Cevaplar

2012-10-07T19:11:23+03:00

dil kültürü nesillereaktarır ve bu nedenle eski zamnda atalarımızın adet görenekleri savaşlar her açıdan günümüze kadar ulaştı

0
2012-10-07T19:13:20+03:00

Yeniden Müdafaa-i Hukuk Hareketi’nin

“Dil ve Türk Dili” Üzerinde Görüşleri

 

“Bugünden sonra, divanda, dergâhta, mecliste ve meydanda türkçeden başka dil kullanılmıyacaktır.” (676)

Karamanoğlu Mehmed Bey

“Türk milletinin millî dili ve millî benliği bütün hayatında hakim ve esas olacaktır.” (1933)

Mustafa Kemal ATATÜRK

“Türk dilini seviniz. Çünkü, Türklerin en az geçmişleri kadar büyük gelecekleri olacaktır. Ve bu gelecek, o geçmişe dayanacaktır.” (676)

Nihad Sâmi BANARLI

“Dil atalardan bize kalan bir miras, bir emanettir. Nesilden nesile aktarılan bu emanete karşı kutsal ve dokunulmaz şeylere duyulan saygı gösterilmelidir.”

Karamanoğlu Mehmed Bey

 

Dil

İnsan dili ile görür, dili ile düşünür, dili ile anlar ve ancak dili ile düşüncelerini, hislerini, duygularını anlatabilir. İnsanın maddi ve manevi, somut ve soyut varlık dünyası ile ilişkilerini ve bağını dil kurar, devam ettirir, geliştirir. Dil olmadan bu varlık dünyasında olanların, olması arzu edilenlerin, hislerin ve duyguların kısaca en somutundan en soyutuna kadar tabiat, insan ve toplumla ilgili “şeylerin” hiçbir anlamı, hatta görüntüsü yoktur. Ünlü düşünür, Platon düşünmenin dil ile açıklanmasını yapan ilk bilgindir. O’na göre; “Düşünme, insanın içinden kendi kendisiyle konuşmasıdır.” İnsan, bir şeyi düşündüğü zaman,düşündüğünü aynı anda dil ile, hiçbir konuşmaya başvurmaksızın, kendi içinden anlatmaya çalışır.

Dil ile düşünme arasında vazgeçilmez bir bütünlük, bir birlik vardır. Bu bütünlük ve birlik herhangi bir iç veya dış sebeple veya dışarıdan yapılacak etkilerle bozulduğu takdirde, insan bütün beyin fonksiyonlarına rağmen içine kapanan tamamen yalnız kalan bir varlık haline gelir. Düşünme ve görme insanın varlık dünyası ile karşılıklı ilişkilerin, etkileşimlerin, iletişimlerin sonucudur. Dil, insan ile varlık dünyası arasındaki bu bağı kurar. Kelimeler birer şekil, işaret değildir. Bütünü ile varlık dünyasında olanların veya olması gerekenlerin anlamlarını üzerlerinde taşıyan, insanla bu dünya arasında bağ kuran vazgeçilmez unsurlardır. Bu sebeple, kelimeleri ve genel olarak dili üzerinde anlaşmaya varılan bir işaretler sistemi gibi gören, dili bir araç düzeyine indiren görüşler hatalıdır.

Dil, insanın vazgeçilmez, ayrılmaz, bölünmez, parçalanmaz bir unsurudur. Dil, insanla birlikte meydana gelen, insanla birlikte var olan bir varlık alanıdır. Aynı zamanda dil, tarihi varlık alanının kurucusudur. Çünkü, hiçbir dil kendiliğinden meydana gelmemiş, hiçbir dil yaratılmamıştır. Nasıl insan, kendi tarihinin bir ürünü ise ve kendi kültürünün geçmişten geleceğe uzanan bir bağlantısı ise, dil de tarihin ve geçmiş kültürün bir ürünüdür. gerçekte, insan geçmişe ve kendisinden öncelere olan bağını ancak dili ile sağlayabilmektedir ve gene bugünü dili ile yaşamakta ve yaşatmakta, dili ile geleceği hazırlamaktadır. Toplum ve kültür dilin eseridir. Dil olmadıkça, insan ilişkileri kurulamayacak ve toplumlardan söz edilemeyecektir. Kültürün bütün unsurları da dilin varlığı ile bütünleşmek, birleşmek suretiyle bir değer taşıyabilmektedir. Bu yaklaşımla dil, insanı, toplumu, en gelişmiş şekliyle milleti meydana getiren ve bütün bunlarda dünü-bugüne-yarına bağlayan temeldir. Dil olmadıkça ne insandan, ne toplumdan ne milletten ne de milletler ailesinden söz edilebilir.

 

Tarih

Tarih, dilin oluşumunu, gelişimini ortaya koyacak en önemli bilimdir. Tarih olmaksızın dilin geçmişten günümüze gelişimi izlenemez. Tarih olmaksızın, atalarımızdan bize kalan en değerli miras ve emanet olan dil hakkında hiçbir bilgi sahibi olunamaz. Bu yaklaşımla, tarihin en önemli meselesi dilin oluşumunu, gelişimini ortaya çıkarmaktır. Ancak, bu görevini yerine getirirken dili bir işaretler sistemi, bir araç gibi gören görüşleri de belirlemesi ve bu görüşlerin meydana getirdiği hataları açıkça ortaya koyması gerekir. Tarihi varlık alanının dile bağımlılığı konusu da ancak gerçekler dünyasında yapılacak bilim çalışmaları ile ortaya çıkabilir. Tarihin dil karşısında ikinci önemli meselesi ise, bugün çeşitli maksatlarla yaratılmak istenen sun’i (yapay) diller hakkında bilim olarak kesin kararını vermesidir. Bir müessese (kurum) olarak tarih ise, kültürün yapıcı unsuru olan dili zenginleştirmenin, geliştirmenin kaynaklarını hazırlamak meselesiyle karşı karşıyadır.

 

1 2 1