Cevaplar

  • Eodev Kullanıcısı
2013-01-15T18:32:29+02:00

Kitabın Adı:Falaka
Kitabın Yazarı:Ahmet Rasim
Kitabın Türü:Çocuk kitapları
Kitabın Yazılma Yılı:1954
Kitabın Yayınevi: Cem Yayınevi
Sayfa Sayısı:112 sayfa.
Kitabın Konusu: Ahmet Rasim‘in çocukluk günlerinin anlatıldığı bir anı kitabıdır. Genellikle okul ve öğretmen teması işlenmekte Cumhuriyet yıllarından önceki eğitim sistemi hakkında detaylı bilgiler anı biçiminde okuyucuya sunulmaktadır.

Cumhuriyetin kurulmasından önce, öğrenciler hem kendi okulunun hocasından, hem de başka okulun hocalarından korkarlardı. Bu hoca korkusu, diğer cin, peri, kurkularına benzemezdi.Kendisini itirazsız saydıran bir korkuydu bu.

 

Kitapta kendi ağzından okul anıları anlatılır. Ali bakkala gittiği anda Hoca ile karşılaşır ve hoca onu okula götürür bütün gününü burda geçiren ali eve geldiğinde annesine okula gittiğini söyler annesi bu duruma sevinmiştir bir kaç gün sonra okula başlar. Okulun ilk günleri ailer özel kıyafetler giydirir ona ve atın üzerine biner adeta bir şölen gibidir okula başladığında onu en ön mindere oturturlar bu 3 günlük misafir dönemi bittikten sonra ise en arkaya geçer .. Bir gün kalfa bahçede ona tokat atar ve eve geldiğinde yanağındaki kızarıklığı ailesi görür gözlerini açtığında karşısında hocayı görür ona birşeyler okuup üflemektedir. bu olaydan sonra evlerini değiştirler ve alide başka bir okula kayıt olur.. Bu okul daha şen dir .. Hocalarının lakabı pehlivandır.. Gerçekten pehlivan gibi kocamandır ve iyi niyetli bir hocadır.. Buradaki kalfada eski kalfa kadar sert değildir.. Hoca her gün erken çıkar ve kalfa öğrencileri ilahi çalıştırırdı..

Kitaptan yazı

Her gün okul oradan ev Oysa ben, önünden geçtiğim viranede oynayan çocukların arasında da olmak istiyordum. Bir gün o sokaktaki eğlencelerin yokluğu, insanı kahkahalarla eğlendiren o oyunların özlemiyle kendimden geçerek “Of patlayacağım.” diye bağırınca, beni sandık odasına tıktılar.

Okul evden daha eğlenceli id Ahmet’e göre hatta Pehlivan hoca ile birgün tüm okuldaki öğrencileri alıp pikniğe götürmüştü.
işte bu dönüş pek acıklıydı. Annemin geziye giderken hasta olmamak için dikkat etmem yönünde ettiği tembihler, yarı yarıya çıkmıştı. O gece sabaha kadar inlemişim. ”

Ahmetin komşu evlerinde yangın çıkar ve Ahmetlerde oradan taşınam zorunda kalırlar.. Bir gün Halasının kocası halasına öksüz yeğenine bakmadığı için içerler ve bunun sonucunda Ahmetler halasının konağındaki küçük bir eve yerleşirler ve Ahmette orada bir okula kaydolur buradaki hoca çok yaşlıdır.. Elinde et bile yoktur neredeyse.. Burada falakaya yatırlımış çocukları görür ve çok korkar okula gitmek istememektedir. Ailesi ısrarla onu tekrar okula gönderirler..

Kitaptan alıntı bir yazı daha..

Derse çalışma yönünden konakta da, okulda da çok istekliydim . Eniştem dahil çevremdeki herkes bu başarımdan kendine bir pay çıkarıyordu. Hele okulda kalfanın “Sana bir Mushaf-ı Şerif” alsınlar diyerek, bir üst dereceye çıktığımı bildirmesi, hevesimi iyice arttırıyordu. Eniştem bana el yazması bir Mushaf ile bir de beyaz bir divit hediye etti.
Başarılı olmak, beni dayaktan kurtarıyordu. Çünkü burada, genç, yaşlı, zengin, yoksul herkesin er geç bir gün gelip tabanlarının yükseleceğine kesin gözüyle bakılıyordu. Çünkü Hoca Hafız İsmail’in ünü bütün İstanbul’u sarmıştı. Falaka için, dışardan dahi çocuk getirildiği söyleniyordu.

Korkmuş gözlerimi her falaka olayında dört açar, olanı biteni izlerdim. Anladım ki, her falakaya yatış, bir değilmiş. Suçun türüne, büyüklüğüne, hocanın o günkü sinirine göreymiş.

Ağır türden dayak yiyenlerin çoğu, ayakları falakadan kurtulur kurtulmaz, yürüyemeyerek, kıçının üstünde , sürüne sürüne bahçeye kadar gider; oradaki musluk altında ağrılarını dindirirlerdi.
Bir de bütün okul öğrencisinin gözü önünde yenilen bir dayak türü vardı ki buna, “Divan dayağı” denirdi. Bütün bir okul öğrencisi önünde böyle onur kırıcı bir uygulamayla karşılaşmış olan bir çocuk, bir genç, acaba o okul ve o meydan hakkında bu dayaktan sonra ne düşünür? Orasını da siz düşünün.

1 5 1
2013-01-15T18:32:46+02:00

Hoca Korkusu:

Bugünkü okurlarıma ben bu hoca korkusunu nasıl anlatayım. Bundan yarım yüzyıl önce, çocuklar hem kendi gittiği oku*lun hocasından, hem de başka okulun hocalanndan korkarlardı. Bu hoca korkusu, diğer cin, peri, umacı korkusuna benzemezdi. Bu bambaşka bir korkuydu kendisini itirazsız saydıran bir korku…

Amine Doğru:

Bayramlarda, yumuşacık elini öptüğüm hoca beni bir gün bakkalın önünde görünce, elimden tutup okula götürdü. Bütün gün hocanın misafiri oldum. Akşama doğru, nerede olduğumu soran annem, kızmak için tam ağzını açacağı sırada, “Hoca efendi beni okula götürdü.” deyince hemen yumuşayıverdi. Okulu beğen*diğimi söyleyince, önümüzdeki perşembe başlamam kararlaştırıldı.

Amin Alayı:

Okula başlayacağım için evde bir basamak yükselir gibi oldum. Bana karşı herkesin davranışı değişti. Birkaç gün sonra sandıktan bayramlık elbisem çıkartılıp giydirildi. Değerli bir lahur şal belime bağlanırken, üzerinde altın nazarlık olan fesimi de kafama geçirdiler… Bütün ev halkı yola çıktık. Önce büyük babam ve büyük annemin elini öpmeye gittik. O gece orada kaldık. Ertesi gün hamama gidip, akşama kadar yıkandık. Sabah olunca anneci*ğim yeniden bana yepyeni elbiseler giydirdi. Şehzade gibi oldum. Arabaya binip, konağa tekrar gittik. Bütün okul orada idi. Hazır bir de ilahici takımı, seven, öpen, ağlayan, dua eden, nereden baksan yüz kişi vardı. Beni ata bindirdiler. İlahiler okunup, amin*ler edilerek önce evime, oradan da okula geldik.
Sınıfta, minderim konmuştu. Varıp hocamın mübarek elini öptüm, sonra da karşısında diz çöküp oturdum. İlk olarak da Elifi öğrendim.

Okulda İlk Günler:
Artık okula alışmıştım. En çok Mushaf okuyan çocuklarm, okurken iki yanlarına sallanışları dikkatimi çekiyordu. Artık, “Elif, be, te..” yavaş yavaş öğreniyordum. Hoca, yeni olduğum için bana biraz ayrıcalık tanıyor, öğlen yemekleri için eve gönderiyor*du. Sütninem bir gün böyle yine erken gidince, “Gözünü aç, konuk*luk üç gün sürer. Yaramazlık, haylazlık edersen ayaklarına falaka yersin. ” dedi.

Bir Tokatın Sonu:

Okuldaki misafirliğim üç gün sürdü. Dördüncü gün, minde*rim oturanların en arkasına konulmuştu. Sanki üç gün içinde benim yüzümden bozulmuş olan okul demokrasisi yerine geri gelmişti. Hoca yumuşak, kalfa ise çok sertti. Çocukların bir yanlışı ya da eksiği olduğunda, kalfa ağlatıncaya kadar dövüyordu. En çok kalfadan korkuyordum… Ancak yine de iki haftada, elifba’yı kazasız belasız öğrenmiştim…
Bir gün arkadaşım Fevzi’nin koynuna sakladığım topu aldı*ğım için kalfanın tokadım yanağıma yiyince, suratım al al oldu. Eve geldiğimde, tokadın farkına vardılar. Onlar farkına varınca, bende de bir ağlama başladı. Bütün ev sıra ile yanağımı öptüler, uyumuşum. Uyandığımda, başucumda hoca efendiyi bir şeyler okuyup üflerken gördüm. O halde bile kalkıp hemen elini öptüm. Ancak, bir hafta da ateşler İçinde yattım.
Bu tokadı, bahçedeki dut ağacının dibine işediğim için bir uğursuzluk sebebiyle yediğim kanaatine varılarak, o evden ta*şınmamız kararlaştırıldı…

1 5 1