Cevaplar

En İyi Cevap!
2013-01-16T18:49:57+02:00

5 TANE BENDEN :d

güneş girmeyen eve
o seve seve girer (doktor )

göz ile görülmez
el ile tutulmaz
ondan uzak duranlar
saglamdır hasta olmaz (mikrop)

her yeri görür
kendini görmez (göz)

altı mermer
üstü mermer
içinde bir bülbül öter (ağız)

kökü yukarı
dalları aşağı (saçlar)

iki pencerem var
etrafı etten duvar
sabahları acarım
geceleri kapatırım (göz)

karnı şişik
kafası yapışık (burun)

uzun sırık,
beli kırık (kaş)

yedi delikli tokmak,
bilmiyorsan aynaya bak (baş)

çarşıdan alınmaz
mendile konulmaz
bundan tatlı şey olmaz (uyku)

ben giderim o gider
kah benden önce
kah arkamdan emekler (gölge)

dört köşelidir beş değil,
başı sudan hoş değil (sabun)



3 3 3
2013-01-16T18:50:10+02:00

Ağız ağza vermek: İki kişinin başkaları işitmeyecek şekilde konuşması.

Ağız yaymak: Dürüst davranmaktan kaçınmak.

Ağız dalaşı: Bağrışma derecesini geçmeyen kavga.

Ağız değişikliği: Yemeğin çeşidinde değişiklik.

Ağız kahyası: Birinin söyleyeceği veya söylemeyeceği sözlere karışan kimse.

Ağız kalabalığı: Çabuk söylenen ve birbirini tutmayan sözler.

Ağız kavafı: Satıcılar gibi, insanı kandırmak için çok lakırdı söyleyen.

Ağız satmak: Yüksekten atarak kendini övmek.

Ağzı gevşek: Sır tutmayan.

Ağız tamburası çalmak: Sözle avutmaya çalışmak.

Ağza alınmaz: Söylenmesi ayıp, çirkin söz.

Ağzının mührü ile: Oruçlu olarak.

Ağza tat,boğaza feryat: Miktarı pek az olan yiyecek şey.

Ağzı açık ayran delisi: Yeni gördüğü her şeye alık alık bakan kimse.

Ağzı çiriş çanağına dönmek: Ağzı kuruyup acılaşmak.

Ağzı kara: Kötü haber vermekten hoşlanan, şom ağızlı.

Ağzı kulaklarına varmak: Çok sevinmek.

Ağzı pis: Sövmeyi huy edinmiş olan.

Ağzı teneke kaplı: Çok sıcak veya çok soğuk şeyleri kolayca içebilen kimse.

Ağzı var,dili yok: Pek sessiz bir kimseyi övmek için söylenir.

Ağzına baktırmak: Kendini beğeni ile baktırmak.

Ağzına bir kemik atmak: Susturmak için az bir şey vermek.

Ağzına bir zeytin ver, altına tulum tutar: Küçük iyiliğe, büyük çıkar beklemek.

Ağzına burnuna bulaştırmak: Bir işi beceremeyip batırmak.

Ağzına taş almış: Lakırdıya karışmayıp susanlar için kullanılan söyleyiş.

Ağzına vur, lokmasını al: Uysal ve sessiz kimseler için söylenir.

Ağzında bakla ıslanmamak: Hiç sır saklamamak.

Ağzından baklayı çıkarmak: Sabrı tükenip sakladığı şeyleri söylemek.

Ağzından bal akmak: Çok tatlı konuşmak.

Ağzından çıkanı kulağı duymamak: Sözleri tartmadan ağır söylemek.

Ağzından dirhemle çıkmak: Sözünü sanki kıskanırcasına söylemek.

Ağzından girip burnundan çıkmak: Diller dökerek birini kandırmak.

Ağzından kaçırmak: İstemediği halde boş bulunup söyleyivermek.

Ağzını açıp gözünü yummak: Öfkelenip ağır sözler söylemek.

Ağzını bıçak açmamak: Üzüntüsünden söz söyleyecek halde olmamak.

Ağzının payını vermek: Haddini bildirmek, paylayıp susturmak.

Ağzını kiraya vermek: Kendini de ilgilendiren bir durumda düşüncesini söylemek.

Ağzını poyraza açmak: Umduğunu elde edememek.

Ağzını toplamak: Söylemekte olduğu kötü söz veya küfürleri kesmek.

 

AYAK

Ayak atmamak: Bir yere hiç uğramamak.

Ayak basmak: Bir yere varmak.

Ayak bağı: Bir yere veya işe gidilmesini engel olan kimse.

Ayak sürümek: Üstüne aldığı bir işten kaçınma çareleri aramak.

Ayağı dolaşmak: Şaşırıp, yanlış bir davranışta bulunmak.

Ayağı düze basmak: Güçlükleri savarak ilerisinden korkmayacak duruma gelmek.

Ayağı suya ermek: Bir gerçeğin önemini sonra anlayıp, aklı başına gelmek.

Ayağına bağ vurmak:Bir engele çarptırmak.

Ayağına kadar gelmek: Alçak gönüllük gösterip birinin yanına gelmek.

Ayağına kara su inmek:Uzun süre ayakta kalarak yorulmak.

Ayağına pabuç olamamak:Değerce ondan çok aşağıda olmak.

Ağına sıcak su mu dökelim soğuk su mu?: Uzun bir zamandan beri gelmediği bir yere günün birinde çıkagelen kimseye yarı sitem yarı sevinçle söylenen söz.

Ayağında donu yok,fesleğen ister başına: Yoksulluğuna bakmayarak süs ve

gösteriş yapmak isteyenler için söylenir.

Ayağını denk almak: Uyanık ve sakıngan davranmak.

Ayağını kesmek: Bir yere gitmez olmak.

Ayağını yorganına göre uzatmak: Giderini,gelirine uydurmak.

Ayağını bastığı yerde ot bitmez: Uğradığı yeri yakar yıkar.

Ayağının altına karpuz kabuğu koymak: Bir kimseyi düzenle yerinden etmek.

Ayağının tozu ile: Gelir gelmez,henüz dinlenmeden.

Ağanın türabı olmak: Biri ötekine kul gibi bağlanıp onun her türlü kahrını çekmek

Ayaklar baş, başlar ayak oldu: Değersizler başa geçti, değerliler ise geride kaldı.

Ayakları geri geri gitmek: Bir yere giderken istemeye istemeye gitmek.

Ayakları yere değmemek: Çok sevinmek.

 

BAŞ

Baş başa vermek: Birkaç kişi, bir işi aralarında konuşmak üzere toplanmak.

Baş çekmek: Önayak olmak.

Baş göstermek: Belirmek.

Baş kaldırmak: Karşı gelmek veya ayaklanmak.

Baştan savma: Üstünkörü.

Baş sallamak: Karşısındakinin her sözünü uygun bulur görmek.

Baş üstünde yeri olmak: Baş tacı gibi değerli görülmek.

Başa geçmek: En üstün yeri almak.

Başı dinç: Kaygısı ve tasası olmayan.

Başı göğe ermek: Umulmayan bir mutluluğa ermek.

Başı kazan olmak: Başında uğultulu bir sersemlik olmak.

Başı nara yanmak: Başkası uğruna büyük bir zarara uğramak.

Başı sıkılmak: Herhangi bir güçlük karşısında kalmak.

Başına çalsın: Birine verilmek istenilen bir şeyin öfke ve tiksinme ile geri

çevrildiğini anlatmak için söylenir.

Başına dolamak: Musallat etmek.

Başına devlet kuşu konmak: Büyük bir nimeti ele geçirmek.

Başına hal gelmek: Pek çok güçlüklerle karşılaşmak.

Başına iş açmak: Uğraştırıcı ve üzücü bir işin çıkmasına yol açmak.

Başına taç etmek: Çok değer verip ilgi göstermek.

Başında kavak yeli esmek: Toyca hülyalarca beslemek.

Başından atmak: Yapılması güç bir işi yapmaktan kendini kurtarmak.

Başından büyük işlere girişmek: Gücünün üstünde işlere karışmak.

Başından korkmak: Canında veya ağır suçlu düşmekten korkmak.

Başını bir yere bağlamak: Birini işe koymak yolu ile alaverelikten kurtarmak.

Başını ezmek: Bir daha kötülük edemeyecek duruma sokmak.

Başını koltuğunun altına almak: Ölümü göze alarak bir işe karışmak.

Başını taştan taşa vurmak: Çaresiz kalarak çok pişman olmak.

Baştan çıkartmak: Ayartmak, kötü yola sürüklemek

 

BURUN
Burun kıvırmak: Önem vermeyip alay etmek.

Burun bükmek: Aşağısamak.

Burun şişirmek: Kibirlenmek.

Burun yapmak: Üstünlük taslamak.

Burnu havada: Kendini pek beğenmiş.

Burnunda tütmek: Çok özlemek.

Burnu sürtülmek: Büyüklenme huyundan vazgeçip uysal bir hale geçmek.

Burnundan kıl aldırmaz: Kendisine söz söyletmez, huysuz ve gururlu kimse.

Burnundan yakalamak: Hiçbir bahane ile kaçınamayacağı bahane ile yakalamak.


3 5 3