Cevaplar

2013-01-09T18:45:34+02:00

She's more of a poet than a musician. --> O, müzisyen olmaktan ziyade bir şair.

The noise was more than I could bear. --> Gürültü dayanabileceğimden daha fazla.

Is there any more? --> Daha fazla bir şey var mı?

There was no more to be said about it. --> Bu konuda söylenebilecek daha fazla bir şey yok.

The more he insisted he was innocent, the less they seemed to believe him. --> O, masum olduğu konusunda ısrar ettikçe, o daha az inanılır gözüküyor.

Let's find a more sensible way of doing it. --> Bunu yapmanın daha duyarlı bir yolunu bulalım.

This task is more difficult than the last one. --> Bu görev öncekinden daha zor.

Play that last section more passionately. --> Son bölümü daha duygulu çal.

Ali finished the job and, more importantly, he finished it on time. --> Ali işi tamamladı, daha önemlisi zamanında tamamladı.

Ayşe asked Ali if she could see him more. --> Ayşe, Ali'ye onu daha çok görüp göremeyeceğini sordu.

You should listen more and talk less. --> Daha çok dinlemeli, daha az konuşmalısın.

They like classical music more than pop. --> Onlar klasik müziği poptan daha çok seviyorlar.

You must pay more attention. --> Daha fazla dikkat etmelisin.

You become more beautiful every day. --> Hergün daha güzelleşiyorsun.

What more could one want! --> Bir insane daha ne isteyebilir ki!

There's much more to life than what you see. --> Gördüğünden çok daha fazla yaşanacak şey var.

Is there any more of it? --> Ondan daha çok var mı?

More than enough is too much. --> Yeterinden fazlası çoktur.

I'm not shopping there any more! --> Artık burada alışveriş yapmıyorum.

I've more or less finished. --> Hemen hemen bitirdim.

0