Cevaplar

2012-10-07T20:20:16+03:00

istisnasız hepimiz mutluluğu arıyoruz. Dolaylı da olsa tüm çabamız mutlu olmaya değil mi, mutlu yaşamaya? Mutlu olmak için ise gerekli olduğunu düşündüğümüz şeylerin peşine düşüyoruz. Kimi zaman neyi ne için yaptığımızı bile hatırlamadan, çabalayıp duruyoruz.Tüm bu çabaların sonunda yıllar geçiyor ve durup düşündüğümüzde, aslında yıllar boyu mutlu olmak için çabaladığımızı ama vardığımız yerin başladığımız noktadan hiç de ileride olmadığını farkediyoruz. Böyle zamanlarda, elimizde avucumuzda hiçbirşeyin kalmadığı hissine kapılıyoruz çoğumuz ve hemen her seferinde, hayat denen bu yolculuğa başladığımız halimizi özlüyoruz. Evet, çocukluğumuzu özlüyoruz. Özlüyoruz, çünkü biliyoruz ki, bunca yıllık çabaya rağmen, çocuklar mutluluktan çok daha iyi anlıyorlar!Peki, öyleyse nasıl bir hata yapıyoruz? Nasıl oluyor da bütün çabalarımız sonucunda ilerleyemiyoruz mutluluk yolunda onca yıla rağmen! Acaba yanlış yerde mi arıyoruz mutluluğu ? yoksa, sorumlulukların altında mı eziliyoruz yıllar geçtikçe ? Çocukluğumuzda zaten sahip olduğumuz bir şeyi kaybetmek mi sebep oluyor bütün bunlara?

Mutluluk için neler yaptığınızı bir düşünün. Çocukluğunuzdan itibaren bu “zorlu” yoldaki çabalarınızı alt alta yazın. Göreceksiniz ki listenizdeki her madde görünüşte sizinle ilgili gibi gözükse de, aslında doğrudan dış faktörlerle ilgilidir çoğu zaman. Bu böyledir, çünkü, sizi sizden başka hiç bir şey, ama hiç bir şey mutlu edemez! Yıllar geçtikçe bunu daha iyi anlarsınız, çünkü dünyanın en güzel spor arabasına sahip olsanız da, dünyanın en anlayışlı eşi hayatınızı paylaşsa da, dünyanın en iyi işini yapıyor olsanız da, içinizdeki çocuk, o yaramaz çocuk mutlu olmadıkça, siz ne yaparsanız yapın mutlu olamazsınız! Bunu bir gün gelir anlarız, hem de çok iyi anlarız, ama artık içimizdeki o yaramaz çocuğu mutlu edecek halimiz kalmadığında anlarız çoğu zaman.Oysa, yapmamız gereken doğamıza, -sanal mutluluk gereçlerinin peşinde koşmaktan-, çok daha uygundur. Bu böyledir, çünkü, mutluluğun kendi içimizde olduğunu farketmek bu yolda atılmış en büyük adımdır! Tüm dış dünya ise içimizin bir aynasıdır. Dünyayı hepimiz ayrı algılarız çünkü ve dünyamız biz onu nasıl algılarsak öyledir! Bir insanı en çok mutlu edeceğini düşündüğümüz şeyler aslında çoğu zaman en geçici mutlulukları veren şeylerdir! Önemli olan kendi içimizde nasıl olduğumuz ve nasıl hissettiğimizdir, çünkü ancak içimizde huzuru bulabildiğimizde mutluluğu yakalayabilir ve dünyamızı buna göre yönlendirebiliriz. Aksi takdirde, gözleri görmeyen bir insanın araba kullanmayı öğrenmeye çalışması ve bunu başardığında her sorunun çözüleceğini zannetmesi gibi, oradan oraya savurulur ve hayal kırıklıklarıyla dolu bir yolculukta buluruz kendimizi. Oysa, yapmamız gereken en önemli şey, -belki de tek şey- mutluluğun kendi içimizde olduğunu farketmektir. Bunu başardığımızda, artık gözlerimiz açılacaktır ve dünyayı ve kendimizi olduğu gibi algıladığımızda mutluluk ve huzur kendiliğinden gelecektir.Peki, içimizdeki o yaramaz çocuğu nasıl mutlu edebiliriz? Bazen öyle gözükür ki, ne yaparsak yapalım, içimizdeki çocuk bir türlü mutlu olmaz. Böyle zamanlarda çaresiz hissederiz kendimizi. Elimizden geleni yapmışızdır çünkü, ama yine de mutlu edememişizdir kendimizi. Ya da, herşeyin bir sonu olduğu gibi, mutluluğumuzun da sonu gelmiştir. Ama yine çok çabuk gelmiştir! İçimizdeki o huysuz çocuk yine ağlamaya başlamıştır, ve biz hala, evet bunca yıla rağmen hala onun ne istediğini bilemeyiz ve bu durum bizi, başta beklediğimiz mutluluk yerine tuhaf bir çaresizlik içinde bırakır.Ailesine iyi bir gelecek sağlamak için gece gündüz çalışan ve sonunda bunu başaran, ancak eşine ve çocuklarına ilgi gösterecek zaman bulamadığı için mutsuz bir aileye sahip olan babaya benzeriz. Onun için canımızı dişimize taktığımız eşimiz ve çocuğumuz karşımızda mutsuz durmaktadır ve biz bunu anlayamayız. Onlar için neler yapmışızdır ama yine de mutlu etmeye yetmemiştir bu onları. Oysa, onların en çok ihtiyacı olan ilgimiz ve sevgimizdir ve biz bunu onlardan esirgemişizdir. Aslında ikincil olan değerlerin peşinde koşmaktan buna zaman bulamamışızdır çünkü.Bu yüzden, içinize dönün ve kendinize ilgi gösterin! İçinizdeki çocuğa onu sevdiğinizi hissettirin, bunu sevgiyi yüreğinizde hissederek ve korkuyu ve sevgisizliği içinizden mümkün olduğu kadar uzak tutarak yapın.
Bu yüzden, gidin ve sevdiğiniz şeylerle ilgilenin, sevdiklerinizi arayın ve onlara zaman ayırın. Sevdiklerinize zaman ayırmak, kendinize ve mutluluğunuza zaman ayırmaktır!
Unutmayın, paylaştıkça çoğalan tek şey sevgidir ve bu yüzden, o, gerçek olan tek şeydir. Sevgi ışıktır ve diğer ışık kaynaklarının ışığıyla birleştiğinde onu diğerlerinden ayıramazsınız çünkü sevgide ayırımcılık yoktur. Sevgisiz yapılan herşey ise ışıksızdır, karanlıktır! Karanlıkta ise korku vardır, gölgeler vardır ve gerçekler kaybolur. Şimdi gidin ve sevginin ışığıyla aydınlatın çevrenizi. Göreceksiniz ki, içinizdeki çocuk da artık huysuzluk etmeyecek! Unutmayın, Onu huzur içinde kılacak tek şey yüreğinizdeki sevgidir!

0