağlayalım, çaresiz kalalım ama o ettiğimiz sabır dönmesin bize sırtını. Terkedişlere meydan vermesin, yeni yeni hayal kırıklıklarımız olmasın, yine aksın gözyaşları ama sonunda zafer bizim olduğu için ağlayalım.

Sabır!

  • Yorumlar
  • Şikayetim var!
  • Teşekkürler (2)
  • oy ver Seviye: 3, Oylar: 4

Yorumlar

Bu cevap için yorumunu buraya yaz...
merveözgür35 kullanıcısının avatarı
Merveözgür35 cevapladı

DOĞRU İLE YALAN 

Her doğruyu söylemeye gelmezmiş, birtakım doğruları yaymamak, çokluktan, kamudan gizlemek gerekmiş... Peki ama, bir doğruyu söylemek, gizlemek, yayılmasını önlemeğe çalışmak o doğrunun yerinde duran yalanı sürdürmek demektir. Yalanın yalan olduğunu bilerek sürmesine bırakmaya hakkınız var mıdır?... Bu yalanlar kutsalmış, onlara dokunmaya gelmezmiş... Bir şeyin yalan olduğunu anladık mı kutsallığına inanmıyoruz demektir; bunun için "kutsal yalan" sözü bir şeyin hem köşeli hem de yuvarlak, hem katı hem de biçimsiz olduğunu söylemek gibi bir saçmadır. Ama duygularını birer düşünce saymaktan çekinmeyenler böyle saçmalarla kolayca bağdaşabiliyor. 


Birtakım doğruların gizlenmesi gerektiğini ileri sürmek eski kibarlık, asillik (aristocratie) -aristokrat- düşüncenin bir kalıntısıdır. Bir yanda büyükler, kibarlar, damarlarında mavi kan akanlar var, onlar doğruları bilirler, onların bilmesinden bir kötülük gelmez; ama küçüklere, kibar olmayanlara, kölelere sakın açmayın!... Öyledir kişioğlu: kendisi için ille birtakım ayrıcalıklar ister. Eski acunun kibarlığı, aristokratlığı yıkıldı ama onun yerine aydınlar türedi... 


Bir kişi olarak ilk ödevimiz, yalan olduğunu anladığımız düşüncelerden benzerlerimizi yani bütün kişileri kurtarmaya çalışmaktır. "Ben bunun yalan olduğunu biliyorum, ben buna inanmıyorum, ama kamunun bu bağlar altında kalması, onun anlamaması daha iyi olur." diyen kimse, öğrendiği anladığı doğrulara layık olmayan kimsedir. İnandığı bir şey yoktur onun: Bir şeyin ne doğru olduğunu düşünür, ne de yalan olduğunu. Ancak kendisini düşünür, büyük görmek için bir yol arar. 


Her doğru söylenebilir, her doğru söylenmelidir, yoksa çevremizi aldatıyoruz, çevremize yalan yayıyoruz demektir. 

Nurullah ATAÇ

 

 

MAKALE : Okuma Zorlukları

Bazı insanlar okumakta zorluk çeker. Bu durum yaşa bağlı değildir. Nedenleri arasında sağlık sorunları, işitme, özellikle de görme bozuklukları sayılabilir. Bazen de çocuklar okulda iyi öğretilmediği için okuma öğrenemez. Küçüklüklerinde durmadan evden eve taşınan ailelerin çocukları değişik okullara uyum sağlamakta güçlük çekebilir, bu yüzden iyi okuyamayabilirler. Ayrıca bazı çocuklar okumaktan hoşlanmayabilir, başka şeylerle uğraşmak onları daha mutlu edebilir.
Okuma öğrenmekte güçlük çeken çocuklara yardımcı olmak için eğitilmiş özel öğretmenler vardır. Bunlar çocuğun neden yaşıtları gibi öğrenemediğini testler uygulayarak araştırır. Sorunun ne olduğu bir kez saptanınca, çocuğun özel eğitimle okuma öğrenmesi kolaylaşır.

Basit bir bedensel bozukluktan kaynaklandığı sanılan disleksi okumayı öğrenme güçlüğü olarak tanımlanabilir. Normal yaşta okula başlamış, zeka geriliği ya da davranış bozukluğu olmayan bazı çocuklar akıcı bir biçimde okumayı başaramaz ya da söylenişi ve yazılışı yakın harfleri birbirine karıştırır. Örneğin, disleksililer “ya” yı “ay” ya da “d” yi “b” olarak okur. Disleksinin çeşitli dereceleri vardır.çabuk farkına varılması durumunda bazen özel eğitimle okuma öğretilse de, disleksinin nedenlerine ilişkin kesin bir bulgu yoktur. Disleksililer okuma eksikliklerini görsel ve işitsel gereçlerle bir ölçüde giderebilmektedir.

Annelerin, babaların, öğretmenlerin ilk amacı, çocuğu sadece okul sıralarında değil, ömrü boyunca okumaktan zevk alacak bir kişi olarak yetiştirmek olmalıdır. Yalnızca güzel okumanın yeterli olmayacağı, okumanın yaşamın vazgeçilmez, verimli bir uğraşı olduğu bilinci çocuklara aşılanmalıdır. Böylesi bir özendirmeyle çocuklara koskoca bir kitap ve bilgi dünyasının kapıları açılmış olur.

 

 

Hİkaye örn: 

Köle ve Aslan
Vaktiyle bir köle kaçıp ormana sığınmış. Etrafta gezinirken, iniltiler içinde ızdırap çeken bir aslan görmüş. Önce korkup kaçmaya yeltenmiş. Fakat aslanın yerinden hiç kıpırdamadığını, yalvaran gözlerle kendisine baktığını görüp durmuş. Aslan kanayan pençesini uzatıyormuş ona. Köle dikkatlice bakınca, aslanın pençesine büyük bir dikenin saplandığını görmüş. Dikeni çıkarıp yarayı temizleyen köle, gömleğinden kopardığı bezle de iyice sarmış. 

Rahatlayan aslan ayağa kalkıp kölenin ellerini yalamaya başlamış. Sonra da önüne düşüp yaşadığı inine götürmüş. Her gün yakaladığı avları ine taşıyıp, köleye yardım ediyormuş. 

Bu beraberlikleri uzun sürmemiş. Ormana gelen avcılar ikisini de yakalamışlar. Ayrı kafeslere kapatıp günlerce aç bırakmışlar onları. Kralın da hazır bulunduğu bir gün kafesin ağzı açılmış. Aslanın köleyi nasıl parçalayacağını herkes merakla bekliyormuş. Büyük bir iştahla saldıran aslan, kölenin yanına gelince onu tanımış. Önünde bir köpek sadakatiyle durup ellerini yalamaya başlamış. Kral bu duruma çok şaşırmış. Köleyi yanına çağırıp bütün hikâyeyi dilemiş ondan. Anlatılanlardan çok etkilenen kral, kölenin affedilmesini, aslanın da ormana salıverilmesini emretmiş. 

 

  • Yorumlar
  • Şikayetim var!
  • Teşekkürler (8)
  • oy ver

Yorumlar

Bu cevap için yorumunu buraya yaz...