Cevaplar

2013-01-06T19:33:21+02:00
oç. Dr. M. Sait Özervarlı

Kadere inanmadığını söyleyen insanların da bir şey olduğunda hemen "Allah korusun" vb.cümlelerle veyahutta bir şekilde kadere veya bir güce bağlanma, bir tür sığınma ihtiyacı gösterdiklerini görüyoruz. Kader zaten odur. Bizim kader olarak niteleyebileceğimiz, tarif edebileceğimiz çok açık bir tarif olmasa bile, kader, olan biten her şeyde Allah'ın müdahalesinin, Allah'ın bilgisinin, Allah'ın aynı zamanda takdirinin (O'nun planlamasının) sözkonusu olduğunu kabul etmek demektir. Yani kendiliğinden bir şeyin olmadığını, bizim her ne kadar kendi irademiz olsa bile, bu irademizin aslında daha büyük bir irade içinde bir parça olduğunu kabul etmek, kendimizi yüzde yüz irade sahibi, her şeyi üreten, her şeye karar veren, herşeyi planlayan bir konuma getirmeyip, büyük bir iradenin içinde belli bir güce, belli bir hareket kabiliyetine sahip bir varlık olarak görebilme anlayışıdır. Kader genelde birazhassas bir konu olarak görülür. Hassas oluşu şu; her şeyi Allah'ın iradesine havale edip kendine bir pay çıkarmama olarak anlaşılma yanlışlığına düşülmüştür. Halbuki kader insanın hem kendi payını hem de bu payın aslında daha büyük bir iradenin içinde bir yer teşkil ettiğini bilmektir. Öyle olunca da insan iradesi belli bir sorumluluğu da beraberinde getirir. İradesi olmadığı takdirde, sorumluluk sahibi olmayacaktır. Sorumluluk sahibi olmaması da kendisinin devre dışı kalmasını; ya melekler gibi sadece iyilikler yapan bir varlık ya da şeytan gibisadece kötülükler yapan ve iradesini başka türlü kullanamayacak bir varlık durumuna gelir ki, insanı bu ikisinden ayıran husus, sorumluluğa ve bunun sonuçlarını içeren bir kadere sahip bulunmasıdır.

Dolayısıyla bir insan kader inancına sahip olduğunda iki aşırı uçtan kurtulur, uzak durur. Birisi, "Benim hiç müdahalem yok, Allah yaptı, planladı, ben sadece bu işte rol oynayan ve bana düşen görevi yapan, hiçbir şekilde bir müdahalesi bulunmayan bir varlığım" deme durumudur. Diğeri, "Ben istediğimi yaparım, ben her şeyde hürüm, tamamen serbestim, hiç kimse, hiçbir güç, hiçbir şey, benim istediğim, benim planladığım şeyi değiştirme yetkisine sahip değildir" şeklindeki yaklaşımdır. Kadere inanmak bu iki uca da karşı çıkıp dengeyi sağlamaktır. Bu denge içinde kaderin insana verdiği bir huzur vardır. Bu huzur, tembellik, miskinlik, terk etmek, vazife yapmamak, kendi üzerine düşeni eksik bırakmak olmadığı gibi, her şeye hükümran olmak, aklî gücüyle her şeyi yapabileceğini düşünecek kadar kendini "firavunlaştırmak" da değildir. O halde nasıl ki İslam, dünya-ahiret arasında bir denge kurmuşsa, nasıl ki diğer dinlerin içinde en mutedil din ise, İslam'ın kader inancı da insanların miskinleşmesi tembelleşmesiyle, aşırı hodgam, aşırı bencil, aşırı hükümran olması arasında bir denge unsurudur. Böyle olduğunda da problemler hem anlaşılır, hem de insan, neyin neye göre olduğunun bilinci içinde Allah'tan gelecek daha başka imkanları düşünerek, yanlışlıklara düşmeyi veya isyankar olmayı da engellemiş olur.

1 5 1