Cevaplar

2012-10-07T21:00:22+03:00

  Dil toplumsal bir varlıktır. Dilsiz bir insan topluluğu düşünülemez. Dili toplumdan ayrı bir varlık olarak değerlendirip, ondan ayrı olguymuş gibi düşünemeyiz. Dil topluma bağlıdır, toplumla birlikte yaşayıp gelişir. Dille toplumun ilişkileri kar­şılıklıdır. İnsan toplulukları olmadan dil teşekkül etmez, dil ol­madan da insan topluluklarından bahsolunamaz. İnsanları bir arada tutan dildir. O, insan topluluklarının en kuvvetli bağıdır. İnsanı toplum haline getiren dildir.

Dilin pratik cephesi olan konuşma olayının gerçekleşmesi için en az iki kişinin varlığı şarttır. En küçüğünden en büyüğüne kadar toplumun var olabilmesi, dilin varlık şartına bağlıdır. Toplumun varlık şartı olduğu için de sürekli, sistemli ve ge­neldir.

Dil; dünün insanlarından bugünün insanlarına, bugünün in­sanlarından yarının insanlarına kesintisiz devam edeceği için, sürekli; toplumca oturtulmuş kurallar ve metotlar dizisi olduğu için sistemli; toplumun bütün bireyleri için geçerli olduğundan geneldir.

Dil, birey iradesine, isteğine bağlı değildir. Tersine birey istese de istemese de, farkına varsa da varmasa da her zaman onun zorlayıcı baskısı altındadır. Dil ancak kullanma ala­nında bireyin iradesine bağlı olabilir. İnsan söz söylerken kullanacağı kelimeyi kendi isteğine bağlı olarak seçer. Dil, toplumsal bir kuruluştur, söz ise bireysel, kişisel bir fiildir, iştir. Ancak, istediği sözü seçme özgürlüğü sınırlıdır. Söz söyleyen dinleyen tarafından anlaşılmasını istiyorsa, ke­limelerini dinleyenin bildiği kelimelerden seçmesi gerekir. Bireysel yenileştirmeler toplum tarafından benimsenirse, dilin malı olur.

Dilin tanımı yapılırken, insanlar arasındaki anlaşmayı sağ­lamasından söz etmiştik. Anlaşmanın gerçekleşmesi için ortada en az iki kişinin olması gerekir. Bireylerin, duygularda, dü­şüncelerde, hedefte birleşmeleri dilimizde anlaşma kelimesiyle karşılanmıştır. Anlaşma işinin gerçekleşmesinde en önemli rolüdil oynar. Dil bir taraftan ruhsal açıdan insana insan olma ni-leliğini kazandırırken, diğer taraftan da onun toplumsal bir varlık olmasını sağlayarak toplum dediğimiz yapıyı meydana getirir.

Dil, insanla varlık âlemi arasında ilişki kurmaya yardımcı olur. İnsanla insaninsanla hayvan, bitki ve her türlü hayat olayları ve durumları arasında bağ kurmamıza; gör­düklerimizi, işittiklerimizi, bildiklerimizi, anladıklarımızı, ta­sarladıklarımızı başkalarına bildirmemize yardım eder. Dilin aracı olan yazı ile bilimin, felsefenin, sanatın, tekniğin ortaya, koyduğu başarılar toplumlardan toplumlara nesillerden nesillere devredilir.

Hayvanlar,  dünyaya  hazır  yeteneklerle  gelirler.  Öğrenmeyebilmeye, değiştirmeye, geliştirmeye ihtiyaç duy­maksızın hayatlarını sürdürürler. İnsan, var olmayanı keşfetmek,   bilgilerden,   tecrübelerden,  ulaşılan   tekniklerden yararlanarak hayatını sürdürmek zorundadır. Öğrenme ve öğretme işi dile dayanır. Dil olmasaydı bilginin de hayata uy­gulanması yani teknik ortadan kalkardı. Burada dilin önemli bir işlevi ortaya çıkıyor: İnsan başarıları arasında kesintisiz bir bağ kurmak... Bu bağ insanın hayata sıfırdan başlamasını önleyerek, insan başarılarının sürekli olmasını sağlar. Bilim, teknik ideoloji yönünden bir sonrakiinsanbir önceki insanın bıraktığı yerden başlar. Böylece, insan sürekli değişim ve gelişim çizgisini izler. Yaradılışın değişmez kanunu tekâmüldür; yani değişerek, gelişerek olgunluğa, mükemmele ulaşmaktır. İnsan için, toplum için geriye dönüş yoktur. İnsanlık, dünden bugüne, bugünden yarına akıp giderken dilin aracılığıile, dilin sa­yesinde tarihî bir varlık olmaktadır.

0