Cevaplar

2013-01-27T19:35:05+02:00
Saadettin Kaynak, dini bir muhitte yetişmiş, Sultan Selim Camii'nin baş imamı iken görevinden ayrılıp ilahiden marşa, film müziğinden türküye kadar bir çok alanda eser vermiş bir bestecidir. Yakın zamanda 200 kadar daha eseri ortaya çıkan Kaynak, daha sonra döndüğü mesleğinde Sultanahmet Camii imamı iken 1953 senesinde felç geçirir ve 1961'de de vefat eder. Kaynak'ın 'Yanık Ömer' diye şarkı yaptığı hayattaki tek çocuğu Ömer Feyyaz, babasını anlattı. Yahya Kemal'in "Çok insan anlamaz eski musikimizden / Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden" diye bir beyti vardır.

Bugün eski musikimizden anlayanlar bir yana, ona gerekli ilginin gösterilip gösterilmediği de tartışma konusudur. Dede Efendi'den sonra gelen bestekarlar içinde, geçmişi günümüze ve geleceğe bağlayan en önemli kişi olarak gösterilenlerden birisi de, 1961 yılında vefat etmiş olan Saaddettin Kaynak'tır.

Türk musikisinin en zor yıllarını yaşadığı, radyolarda yayınlanmasının önüne engeller çıkarıldığı dönemlerde bestelediği "Çile bülbülüm çile", "Ayrılık yaman kelime", "Deli gönül gezer gezer gelirsin", "Ağla gözlerim ağla", "Telli turnam" gibi 600'den fazla eserinin yanında, Atatürk'ün huzuruna her an kabul ettiği ve özellikle dini konularda görüşüne başvurduğu bir kişi olmasıyla da Türk musikisinin yasaklanmasının önüne geçmiş birisidir Kaynak.

1895 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Saadettin Kaynak'ın babası Fatih dersiamlarından Ali Alaaddin Efendi'dir. İran ve Irak arasında yerleşmiş ve Hacıoğulları olarak anılan ailede; çok uzun yıllardır Rize'nin Derepazarı ilçesinde ikamet eden ve kardeşlerinin sorumsuz davranışları yüzünden ayrılarak İstanbul'a gelen, burada ilim tahsil ederek Sultan Abdülhamit'in huzur hocalığına kadar yükselen Ali Alaaddin Efendi, yedi çocuğu olan İsmail Efendi'nin üçüncü çocuğu olarak doğar. Yedi kez evlenen, en son evliliğini Saadettin Kaynak'ın da annesi olacak Havva Hanım'la yapan Ali Alaaddin Bey evlendiğinde yıl 1892'dir. Saadettin Kaynak da 1895 yılında, beş çocuğun en büyüğü olarak dünyaya gelir. Henüz 10 yaşında iken hafız olan Kaynak, yine o yaşlarda babasını kaybeder. Dini bilgisini pekiştiren Kaynak, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi tahsilini de devam ettirir. Birinci Dünya Savaşı'na katılır. Cumhuriyet kurulduktan bir süre sonra da Sultan Selim Camii'ne önce ikinci, sonra da baş imam olur (1928). 1926 senesinde bu caminin eski imamının kızı Zehra Hanım'la evlenir. 1930'larda da, altı yıl yaptığı imamlıktan ayrılır. Çünkü artık musiki hayatında ismi ön plana çıkmaya başlamıştır. Beste çalışmaları yapmaya ağırlık verir. 1930 yılında Paris'te konser verir. Ardından film müzikleri yapar. Mısır ve Arap filmleri başta olmak üzere 8590 arası yabancı filme beste üretir. 1947'de hacca gider. 1950 senesinde de Sultanahmet Camii imamlığı için talepte bulunur. Ve 23 yıl bu görevi ifa eder. 1953 yılında, yine bir film müziği hazırlarken, felç geçirir ve ölüm tarihi olan 1961 yılına kadar bir daha eser üretemez.

Saadettin Kaynak'ın, 1926 senesinde yaptığı o evliliğinden, ilki 1927'de doğan Emine Cavidan, ondan iki yıl sonra dünyaya gelen Ali Yavuz'la birlikte 1931'de doğan Ömer Feyyaz ve 1938 yılında doğan Mustafa Günaydın adında dört çocuğu olur. Feyyaz ile Günaydın arasında doğan Cengiz ise henüz iki buçuk yaşında iken vefat eder. 

Saadettin Kaynak'ın, 'Yanık Ömer her savaştan bir yara taşıyor' isimli şarkısını yazdığı ve 199394 yılları arasında vefat eden üç çocuğundan başka, bugün hayatta kalan tek evladı olan, İş Bankası'ndan emekli Ömer Feyyaz Kaynak'la, babası ve aileyi konuştuk:

Yanık Ömer neyi anlatıyor?

Babam benim için yapmıştı onu. İşte bir yanma hadisesi geçti başımdan, bir şeye ayağım takıldı ve boynum yandı. Babam akşam eve gelince, beni 'Yanık Ömer' diyerek avuturken öyle bir ilham gelmiş, nasıl olmuşsa... Zaten hepimiz için bir şarkısı vardı onun. 

Dedeniz padişahın huzur hocalarındandı değil mi?

Evet, dedem huzuru hümayun hocalarındandı. Sonra bugün temyiz mahkemesi gibi olan mahkeme üyeliği yapmıştı. Dedem öldüğünde babam 10 yaşında imiş. Hatta dedem vefat ettiğinde, o zaman Gülcemal Vapuru vardı, bu vapurla memleketine defnedilmek üzere gönderilmiş, padişah fermanıyla. Öyle der, anlatırlardı.

 
4 1 4