Cevaplar

  • Eodev Kullanıcısı
2013-01-10T16:56:54+02:00

 

YANAN DEV MEÞALE!

Bir defasında, -1749’daki Küçükpazar yangınında- alevler öylesine genişlemişti ki, Yeniçerilerin Süleymaniye’deki Ağakapısı (komutanlık binası) dahî yanmıştı. Bina yeniden yapılırken, avlusunun bir köşesine, ateşin vaktinde görülüp tedbir alınması için, «Yangın Kulesi» adıyla ahşap bir kule inşa edildi, burası üst kısmı çepeçevre camla kaplı zarif bir köşktü. Fakat İstanbul’un her tarafını görecek bir yerde ve yükseklikte değildi.

Ağakapısı, 1774’teki büyük Cibali yangınında, yangın kulesiyle beraber tekrar yandı. Ahşap kulenin yanışı, öyle dehşet verici bir hâdise oldu ki, İstanbullular bir daha göremeyecekleri korkunç bir manzara ile yüz yüze geldiler, sanki dev bir meşale yanıyordu! 
Böylece bu kule, birkaç defa yanıp yeniden yapıldı.

1826’da Yeniçeri Ocağı kanlı bir şekilde ortadan kaldırılırken, Ağakapısı «Þeyhülislâmlık Dairesi»ne çevrildi, bu ocağa bağlı olan «Tulumbacılar Ocağı» da lağvedildi. Bu arada yeniçeriliği hatırlatan bir iz olduğundan avludaki yangın kulesi de yıkıldı. Lâkin yangınlar devam ediyordu, yeni bir kulenin yapılmasında zarûret vardı. Bu arada Yeniçeri Ocağı’nın yerine «Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye» adıyla yeni bir ordu teşkilatı kurulmuş, Beyazıt’taki Eski Saray, ordunun seraskerlik (başkumandanlık) dairesi yapılmıştı. Bâb-ı Seraskerî’nin -Þimdi İstanbul Üniversitesi merkez binası- talimhane avlusuna, alelacele yeni bir ahşap kule inşa edildi (21 Haziran 1826). Fakat bu kule bir gece, daha içine gözcü bile yerleştirilemeden yeniçeri taraftarlarınca kundaklandı.

 

ÜSKÜDAR’DA YANGIN VAR!

Yeniçeriler döneminde, yangın kulesi gözcülerine, «köşklü» adı verilirdi. İstanbul halkı, henüz telefonun bilinmediği zamanlar, eski devirlerden gelen bu alışkanlıkla, kule görevlilerine «köşklü» dedi. Yangını, belediye ve mahalle tulumba sandıklarına bu köşklüler bildirirdi. Geceleri kulede kaç nöbetçi yatıyorsa, yataklarına elbiseleriyle girer, yangın haber verilince derhâl fırlayıp ayaklarına gayet hafif olan yemenilerini geçirerek yangını haber vermekle sorumlu oldukları semtlere doğru koşarak giderlerdi.

Köşklüler İstanbul içine dağılırken, oradaki gözcüler kuleye, gündüz ise işaret sepeti, gece ise fener asarlardı. İşaret sepetleri, 1x1.5 metre ebadında, üzerine kırmızı boyalı tutkal sürülmüş büyük sepetlerdi. Kulenin iki yanına asılan birer sepet, yangının Üsküdar’da veya Boğaz’ın Anadolu yakasında; çifter sepet ise İstanbul, Eyüp veya Rumeli banliyösünde olduğunu gösterirdi. Sonraki yıllarda (1935) bu sepetler, 1.5x2.5 metre ebadındaki flâmalarla değiştirildi.

İçlerinde ilk zamanlar çıra, sonraları iri yağ mumu yakılan işaret fenerleri ise, 50x50 santimetre ebadında kırmızı, yeşil ve beyaz renkli büyük fenerlerdi. Kulenin iki yanındaki kırmızı fenerler yangının İstanbul, Eyüp veya Rumeli banliyösünde, yeşil fenerler ise, Üsküdar’da veya Boğaz’ın Anadolu yakasında olduğunu belirtirdi. Yangınlar birden fazla olursa, sonraki yangınlar için işaret bayraklarına başvurulurdu.

Kuleden çekilen işaretler, yangın söndürülünceye kadar yerinde kalır, asılan sepet veya fenerlerin içeri alınması yangının tamamen söndüğünü gösterirdi.

GÜRÜLTÜ ÇIKARAN KUNDURALAR

19’uncu asırda İstanbul’u ziyaret eden, ünlü İngiliz yazarı Miss Pardoe, «İstanbul» isimli meşhur eserinde, Beyazıt Kulesi’nde gördüklerini şöyle anlatır:

“İstanbul’un dikkat çekici binalarından biri de Seraskerlik Meydanı’ndaki yangın kulesidir. Ortada, pencerelerin bulunduğu yer bekçi dairesidir. Buradaki bekçiler, gece ve gündüz, iki saatte bir nöbet değiştirerek, askerî nöbetçiler gibi görev yaparlar. Nöbette bulunan köşklü, güneş batıp ortalığı karanlık kapladıktan sonra, kendini uykunun etkisinden kurtarmak için, ayaklarına çift tabanlı tahta kundura giyerdi. Bu kunduralar, iki tabanı arasında konulan bir yay vasıtasıyla, adımların yere çarpmasıyla şiddetli bir gürültü çıkarır; gözcü bu şekilde, uykuyu yenmeye karşı gösterdiği gayrete büyük bir destek alarak, nöbetini olaysız bitirirdi. Görevi biten köşklü, kendini yerde serili hasırın üstüne attı mı, hemen derin bir uykuya dalardı.”5

1889’da kulenin üstüne demirden bir bayrak direği (gönder) dikilerek, tarihî yapı bugünkü şeklini aldı. Günümüzde kule, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü tarafından yangın gözetleme kulesi olarak kullanılmaktadır. Önceki senelerde halkın ziyaretine açık olan kule, yıllardır ziyarete kapalıdır.

 

 

 

 Yangin Olur Biz Yangina Gideriz 


Yangin olur biz yangina gideriz
Düz ovada keklik gibi sekeriz
Yokuslarda sahin gibi uçariz

Sandik sandiklar içinde çok sanimiz var
Hazreti Mevla'ya yalvarmamiz var

Beyoglu'ndan kalktik sandik selamet
Galata'ya vardik koptu kiyamet
Hursit Reis sandik sana emanet

Sandik sandiklar içinde çok sanimiz var
Hazreti Mevla'ya yalvarmamiz var

6 4 6