Cevaplar

2013-01-19T20:44:11+02:00

sahabe peygamber,i gören ona inanam müslüman kişilerdir. vs farklı bir din ... ümmet peygambere uyan ama onu göremeyen sonraki nesillerdir

0
2013-01-19T20:49:20+02:00

Ümmet kelimesi "e-m-m" kökünden bir isim olup asıl anlamı, sınıf ve cemaat demektir. Bu kelime Türkçe'de; bir peygambere inananlar ve semâvi dinlere mensup kavimler topluluğu; Kur'ân'da ise genel olarak din, müddet, zaman, (Hûd, 11/8), önder (İbrahim Peygamber) (Nahl,16/120) ve topluluk anlamlarında kullanılmıştır.

Hak dine de (Enbiyâ, 21/92), batıl dine de (Zuhruf, 43/22) ümmet denilmiştir. İnsanlar başlangıçta bir tek ümmet idi yani tevhit dini üzere idiler. Sonradan şirk ve küfür zuhur etti (Yûnus, 10/19). Allah, isteseydi insanlar tek ümmet, yani tek din, tevhit dini İslâm üzere olurlar, ihtilaf etmezlerdi (Hûd, 11/118).

Kur'ân'da tekil ve çoğul olarak 64 defa geçen "ümmet" kelimesi daha çok toplum/cemaat anlamında kullanılmıştır. Cemaat olma canlılara özgü bir özelliktir. Bu itibarla hem insanlara hem de diğer canlılara "ümmet" denilmiştir.

Kendilerine peygamber gönderilme, belli bir amaçla bir mekânda bulunma, belli niteliklere sahip olma, îmân, şirk, küfür ve nifak gibi insanları ümmet yapan unsurlar vardır.

Kur'ân'da kendilerine peygamber gönderilen toplumlara "ümmet" denilmiştir. (Enâm, 6/42; Ra'd, 13/30) Bu manada "ümmet" kelimesi, mümin-kâfir bütün insanları ifade etmektedir. Kendilerine peygamber gönderilen ümmetlerden îmân edenler de etmeyenler de olmuştur. Îmân edenlere ümmet-i icabe (peygamberin davetini kabul eden ümmet/toplum), îmân etmeyenlere de ümmet-i dave (îmâna davet edilen ümmet/toplum) denir.

Hem hak dine îmân eden bütün insanlara hem de müminler içinde belli niteliklere sahip olan bir gruba, meselâ insanları hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden belli bir mümin grubuna da ümmet denilmiştir (A'râf, 7/181, Âl-i İmrân, 3/104, 110; Bakara, 2/143). Bu manada insanları ümmet yapan ortak değer îmân ve İslâm'dır. Yüce Allah; Müslüman ümmeti (Bakara, 2/128), Allah'a ve ahiret gününe îmân eden (Bakara, 2/143), doğru ve adil (kaime) (Âl-i İmrân, 3/113), mu'tedil (mukteside) (Mâide, 5/66), îmân edip iyilik yapan, iyi davranan ve Allah'ı görüyormuş gibi ibadet eden (muhsin) (Saffât, 37/113), insanları hakka ileten ve hakla hükmeden (A'râf, 7/181), iyiliği emredip kötülüğü nehyeden ve hayırda yarışan (Âl-i İmrân, 3/104, 110, 113) vb vasıflarla nitelendirmiştir.

Diğer peygamberlere îmân edenlere (Âl-i İmrân, 3/113-114), kâfir toplumlara (A'râf, 7/38), az veya çok herhangi bir topluluğa da (Kasas, 28/23) ümmet denilmiştir.

"Ümmet" kelimesi toplum, cemaat anlamıyla; taife, fırka (Tevbe, 9/122), ferîk (Enfal, 8/5), kavim (Hucurât, 49/6), hizb (Fâtır, 35/6), fevc (Neml, 27/83), karn (İsrâ, 17/17), fie (Enfal, 8/45), zümer (Zümer, 39/71), mele' (A'râf, 7/103) ve reht (Neml, 27/48) kelimelerinin sinonimidir.

İnsanlar gibi diğer canlılar da renkleri biçimleri, yapıları, görünüşleri... ile farklı gruplara, sınıflara ve toplumlara (ümmetlere) ayrılmıştır (En'âm, 6/38). Diğer canlılar da yaratılışta, ölümde, yeniden dirilişte ve rızkta insanlar gibidir. Ecelleri ve rızkları takdir edilmiştir. Her cins hayvan birer ümmettir, ayrı birer sınıftır. Farklı isimleri vardır ve isimlerini bilirler. Allah'ı hamd ile tespih ederler (İsrâ, 17/44). Her biri kendi duasını, ibadetini ve tespihini bilir (Nûr, 24/41), Allah'ın varlığını ve birliğini tanır, birbirleriyle ünsiyet eder ve anlaşır. Doğar, yer, içer, yaşar ve ölürler. Kıyamet kopunca dirilirler. Aralarında hesaplaşma yapılır. "Kıyamet günü bütün haklar sahiplerine verilir. Hatta boynuzsuz koyunun hakkı, boynuzlu koyundan alınır." (Müslim, Birr, 60).

Peygamberimiz (a.s.) karıncaların ve köpeklerin de diğer ümmetler gibi birer ümmet olduklarını bildirmiştir (Ebû Dâvûd, Edahi, 22; Müslim, Selam, 148).

Hadis-i şeriflerde ümmet kelimesi; cemaat, bir peygambere uyan insanlar, İslâm toplumu, kendilerine peygamber gönderilen insanlar manalarında kullanılmıştır. "Muhammed ümmeti" ifadesi bazen sadece müminleri bazen de mümin-kâfir bütün insanları ifade eder (Ebû Dâvûd, Sünne, 1; İbn Mace, Mukaddime, 15, Zühd). (İ.K.)

0