Cevaplar

2012-10-06T22:46:24+03:00

bi insal dili olmadan bir hiçtir  olabir mi?

0
2012-10-06T22:47:04+03:00

Varlık ve kavramların dil içindeki sözel karşılıklarına, kelime (sözcük) adı verilir. Bu karşılıklar, doğrudan veya dolaylı yoldan (ödünçleme-kopyalama) farkına varılmış olguların, o dili kullananlarca kabul edilmiş sözel kodlamalarıdır. Bunların varlık ve kavram adına karşılık olanlarına “isim (ad)” , onların iş ve hareket (olma ve yapma) karşılıklarına ise, “fiil (eylem)” türünden kelime (sözcük) denmektedir. Ama dil içindeki bütün sözel göstergeler “kelime” durumunda değildir. Dilin hangi alanda kullanıldığına göre (yazı dili, konuşma dili) vurgu-tonlama, beden dili, sözcük tercihleri ve cümle kurguları (öğe dizilişleri), ekleşme, ulama, noktalama…vb. , bulundukları yerde sözel gösterge ağırlığında ve önemli sayılırlar.
Dil içindeki her sözel göstergenin varlık nedeni, gösterdiği “anlam”ıdır. Bu demektir ki, dilde yeri ve işlevi olan her bir sözel göstergenin “en az” bir tane anlamı vardır. “Doğru” sözel gösterge, doğru seçilmiş ve kullanılmış sözel göstergedir. Ancak, bir sözel gösterge kendisinden ibaret değildir. Dil, tek tek ve bağımsız anlam karşılıklarının yan yana konulmasıyla kullanılmaz. Bu nedenle, her bir sözel göstergenin, yanına gelen diğer sözel göstergelerle ilişkisini gözetmek gerekir.
İnsanın, bildiği bir dil (lisan) ile ilişkisine bakıldığında, şunu görürüz: Kişinin bir dili kullanabilmesinin temel koşulu; o dilin işleyişini, mantığını, anlamsal karşılıklarıyla sözel göstergelerini ve onların birbirleri üzerindeki etkilerini bilmesidir. Ne var ki, dille taşınacak “meram”ın doğru bir kanaldan yerine ulaşabilmesi için, o “meram”ı doğru anlayacak bir başka kişiye veya kişilere (alıcı-alıcılar) de ihtiyaç vardır. Şu halde ileti gönderme ediminin “iletişim” etkinliğine dönüşebilmesi, aynı dili bilen ve kullanan “verici-alıcı” rolleriyle mümkündür. Ancak, bir kişinin dili kullanıyor olması için yazması, konuşması, yazılanı okuması veya konuşulanı dinlemesi gerekmez. Kişi, “susma” anında da, dili kullanmaya devam eder.
İnsan zihni, bir tür “bilgi işlem merkezi” gibi çalışır. Kendisine dil aracılığıyla ve bir “açık kanal”dan gönderilen, anlamsal değeri olan her çeşit dil bağlamı ve ilişkisi içindeki “sözel gösterge” birliği, bu bilgi işlem merkezinde çözümlenir. Önceden edinilmiş “ilk dil (anadili)”in veya sonradan öğrenilen “edinilen dil”in bilgisiyle yüklü bu “arşiv merkezi”, kendisine ulaşan “gönderi”yi anlaşılır hale getirir (veya getiremez). Ama sonuçta dille taşınanı, “zihninin ekranına nasıl bir resim düştüyse, o ölçüde”anlar. İşte bu anlama çabasına “kavrama” ve bu yolla ortaya çıkan “anlam değeri”ne ise, “kavram” denir. Dille anlamaya dönüşen her etkinlik, kavramsal karşılığı olan bir “anlama”dır.
Dil içinde tek başına anlam değeri olan (kavranabilir) sözel göstergelere “kelime (sözcük)” diyoruz. Bu demektir ki, bir sözcük; “içinde taşıdığı anlamı” bilseniz de, bilmeseniz de, “sözcük” olmaya devam eder. Yani, siz, onun ne anlama geldiğini bilmiyorsunuz diye, sözcük olmaktan vazgeçmez. Ancak, “kavram” olmak için, mutlaka sözel göstergenin, anlamsal derinliğinin farkında olmanız (zihninizin ekranına bir resim düşürmesi) gerekecektir.
Dildeki sözel göstergelerin kavranabilir değerleri(anlam dünyası) tarihsel ve kültürel bir maceranın izleriyle ve kullanılan dilin tanıklığında zenginleşen canlı bir doku gibidir. Dil, toplumsal hayatı çekip çevirirken, kendini de yeni koşullara ve ihtiyaçlara hazırlar. Bu yüzdendir ki, yaşayan hiçbir dil durağan (statik) değildir. Yine bu nedenledir ki, dilin sözel göstergeleri bu yolculuk sırasında çoğalır, anlamca zenginleşir. Ulus dillerinin geçmişten geleceğe oluşturduğu “varlık sermayesi”, ulus tarihinin derinliği ile ölçülür bir değerdir.
Türk dili; Türk tarihinin hem tanığı, hem sözcüsü olarak, asırların içinden süzülüp gelirken, matematik bir işleyişle hayata tutunan sözel göstergelerin yol göstericiliğinde, “geçmişten geleceğe taşıdıklarıyla” bugünkü Türk ulusunun da yolunu aydınlatmaktadır. Umalım ve dileyelim ki, günümüz Türk insanı, dilimizin “varlık bilinci”ni, “ulusal varlık bilinci”ne çevirsin. Onu özenli ve doğru kullanarak, kendisine rehberlik eden “hatıraya ve hafızaya” sahip çıksın.

0