Cevaplar

2013-01-22T15:49:53+02:00

 

Dünya siyaset sahnesinde gelişen olaylar, özellikle bölgemizdeki çıkar çatışmaları gelecek on yılın Türkiye açısından yaşamsal gelişmelere ve değişime sahne olacağını göstermektedir.

Emperyal güçlerin; dünyanın yeniden paylaşımı adına yoksul ve enerji zengini ülkelerde sahneye koydukları çirkin savaşta, alevlerin ortasında kalan ülkemizde kendimizi nasıl koruyacağız? Çıkartılan mezhep çatışmaları, iç savaşlar, kanlı radikal İslam terörü ile devlet terörü uygulamaları nasıl sonuçlanacak? Belki de İslam tarihinin en vahşi mezhep çatışmalarını yaşıyoruz. Bu vahşi tabloda emperyal güçlerin, öncelikle de gizli örgütlerin rolünü ve ağırlığını bilmek mecburiyetindeyiz. Bilindiği üzere; soğuk savaş sonrasında ABD dış politikasının ana teması dünya hakimiyeti oldu. Daha açık ifade etmem gerekirse, bu politikanın hedefi; dünya enerji kaynaklarını ve intikal yollarını kontrol etmek, İsrail’ in bağımsızlığını devam ettirmek, küresel terörle mücadele etmek ( kendisine zarar verdiği ölçüde ) ve kitle imha silahlarını etkisiz hâle getirmek olarak özetlenebilir. Kuşkusuz bu hedeflerin belirleyici aracı askeri güç, söz konusu coğrafyada Ortadoğu ve Orta Asya olmaktadır.

Özellikle son on yılda, küresel uygulama sonucu dünyada varolan bütün dengelerin bozulduğunu, emperyal işgal kültürünün dünyaya egemen olduğunu ve bunun sonucu olarak insan haklarının ayaklar altına alındığını ibret ile izliyoruz.

Gerçekten de Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde dış politikamızın temel esaslarını coğrafyamız belirlemiştir. Bin yıldır vatan bildiğimiz bu topraklar, dün olduğu gibi bugün de ülkemizin kaderinde belirleyici etken olmuştur. Aslında coğrafyamız ve askeri gücümüzden başka dış politikamızı şekillendiren araçlara ve koşullara da sahip olmamızın, ülkemizin yüksek menfaatleri açısından uygun olacağını düşünüyorum. Avrasya’nın en kritik bölgesinde bulunmak geçmişte, hem ödül, hem de risk ile karşı karşıya bıraktı bizleri. Kuşkusuz gelecekte de böyle olabilir.

NATO’nun soğuk savaşı kazanması ile kurulan “Yeni Dünya Düzeni” içinde Türkiye, aslında 21. yüzyıla geçiş için ciddi bir çaba sarf etmemiş, galipler safında yer aldığını değerlendirerek, bunun nimetlerinden faydalanacağını düşünmüştü. Bu düşünce ile son on beş yıldır hem bölgesel, hem de küresel vizyonunu ABD, İngiltere, İsrail ekseninde geliştirmişti.

 ancak Irak işgal edilince bu gerçek ile karşı karşıya kalınmıştır . Bugün yaşadığımız sorunların büyük resmi zamanında görememekten kaynaklandığını düşünüyorum.

 

İçinde bulunduğumuz dönemde dahi almamız gereken tedbirleri aldığımızı söyleyemiyoruz. Statükocu bir yaklaşımla, ülkenin geleceği “Yeni Dünya Düzenini” kuranların inisiyatifine ve insafına terk edilmiştir.

 

Küresel düzeyde ciddi bir paylaşım yaşanırken içinde bulunduğumuz bölge parçalanırken, enerji savaşlarının arkasında kimlerin olduğunu, bölgemizde ve hatta içimizdeki etnik ve mezhep çatışmalarının arkasında kimlerin olduğunu anlayamadan Türkiye’nin güvenliğini gerçek anlamda sağlayamayız. Dünyanın tehlikeli bir şekilde bölündüğü bu dönemde kendi siyasal ve kültürel ihtiyaçlarımızı başkalarının dış politikalarının bir parçası haline getiremeyiz. Kendimize ve gücümüze güvenerek, coğrafyamızın imkânlarını daha etkin bir şekilde kullanmalıyız. Bu genel değerlendirmeden sonra iç dinamiklerimiz ve problemlerimize geçebiliriz.

 

AB sürecinde kabulü çok zor dayatmalar ve uygulanan tavizkar politikalar, halkımızın bu birlik içinde bulunma arzularını olumsuz anlamda etkilemiş, AB’nin Türkiye’nin geleceği açısından bir güvence olacağı düşüncesinin ciddi anlamda zayıflamasına yol açmıştır.

 

Öte yandan ABD tarafından Büyük Ortadoğu Projesine katkı sağlamamız ile ilgili dayatmalar, bu meyanda laik yapımız ile bağdaştırılması mümkün olmayan ılımlı İslam tarzı bir yönetime yönlendirilmemiz, iç bünyemizde derin fikri çatışmaların doğmasına sebep olmuş; dolayısıyla toplumsal yapımız hassas bir noktaya çekilmiştir. Annan planının kabulü ile tarihsel ve ulusal Kıbrıs davamızda yaşadığımız aldatılmışlık duygusuna ilaveten, son dönemde FİN planı olarak isimlendirilen içi boş bir projenin kabulü istenmiştir. Ayrıca karşılıksız verilen tavizler ve sonuçsuz iyi niyet gösterileri ile adanın geleceği açısından ciddi anlamda kaygı verici bir noktaya gelinmiş, milli çıkarlarımız ciddi olarak tehlikeye atılmıştır.

 

Irak konusunda son yıllarda sürdürülen politikalar ile ulusal onurumuz zedelenmiştir. Irak’ta özellikle Kuzey Irak’ta yaşanan olayların ülkemize olan etkilerini anlayabilmek için Irak’ta bu güne kadar vuku bulan olayları özetlemekte yarar görüyorum.

 

Irak’a demokrasi getirmek, insan haklarını egemen kılmak, serbest piyasa ekonomisi ile refah toplumu yaratmak amacı ile Mart 2003 yılında Irak’ı işgal eden Amerika, bugün gelinen noktada yedi yüz binden fazla Irak’lının ölümüne sebep olmuş, müzeler ve arkeolojik alanlar yağmalanmış, Mezopotamya ‘nın kalbi ve kültürü ayaklar altına alınmıştır. Diğer taraftan 1,6 milyon kişi ülkesini terk etmiş 1,5 milyon kişi de ülke içinde yer değiştirmek mecburiyetinde kalmıştır. Ayrıca nüfusun % 4’ünü oluşturan Hıristiyanlar da ülkeyi terk etmektedirler.

 

Serbest piyasa ekonomisi ile uyutulan halk, refah toplumu yerine açlık ve sefalete terk edilmiş; şaibeli ve güdümlü seçim ayrılıkları derinleştirmiş, mezhep çatışmalarının başlamasına sebep olmuştur.

0
  • Eodev Kullanıcısı
2013-01-22T16:00:00+02:00
Atatürk Vatan ve Millet Sevgisi - Atatürkün Vatan ve Millet Sevgisini Anlatan Anıları


Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Büyük Önder Atatürk de vatanseverliği ve milliyetperverliği ile tüm dünyaya ve Türk Milleti’ne örnek olmuş bir insandır. Son derece mütevazı bir kişiliğe sahip olanAtatürk, kendisinin sahip olduğu üstün özelliklerini hep milletinin kendisine kazandırdığı özellikler olarak görmüştür. Aynı şekilde kazanılanzaferleri ve elde edilen başarıları da hep milleti ile birlikte gerçekleştirdiğininbilincinde olmuş, bunları daima milletine mal etmiştir. Konuşmalarında ve yazılarında bu noktanın altını önemle çizmiştir. “Benim hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir” diyerek Türk olmaktan gurur duyduğunu ifade etmiştir. Atatürk, yaşamı boyunca vatan ve millet sevgisinin önemi üzerinde durmuş, Türk Milleti’ne duyduğu derin saygı ve sevgiyi önemle vurgulamıştır. “Ne mutlu Türküm diyene” sözü, kuşkusuz çok üstün bir sevginin simgesidir.

Atatürk, vatan ve millet sevgisinin üstünlüğü ile tanınan, bu sevgisi sayesinde tarihi başarılara imza atmış bir lider, büyük bir devlet adamı idi. Gerek Kurtuluş Savaşı sırasında yaşanan büyük zaferlerin, gerekse bağımsızlığın kazanılmasının ardından ekonomide ve sosyal hayatta katedilen ilerlemelerin temel kaynağı Atamızın vatanına duyduğu derin sevgi ve milletine karşı hissettiği güçlü bağlılıktı. Koşullar ne kadar zor gibi gözükse de, vatanı ve milleti için her zaman yapacak bir şeyi olduğuna inanan büyük bir insandı. Atatürk’ün hayatı incelendiğinde, tüm yaşamı boyunca en büyük amacının Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak olduğu ve bu yolda yapılan büyük mücadelenin de derin bir vatan ve millet sevgisinden ilham aldığı açıkça görülecektir. Gerçek sevgi ve bağlılık olmadan, böylesine büyük başarılar elde edilemeyeceği açıktır. Bir insan vatanını korumak ve kurtarmak için verdiği mücadelede hiçbir zorluktan yılmıyor, en içinden çıkılmaz gibi görünen durumlar karşısında dahi akılcı ve etkili çözümler üretebiliyor, zafere olan inancını ve azmini asla kaybetmiyor ise, bu, uğrunda mücadele verdiği değerlere sarsılmaz bir bağlılık duyduğunun en önemli göstergesidir. Atatürk’ün ideali, bağımsız bir vatan üzerinde, güçlü bir milli birlik anlayışına sahip bir millet ortaya çıkarmak ve bu milletin hiçbir engel tanımadan çağdaşlaşma yolunda ilerlemesini sağlamaktır. Türk Milleti’nin çağdaş milletler seviyesine yükselmesi gerektiğine inanan, bu düzeye çıkma hakkına sahip bir millet olduğu gerçeğini tam anlamı ile kavramış olan Atatürk, vatan ve millet sevgisi sayesinde, kimsenin düşünemeyeceği, düşünse bile gerçekleştirmesinin mümkün olamayacağı bir başarı kazanmıştır.

“Türklerin vatan sevgisi ile dolu göğüsleri, düşmanların melun ihtiraslarına karşı daima bir duvar gibi yükselecektir” sözleri ile vatanseverliğin önemine dikkat çeken Atatürk, milletini seven, milletine sadık ve milletine güvenen gerçek bir Türk milliyetçisidir. Ve şu önemli gerçek de göz ardı edilmemelidir ki; vatanını ve milletini herşeyin üstünden tutan, bu derin sevgi için gerektiğinde kendi canını dahi tehlikeye atan Büyük Atatürk’ün bize bıraktığı en önemli miraslardan biri vatanseverlik ve millet aşkıdır. Atamızın bizlere bıraktığı büyük mirası onun bizden beklediği gibi değerlendirebilmek, ülkemizi onun bize bıraktığı noktadan hep daha ileriye ***ürebilmek, Türk Milleti’ni, tarihine yakışır bir makama ulaştırabilmek için yapılması gereken, Atamızın izinden yürümektir. Tüm vatanseverlerin ve gerçek Türk milliyetçilerinin kendilerine örnek alabilecekleri en güzel örnek, hiç şüphesiz Atatürk’tür. Atatürk ise, “Benim, Türk Milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar” sözleri ile bize hedefe ulaşacak en kısa yolu göstermektedir.

0