Cevaplar

2013-02-05T15:06:43+02:00

Herkes farkındadır. Gerginlik her geçen gün tırmanıyor.

Aklı başında herkes toplumsal barışta gerginliğin hoş olmayan noktalara ulaşmasından kaygılıdır.

Bu kaygıya katılmamak mümkün değildir.

Toplumsal, demokratik tepkilerden kimse rahatsız olmamalıdır. Hiç kimse sokaklara dökülmek için göbek atmaz.

* * *

Dün öğleden sonra Türkiye’nin en deneyimli belki de en yaşlı spor yazarlarından, yıllar önce sol kimlikli Akşam gazetesinde de yazılar yazan Doğan Koloğlu ile birlikteydim.

Kıbrıs’a gelmeden telefonda konuşurken farklı yaklaşımlarımız vardı.

Dünkü sohbetimiz sonunda büyük ölçüde aynı noktada buluştuk.

Sohbete nokta koyarken, “Aman ne olur toplumsal birlikteliğinizi gözünüz gibi koruyun. Kamplara bölünür, birbirinize karşı kırıcı olursanız bunun yararı olmaz” dedi.

Bunun samimi olarak söylediğinden hiç kuşkum yok.

Doğan Koloğlu, dün bunu söyleyen belki de beşinci kişiydi.

* * *

Etrafta gerginliğin hoş olmayan kokuları var.

Bir yanda muhalefet partileri ile barış yanlısı sivil toplum örgütleri, öte yanda devlete yakın örgütler.

Eskiden eylem yapmak zordu. Eylemlerde kitlesel destek bulmak, kalabalık toplamak çok daha zordu.

Merkezde büyük mitinglerde 3-5 bin kişi toplamak başarı sayılırken şimdi 15 bini aşkım mitingler çok rahat organize ediliyor.

İşte en son örnek dünkü Güzelyurt Mitingi. Mitingi Kıbrıs gazetesi adına izleyene Yeliz’e katılımı sordum.

“Vallahi Hasan abi, giderken birkaç yüz kişi toplanırsa iyidir diye düşünüyordum. Ama en az iki bin kişi vardı” dedi.

Eğer tüm alternatiflerde Güney Parça Devleti sınırları içinde olması söz konusu olan Güzelyurt’ta iki bininin üzerinde insan “Barışa ve Annan Planı çerçevesinde çözüme EVET” diyorsa, bunun mesajı Lefkoşa’da 15 binin üzerinde insanın katıldığı çözüme ve AB üyeliğine destek mitinginden fazladır.

* * *

Kuşkusuz farklı düşüncede olanlar da vardır. Onlar da kitlesel eylemlerle kendi görüşlerini meydanlara taşıyabilirler.

Eğer toplumsal uzlaşı verimli ve sonuca gidecek şekilde sağlanmazsa bu mitingler, bu eylemler devam edecektir.

Rum tarafından, Türkiye’den ve dünyanın her köşesinden basın da bu etkinliklere ilgi gösterecektir.

Dış basının eylemlere ilgisi iktidarı doğal olarak rahatsız ediyor. Aslında eylem yapanların amacı rahatsız edip, çeşitli yollarla baskı yaratıp belirleyici olacak şekilde kaderiyle ilgili söz hakkı elde etmektir.

* * *

Eğer halkın eylemlerinden rahatsızlık varsa, eylemlerin nedenini ortadan kaldırmak birinci görev olmalıdır.

Halkın örgütleri aracılığıyla ortaya koyduğu tepki dikkate alınmadı. Uzun süre salt yöneticilerin katıldığı eylemlerin yapıldığını unutmayalım.

15 binin üzerinde insan Girne Kapısı’nı, İnönü Meydanı’nı doldurunca uyanıldı. O noktada doğru davranışla diyalog kapısı açılacağına devlet destekli miting yapıldı. O mitingi organize edenler neyin nasıl yapıldığını çok iyi bildiğine göre buradan benim anımsatmama gerek yoktur.

Halkıp tepkisinin öfkeye dönüşme noktasında olduğu ısrarlar görülmek istenmiyor. Belirli isimler hala binlerin katıldığı eylemleri birkaç yüz kişi diye sunup kendi kendilerini kandırırken, halkı daha da tahrik ediyorlar.

Bu dönemin tarihe geçecek en büyük provokatörlüğünü ise BRT yapıyor. Kıbrıs Türk Halkı resmen tahrik ediyor.

Bunlar bazılarına göre acıda olsa gerçeklerdir.

* * *

Peki ne yapılmalı?

Top, sorumluluk kısaca her şey Denktaş’ın omzundadır, sırtındadır.

Kıbrıs sorununun çözüm süreci kadar Kıbrıs Türk toplumunun iç barışı da çok acele ilgiye ihtiyaç duymaktadır.

Umarım Denktaş, birkaç gün içinde adaya döner. Dönsün ve toplumda beğensin veya beğenmesin tüm seslere kulak versin, karşısına alsın adam yerine koysun, adam gibi dinlesin.

Bırakın siyasi partileri bu toplumun gerçek sivil toplum örgütlerinin çözümle ilgili görüş ve önerileri dinlenip ortak görüşe katkı sağlansın.

Yine Rauf Denktaş, demeçlerinin toplumsal barışa etkisini dikkate almak zorundadır. Bir yandan 28 Şubat’a kadar görüşürüm deyip, öte yandan “Ama çözüm olmaz” diyerek “Anlaşmaya niyeti yok!” mesajı vermesi toplumu tahrik ediyor.

* * *

Yazıma noktayı koymadan CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ı arayıp, Meclis kararı çerçevesinde oluşturulacak konseyde CTP’nin yer alıp almayacağını sordum.

Talat, sorumu yanıtlamadan toplumsal barış konusunda kaygılarını dile getirdi ve ekledi: “CTP Kıbrıs Türk Halkı yararına olacak her türlü oluşuma katkı koyar. Biz hiç bir zaman halk yararına elimizi taşın altına koymaktan çekinmedik, çekinmeyiz. Ancak birileri bizi halkla birlikte mücadele ortamından koparıp, işlevi, etkisi belli olmayan laf ola bir konseye hapsetmek istiyorsa, bu oyuna da asla gelmeyiz.”

Günün sözü:

Rüzğar hep gemiye göre esmez ki!!

0
2013-02-05T15:08:54+02:00

Herkes farkındadır. Gerginlik her geçen gün tırmanıyor.

Aklı başında herkes toplumsal barışta gerginliğin hoş olmayan noktalara ulaşmasından kaygılıdır.

  Bu kaygıya katılmamak mümkün değildir.

  Toplumsal, demokratik tepkilerden kimse rahatsız olmamalıdır. Hiç kimse sokaklara dökülmek için göbek atmaz.

*      *    *

   Dün öğleden sonra Türkiye’nin en deneyimli belki de en yaşlı spor yazarlarından, yıllar önce sol kimlikli Akşam gazetesinde de yazılar yazan Doğan Koloğlu ile birlikteydim.

   Kıbrıs’a gelmeden telefonda konuşurken farklı yaklaşımlarımız vardı.

   Dünkü sohbetimiz sonunda büyük ölçüde aynı noktada buluştuk.

   Sohbete nokta koyarken, “Aman ne olur toplumsal birlikteliğinizi gözünüz gibi koruyun. Kamplara bölünür, birbirinize karşı kırıcı olursanız bunun yararı olmaz” dedi.

  Bunun samimi olarak söylediğinden hiç kuşkum yok.

  Doğan Koloğlu, dün bunu söyleyen belki de beşinci kişiydi.

  *      *      *

  Etrafta gerginliğin hoş olmayan kokuları var.

   Bir yanda muhalefet partileri ile barış yanlısı sivil toplum örgütleri, öte yanda devlete yakın örgütler.

   Eskiden eylem yapmak zordu. Eylemlerde kitlesel destek bulmak, kalabalık toplamak çok daha zordu.

   Merkezde büyük mitinglerde 3-5 bin kişi toplamak başarı sayılırken şimdi 15 bini aşkım mitingler çok rahat organize ediliyor.

   İşte en son örnek dünkü Güzelyurt Mitingi. Mitingi Kıbrıs gazetesi adına izleyene Yeliz’e katılımı sordum.

   “Vallahi Hasan abi, giderken birkaç yüz kişi toplanırsa iyidir diye düşünüyordum. Ama en az iki bin kişi vardı” dedi.

   Eğer tüm alternatiflerde Güney Parça Devleti sınırları içinde olması söz konusu olan Güzelyurt’ta iki bininin üzerinde insan “Barışa ve Annan Planı çerçevesinde çözüme EVET” diyorsa, bunun mesajı Lefkoşa’da 15 binin üzerinde insanın katıldığı çözüme ve AB üyeliğine destek mitinginden fazladır.

*      *      *

   Kuşkusuz farklı düşüncede olanlar da vardır. Onlar da kitlesel eylemlerle kendi görüşlerini meydanlara taşıyabilirler.

   Eğer toplumsal uzlaşı verimli ve sonuca gidecek şekilde sağlanmazsa bu mitingler, bu eylemler devam edecektir.

   Rum tarafından, Türkiye’den ve dünyanın her köşesinden basın da bu etkinliklere ilgi gösterecektir.

   Dış basının eylemlere ilgisi iktidarı doğal olarak rahatsız ediyor. Aslında eylem yapanların amacı rahatsız edip, çeşitli yollarla baskı yaratıp belirleyici olacak şekilde kaderiyle ilgili söz hakkı elde etmektir.

*       *      *   

    Eğer halkın eylemlerinden rahatsızlık varsa, eylemlerin nedenini ortadan kaldırmak birinci görev olmalıdır.

   Halkın örgütleri aracılığıyla ortaya koyduğu tepki dikkate alınmadı. Uzun süre salt yöneticilerin katıldığı eylemlerin yapıldığını unutmayalım.

   15 binin üzerinde insan Girne Kapısı’nı, İnönü Meydanı’nı doldurunca uyanıldı. O noktada doğru davranışla diyalog kapısı açılacağına devlet destekli miting yapıldı. O mitingi organize edenler neyin nasıl yapıldığını çok iyi bildiğine göre buradan benim anımsatmama gerek yoktur.

   Halkıp tepkisinin öfkeye dönüşme noktasında olduğu ısrarlar görülmek istenmiyor. Belirli isimler hala binlerin katıldığı eylemleri birkaç yüz kişi diye sunup kendi kendilerini kandırırken, halkı daha da tahrik ediyorlar.

   Bu dönemin tarihe geçecek en büyük provokatörlüğünü ise BRT yapıyor. Kıbrıs Türk Halkı resmen tahrik ediyor.

   Bunlar bazılarına göre acıda olsa gerçeklerdir.

*       *      *

   Peki ne yapılmalı?

   Top, sorumluluk kısaca her şey Denktaş’ın omzundadır, sırtındadır.

    Kıbrıs sorununun çözüm süreci kadar Kıbrıs Türk toplumunun iç barışı da çok acele ilgiye ihtiyaç duymaktadır.

    Umarım Denktaş, birkaç gün içinde adaya döner. Dönsün ve toplumda beğensin veya beğenmesin tüm seslere kulak versin, karşısına alsın adam yerine koysun, adam gibi dinlesin.

    Bırakın siyasi partileri bu toplumun gerçek sivil toplum örgütlerinin çözümle ilgili görüş ve önerileri dinlenip ortak görüşe katkı sağlansın.

    Yine Rauf Denktaş, demeçlerinin toplumsal barışa etkisini dikkate almak zorundadır. Bir yandan 28 Şubat’a kadar görüşürüm deyip, öte yandan “Ama çözüm olmaz” diyerek “Anlaşmaya niyeti yok!” mesajı vermesi toplumu tahrik ediyor.

*      *     *

    Yazıma noktayı koymadan CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ı arayıp, Meclis kararı çerçevesinde oluşturulacak konseyde CTP’nin yer alıp almayacağını sordum.

    Talat, sorumu yanıtlamadan toplumsal barış konusunda kaygılarını dile getirdi ve ekledi: “CTP Kıbrıs Türk Halkı yararına olacak her türlü oluşuma katkı koyar. Biz hiç bir zaman halk yararına elimizi taşın altına koymaktan çekinmedik, çekinmeyiz. Ancak birileri bizi halkla birlikte mücadele ortamından koparıp, işlevi, etkisi belli olmayan laf ola bir konseye hapsetmek istiyorsa, bu oyuna da asla gelmeyiz.”    

Günün sözü: 

Rüzğar hep gemiye göre esmez ki!!

0