Cevaplar

  • Eodev Kullanıcısı
2013-01-06T19:43:16+02:00

Yeni yılda “sen”in sizi bir Kırmızı Kazak’la mutlu etmesini diliyor…
“Hangi dilde olursa olsun en baskın kelime ‘ben’dir.
Bu kelime kendi içinde tüm yaratıcı gücü barındırır.…Zamanının çoğunu olmadığın biri haline gelmek için harcadın. Kimse seni bu hale getiremez; bunu sadece sen yapabilirsin; yaptın da. Fakat başka bir seçim şansın daha var kurtulabilirsin.”

Böyle Bitti…
Annemin bana armağan ettiği kırmızı kazak yıllarca dolabımın en üst çekmecesinde durdu.
Kazak üzerime zaten olmuyordu ve son yıllar içinde çok fazla taşınmamış olsaydım hiç dokunulmamış olacaktı. Ne de olsa onu elimden çıkarmayı hiç düşünmedim. Evimi her taşıyışımda onu özenle katlayıp bavuluma yerleştirdim ve yeni evime beraberimde götürdüm. Sonra da hiç giyilmemek üzere dikkatlice başka bir çekmeceye yerleştirdim.
Üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin kazağın o saf görüntüsü beni her zaman etkiledi. Her bir ilmeği çocukluğumun masumiyetini en büyük pişmanlıklarımı, korkularımı, umutlarımı, hayal kırıklıklarımı ve yaşam sevincimi bana anımsattı.
Bu hikâyeyi sadece ailemle paylaşmak niyetiyle yazmaya başladım. Fakat bu süreç içerisinde bir şeyler oldu: Hikâye bu görevi benden devraldı ve kendi kendini yazdı. Benliğimden silmek istediğim, hiçbir zaman hiç kimselere anlatmaya niyetlenmediğim, unutmak için senelerimi verdiğim ve sonunda başarılı olduğum bazı olaylar var. Kazağım sanki kendi hikâyesini anlatmak istedi. Belki de çekmecesinde yelerince uzun zamandır sessizliğini koruyordu.
Kendimi bu hikâyeyi paylaşacak kadar rahat hissetmem otuz yıldan fazla zamanımı aldı. Ardındaki gücü ve ne ifade ettiğini tam olarak anlamak ise bir ömür boyu sürecek sanıyorum. İsimlerden bazıları ve olaylar değiştirilirken, tüm bunların çekirdeğini hayatımın en önemli Noel hikâyesi oluşturuyor.
Şimdi bu hikâyeyi sizinle paylaşmak, size armağan etmek istiyorum. Umarım bana verdiği sevinci size ve sevdiklerinize de verir.

Glenn

Eddie’nin Duası
Tanrım, seninle en son konuşmamın üzerinden bir hayli zaman geçmiş olduğunu biliyorum ve çok üzgünüm.
Tüm bu olanlara karşın ne diyeceğimi bilemiyorum.
Annem sürekli olarak bizi oradan izlediğini söylüyor, kötü zamanlarda bile. Sanırım ona inanıyorum, ancak bazen bunların başımıza gelmesine neden izin veriyorsun, anlayamıyorum.
Annemin çok çalıştığını ve paranın kolay kazanamadığını biliyorum, fakat lütfen, Tanrım, Noel’de bana sadece bir bisiklet armağan edilmesini istiyorum, sonra her şey çok daha güzel olacak. Buna layık olduğumu ispatlamak için ne istersen yapacağım. Kiliseye gideceğim. Ders çalışacağım. Anneme iyi bir evlat olacağım. Bunu hak edeceğim, söz veriyorum.

Bir
Silecekler arabanın ön camındaki kar üzerinde yarı daireler çiziyordu. Biraz kayıp çenemi ön koltuğun plastik yüzüne yasladığımda, epey kar yağmış olduğunu düşündüm.
Annem Mary, “Arkana yaslan, tatlım,” dedi kibarca. Otuz dokuz yaşındaydı, ama yorgun bakışları ve kömür siyahı saçları arasından kendini belli eden gri teller onun daha yaşlı olduğunu düşündürüyordu insanlara. Yaşınız, hayatınız boyunca başınıza gelenlerin bir toplamı olsaydı, insanlar bu düşüncelerinde haklı olurlardı.
“Ama anne, arkama yaslandığımda karı izleyemiyorum.”
“Peki. Ama sadece benzin alana kadar.”
Oldukça eski, steyşın bagajlı Pinto’muzda öne doğru eğildim ve yıpranmış botlarımın üzerinde durmaya çalıştım. Yaşıma göre çok sıska ve uzundum. Bu sayede dizlerimi göğsüme çekebiliyordum. Annem arka koltukta daha güvenli olduğumu söyledi. Ancak çok geçmeden bunu güvenlik kaygısıyla değil, radyoda sürekli sıkıcı Perry Como şarkıları çalan istasyonu değiştirip doğru dürüst bir müzik istasyonu bulmaya çalıştığım için söylediğini anladım.
Benzinciye girerken, Mount Vernon Meydanı’nın karla kaplı olduğunu görebiliyordum. Binlerce yeşil ve kırmızı Noel lambası anacaddenin iki yanını süslüyordu. Washington’da sıcak yaz günleri çok nadir yaşanırdı, ama o nadir günlerde bile sokak lambalarını Noel ışıkları kaplardı.

0