Cevaplar

2013-01-09T21:12:57+02:00

İslâm, iman ve yaşantı bütünlüğünü gerektirir. Müslümanlığı sadece bir kimlik, bir etiket olarak taşımak, İslâm’ın insan üzerindeki gayesini gerçekleştirmeye yetmez. Hz. Peygamber s.a.v., “İman temenni ve süs değil, kalbe yerleşmiş ve yapıp edilenlerle doğrulanmış olandır.” buyuruyor. Müslümanın imanını ispat eden yaşama biçimine “İslâmî hayat” denilir. İslâmî hayat herkesin kendi düşünce ve yorumuna göre şekillenen soyut, anlaşılması ve uygulanması uzmanlık isteyen bir tarz değildir. Aksine son derece net, açık ve kolaydır. Çünkü İslâm din-i mübin’dir. Yani apaçık, gizlisi saklısı olmayan, herkesin kolayca yürüyebileceği bir yol. Gelin, İslâmî hayatın ne üzerine ve nasıl inşa edileceğini bir kez daha hatırlayalım.

Allah’ın birliğine, Hz. Muhammed s.a.v.’in son peygamber olduğuna ve ahiret gününe inanan her insan müslümandır. Müslüman, tek gerçek hüküm sahibinin Allah olduğunu bilir. O peygamberlergöndererek insanlığı uyarmış, doğru yolu göstermiştir. Müslüman bu gerçeği tasdik etmiş, tanık olmuştur. Artık bu gerçeğe göre kendini ve hayatını inşa etme sorumluluğu başlamıştır.

Dünya hayatı bitip Allah’ın insanlarla hesaplaşacağı gün gelmeden hazırlanmak gerekir. Her şeyin başında, Allah ve Rasulü nasıl bildirdi ise o haliyle İslâm dinini öğrenmek ve yaşamak gelir. Kendi görüş ve düşüncelerimize göre dinî anlayış geliştirmek, bir yol çizmek yanlış ve geçersizdir. Din, Allah’tan geldiği gibi kabul edilir.

Dünya ve ahiret hayatının hakikatine dair tek gerçek bilgi kaynağı İslâm’dır. Bu bilgi dünyayı, ahireti, canlı ve cansız her varlığı yaratan Allah’tan gelmektedir. Allah, aklın kavrayabildiği ve kavrayamadığı hikmetlere bağlı olarak her yarattığına istediği şekli vermiş, hayatını belirlemiştir. Onlar üzerinde istediği gibi etki ve tasarruf sahibi olan da O’dur.

Dünya hayatını İslâm’ın prensiplerine göre yaşamanın en doğru yol olduğunu biliriz. Allah’a güvenir ve O’na teslim oluruz. Asıl beklentimiz, ümidimiz ahirette Allah’ın rahmetiyle karşılanmaktır. Bu hal müslümanı güven ve huzur içinde yaşatır. Kendisi güvenli, huzurludur ve çevresine de güven ve huzur verir.

Bu nedenle dünyanın müslümanın varlığına ihtiyacı vardır. Müslüman, İslâm’ın emrettiği gibi yaşayarak bütün mahlukatın haklarını gözetir. Onların yok olmasını, bozulmasını engeller.

Allah Tealâ, alemi bir bütünlük içerisinde yaratmıştır. Alemdeki her bir unsur diğerine bağlıdır. İyi veya kötü haliyle diğerini etkiler. İnsan da müslüman olarak yaratılarak ilâhi düzendeki yerini almıştır. Yaratılışından uzaklaşması, içinde bulunduğu aleme yabancılaşması demektir. Bu hal zarar görmesine yol açar. Çevresine de zarar vermeye başlar. İslâm bu yabancılaşmanın, hakikatten uzaklaşmanın önüne geçmek için kurallar koyar. Yapılacakları ve yapılmayacakları belirler. Böylece hayat için güvenli bir alan oluşturur.

 

1 5 1