Cevaplar

2013-01-19T21:34:49+02:00
Devleti idare edenlerin seçimle iş başına geldiği yönetim şekline cumhuriyet denir Dünyadaki devletlerin çoğu cumhuriyetle yönetilir Cumhuriyetle yönetilen ülkelerde egemenlik milletindir Millet, devleti yönetecek kişileri kendisi seçer Böylece halk kendi kendini yönetmiş olur Yurdumuz cumhuriyete Kurtuluş Savaşı’ndan sonra kavuştu Önceleri devletimizin adı OSMANLI DEVLETİ idi Devlet İdaresinde bütün yetki padişahın elindeydi Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’nda yenik sayıldı Düşmanlar yurdumuza girdiler Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktıBirçok yerde toplantılar yaptı Hakkımızı “Ya istiklal, ya ölüm” parolası altında birleştirdi23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı Mustafa Kemal meclis başkanı seçildi Ordumuz, İnönü Savaşlarını kazandı Peşinden Sakarya Meydan Muhaberesi ile Başkomutanlık Meydan Savaşı’nı da zaferle noktaladık Yunanlılarla ve Birinci Dünya Savaşı’nı da savaştığımız devletlerle 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması imzaladık Bütün dünya devletleri, Türkiye’nin bağımsız bir devlet olduğunu kabul ettiler Yurdumuz yeniden egemenliğine kavuştu Türkiye Büyük Millet Meclisi, 29 Ekim 1923’te cumhuriyeti ilan etti Devletimizin adı TÜRKİYE CUMHURİYETİ oldu Atatürk ise, ilk cumhurbaşkanımız olarak göreve başladı Cumhuriyet idaresinde devlet anayasaya uygun kanunlarla idare edildi Kanunlar ise halkın seçtiği miller vekilleri yapar Devlet başkanına CUMHURBAŞKANI denir Halkı yöneten insanlar, seçimle iş başına gelirler Halk, istediğini seçer, istemediğini seçmez Seçilen kişiler halka karşı sorumludurlar İşte bütün bunlardan dolayı cumhuriyet en iyi yönetim şeklidir Kaynak: http://www.forumlord.net/komposizyon-ornek-arsivi/121777-ataturk-ve-cumhuriyet-ile-ilgili-kompozisyon.html#ixzz2IS4X3gGH
0
2013-01-19T21:35:23+02:00

Atatürk, Cumhuriyet yönetim sisteminden geniş anlamda demokrasiyi anlıyordu. Kendi el yazısıyla şöyle yazmıştır: “Binaenaleyh (bundan dolayı) demokrasi prensibinin en asri (çağdaş) ve mantıki tatbikini (uygulamasını) temin eden (sağlayan) hükümet şekli cumhuriyettir.”

Ege Cansen “Cumhuriyet Bir Demokrasi Projesidir” başlığını taşıyan yazısında şöyle diyor:

“İlk defa farkına vardım ki, bilinçli olarak tasarlanmamış olsa bile 87 yıl önce kurulan Cumhuriyet aslında muhteşem bir demokrasi projesidir.” (Hürriyet 2 Ocak 2010)

Hemen ertesi gün Başyazar Oktay Ekşi, Cansen’in bu yazısını ele aldı ve: “...1946’dan beri kâh batarak kâh çıkarak yaşatmakta olduğumuz ‘demokrasi projesinin belki de bilinçsizce’ başlatılmış bir sürecin ürünü gibi gösterilmesine karşıyız” dedi ve “Atatürkçü düşünce’nin Türkiye’yi hep “demokrasiye” yönlendiren ilkelere dayandığını belirtti. (3 Ocak 2010)

Bu düşün alışverişini vesile sayarak, Atatürk’ün “Cumhuriyet projesinin”, aslında bilinçli olarak tasarlanmış bir “demokrasi projesi” olduğunun kanıtlarını ortaya koymakta yarar var.

Osmanlı Devleti gerileme döneminde, toparlanmak için kimi önlemler almak zorunda kalmıştır. Pozitif bilime dayalı Tıbbiye, Mülkiye, Harbiye gibi kısıtlı da olsa modern okulların açılması, bu gereksinmeden doğmuştur.

Ancak Sanayi Devrimi’ni, Rönesans ve Reformu yapan, Aydınlanma devrimini gerçekleştiren Avrupa’yı birkaç tane çağdaş okul açarak yakalamak olanaksızdı.

Jön Türkler, hiçbir zaman “yeni bir devlet”, hele bir “Cumhuriyet” kurma düşüncesini taşımadılar, Cumhuriyet kavramının yanından bile geçmediler. Bütün gayret, nasıl olur da Osmanlı Devleti kurtulabilir üzerine yoğunlaşmıştı.

Atatürk’ü Jön Türkler’den ayıran niteliği ondaki “Cumhuriyet” düşüncesidir. Ondaki devrim ve Cumhuriyet düşüncesi, daha Harp Okulu ve Harp Akademisi’ndeki öğrencilik dönemlerinde doğdu. Fransızcayı tam öğrenince Atatürk, Montesqieu ve J.J. Rousseau gibi Aydınlanma düşünürlerini kaynaklarından okuyarak Aydınlanma düşüncesinin ve Fransız Devrimi’nin fikri temellerine ulaşmıştı.

Ali Fuat Cebesoy “Sınıf Arkadaşım Atatürk” adlı eserinde, Atatürk’ün henüz 21 yaşında, 1902 yılında Harp Akademisi’nin birinci sınıfındayken “Cumhuriyet” fikirleri taşıdığını, 1905’te atandığı ilk görev olan Şam’a gitmeden önce arkadaşlarıyla yaptığı bir toplantıda “Asıl dava, yıkılmak üzere bulunan bir imparatorluktan önce bir Türk devleti çıkarmaktır” dediğini belirtiyor. (1)

Yeni Türk devleti

Temmuz 1919’da Erzurum Kongresi öncesi günlerinde Mustafa Kemal, yanında yer almış olan Kuvayı Milliyeci Bitlis Valisi Mazhar Müfit Kansu’nun not defterine:

“Zaferden sonra şekli hükümet Cumhuriyet olacaktır” diye yazdırdı. (2)

Henüz Erzurum Kongresi bile yapılmamış. Henüz Sıvas Kongresi yok, Meclis kurulmamış, vatan toprakları işgal ediliyor. Kimsenin gelecekten umudu yok… İşte böyle bir ortamda Mustafa Kemal, ileride Cumhuriyetin kurulacağını müjdeliyordu.

Erzurum ve Sıvas kongreleri ve Amasya Bildirgesi dikkatle incelenirse, Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturan ilkelerin ilk kez oralarda ortaya atıldığı anlaşılır. Çünkü gerek Amasya Bildirgesi, gerek Erzurum ve Sıvas kongrelerinin temeli, şu cümle ile özetleniyordu.

“Kuvayı Milliye’yi amil ve irade-i milliyeyi hâkim kılmak esastır.” (Kuvayı Milliye’yi gerçekleştirmek ve milli iradeyi egemen kılmak esastır.)

23 Nisan 1920’de Ankara’da toplanan Millet Meclisi, bütün yetkileri kendinde toplayan bir “ihtilal ve milli mücadele meclisi” idi.

1921 Anayasası, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Halkın kendi mukadderatını (yazgısını) kendisinin tayin etmek hakkıdır. Kanun yapmak ve icra etmek salahiyetleri milli camiayı (topluluğu) temsil eden TBMM’de toplanıp tecelli etmiştir” der.

Anayasa Profesörü Ali Fuat Başgil’in de belirttiği gibi “1921 Anayasası, reisi cumhursuz bir cumhuriyet kurmuştur.”

9 Eylül 1922 zaferinden sonra ilk adım, 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılışıdır.

Bundan sonraki adım 29 Ekim 1923 Cumhuriyetin ilanıdır. Böylece, 1919 Temmuz’unda Erzurum’da Mustafa Kemal’in Mazhar Müfit Kansu’ya not ettirdiği en önemli nokta gerçekleşiyordu.

Cumhuriyetin ilanından dört ay sonra 3 Mart 1924’te Halifelik ile Şeriye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılışı ve Eğitim Birliği yasalarının kabul edilmesi çok büyük devrimlerdi. Bu yasalar, kurulan cumhuriyetin niteliklerini apaçık belirtiyor, din devleti yerine laik ve çağdaş bir cumhuriyetin kuruluşunu ortaya koyuyordu.

Atatürk’e göre “milli egemenlik” bir ulusun kendi yazgısına bizzat egemen olmasıdır. Atatürk’ün bağımsızlıktan ve cumhuriyetten de anladığı budur.

0