Cevaplar

2013-02-10T18:17:34+02:00

hunların tarihteki önrmi :

 

Hazar boylarında kurulan Ak-Hun Devleti'nin kağanı Aksuvar, İran'ı geçip bütün Kuzey Hindistan'ı topraklarına kattı. Büyük Hun imparatorluğu dağıldıktan sonra Türklerin büyük bir kısmı Volga'dan batıya geçmişlerdi. İşte ' bu geçiş sırasında büyük bir Hun birliği de güneye inmiş, Batı Türkistan yöresine gelerek, Ak-Hun Devleti'ni kurmuştu.

Ak-Hun Devleti kısa zamanda genişleyerek Afganistan'ın Toharistan bölgesine, Seyhun ve Semerkand dolaylarına hâkim olmuştu. Sınırları, batıda Hazar Denizi'nin güneyine kadar uzanıyordu. Yerleştikleri bu bölgeden dolayı bunlara "Orta Doğu Hunları" da denir. 5. yüzyılda hükümdar olan Eftal'den dolayı ise "Eftalit Devleti" olarak anılmaya başladı. Yıkılışına kadar hem Ak-Hun, hem de Eftalit adıyla anıldı.
Ak-Hunlar'ın en büyük iki kabilesi Uar ve Hun kabileleri idi. Yönetime da.ha çok bu kabileler hâkim oluyordu.
Uar-Hun'lar, tran üzerine baskılarını arttırmış ve 358 yılında Sasanîler bir anlaşma yapmışlardı. Bu anlaşmaya rağmen Sasanîler üzerindeki baskıları devam etti. Sasanî hükümdarlığına Behram Gor gelince,
Ak-Hunlar tekrar saldırıya geçtiler ve Sasanî devletini iyice sarstılar (430). Daha sonra Ak-Hunların başına Aksuvar (Kün Han), Sasanîlerin (İran'ın) tahtına da II. Yazgird geçti. Aksuvar iran'ın iç işlerine karışmaya ve isteklerini kabul ettirmeye başladı. Himayesine aldığı Sasanî veliahtı Firuz'u iran tahtına çıkardı. Sasanî tahtına oturan Firuz, Ak-Hun devletine vergi veriyor. Ceyhun üzerindeki Tirmiz ile Vasgirt bölgelerini Ak-Hunlar'a ter-ketmiş bulunuyordu. Ayrıca, güzel kızını da Türk hakanına vermeyi yaadetmişti.

Sasanî Şahı Firua, Aksuvar'ın önünde diz çöküp yalvarıyor.
Aksuvar söz kesilen prensesin gönderilmesini istediği zaman Firuz hileye başvurdu. Güzel bir cariyeyi kendi kızı imiş gibi Aksuvar'a gelin gönderdi. Fakat cariye gerçeğin anlaşılacağını sezdiği için hileyi açıkladı. Bunun üzerine Aksuvar, Firuz'un sözde yardım için gönderdiği en ünlü kumandanlarını öldürttü.
Sasanî hükümdarı Firuz, öldürülen kumandanlarının intikamını almak ve Ak-Hun baskısından tamamen kurtulmak için bir sefer düzenledi. Aksuvar da gerekli tedbiri almıştı. Sasanî ordusunu dar geçitli dağlık bir bölgeye düşürdü. Turan taktiğini uygulayarak, ordusunu, tedbir almadan ilerleyen Sasanî-lerin önünden çekti. Bunu kaçış zanneden Sasanî ordusu hızla geçide girdi. Fakat geçidin arkasını tutan Aksuvar'ın birlikleri geriden ansızın saldırıya geçince, çekilir gibi görünen asıl kuvvetler de dönüp geçidin ağzını tuttular. Sasanî ordusu her taraftan sarılmış, pusuya düşürülmüştü. Firuz, ağır vergi şartlarını kabul edeceğini söyleyerek barış istedi. Aksuvar ona şu cevabı verdi: "Gelirsin, askerin de görebileceği bir yerde ayaklarıma kapanarak özür dilersin, ancak o zaman çemberi kaldırırım!" Bu, kabul edilir bir şart değildi. Ama Firuz kabul etti. Aksuvar'ın ayaklarına kapanıp özür diledi, iki tarafın askerleri bu manzarayı ibretle seyrettiler.

Böylece, savaş olmadan ordular çekilmişti. Firuz gururunu yitirmiş, ama ordusunu kurtarmıştı. İntikam ateşiyle yanıp tutuşuyordu. Onun için çok geçmeden tekrar savaş açtı. Bu defa dar geçitlere girmeyecek, aynı hatayı yapmayacaktı. Ama, Aksuvar da aynı taktiği uygulayacak değildi. Savaşı düzlükte yapacaktı. Sasanî ordusunu çekebileceği düzlükte keşifler yaptırdı. Tespit edilen yerde süratli bir çalışma ile derin çukurlar kazdırdı. Sonra bu çukurların üzerini belli olmayacak şekilde kapattı. Arada zikzaklı dar geçitler bırakmıştı ve bu geçidi kendi askerleri çok iyi biliyorlardı. Aksuvar, düşman saldırıya geçince az bir direniş gösterdi. Sonra, yenilgiyi kabul etmişçesine, askerlerini, bildikleri geçitlerden geri çekti. Bunu gören Firuz ordusunu ileri sürdü ve kazılan çukurlara gelip saplandı. Sasanî askerinden ölenler çoktu. Firuz da hayatını kurtaramamıştı. Sasanîler Aksuvar1 in ileri sürdüğü ağır şartları kabul edince barış anlaşması yapıldı, iki ülke arasında bir süre barış devam etti.



NOT: Kutluk Bilge Kül Kağan Türklerin şehir kuran ilk hükümdarıdır. İlk Türk şehri Ordubalıkdır.

 

 

 

Mani dini nedir

 

Mani dini ya da maniheizm 3. yüzyılda Pers İmparatorluğu içinde, Mani (Kuran kişi) tarafından kurulan ve kısa sürede hızla büyük bir coğrafyaya yayılan bir din. Kutsal kitapları Arzhang (arz-ın Hanlığı)'dır.

Mani dini en parlak dönemini 8. yüzyıla Uygur devletinin milli dini olarak ilan edilmesi ile yaşamışdır. Mani kelimesi eski Türkçe "Mengü" ve Çağatay Türkçesi'nde "Tanrı" demektir. Mani dini'nin dünyayı görüşünde tanrısal aydınlık ile karanlık iki rakip olarak karşı karşıya durur. Bu ikisinin birbirleri ile mücadelesinde aydınlığın bir kısmı karanlığın içinde (dünyanın içinde) tutsak kalmışdır. Herhangi bir canı söndürmek, hatta bir meyveyi dalından koparmak bile tanrısal maddeye zarar verip aydınlığın tutsaklığını dahada uzatır.Işığın (aydınlığın) tutsaklığına ancak "seçilmişler" in yardımı ile son verilebilir. Seçilmişler hiçbir canlıyı incitmezler ve asla cinsel ilişkide bulunmazlar. Bu yüzden kendi başlarına geçimlerini sağlayamazlar ve "dinleyenler" onların ihtiyaçlarını temin ederler. Seçilmişlerin sindiriminde ışık ile karanlığın birbirinden ayrıldığına, dua ve şarkı yardımı ile bu elde edilen ışığın tekrar tanrıya geri döndüğüne inanılır. Ancak dinleyenler de günahlarını temizlemek için birçok inkarnasyonlardan geçmeleri gerekir. inanca göre dünyanın sonunda ışık ile karanlık ebediyen ayrılacaklardır

 

5 4 5
2013-02-10T18:25:53+02:00
Etiket Arşivleri: mani dini nedir Türklerin Eski Dinleri

Türkülüğünün ana yurdu olan Doğu Türkistan, orta Asya’nın merkezinde yer alan, yalnız Türk İslam alemi için değil, tüm dünya için kültür ve medeniyetin kaynağı olmuş bir Türk İslam ülkesidir.

Doğu Türkistan’a 1759 yılından itibaren başlayan Çini istila hareketlerinin sonuncusu 1949 yılında, hür dünyanın gözleri önünde komünist Çin ordusunun Doğu Türkistan’a girmesi ile başlamıştır .Dünyada eşine rastlanmamış zulüm, işkence ve asimile hareketlerinin yapıldığı Doğu Türkistan’da Uygur nüfusunun çoğunluğunun teşkil eder .Kazak, Özbek, Kırgız, Tatar olmak üzere 35 milyon Müslüman-Türk yaşamaktadır .Hürriyet ve istiklaline düşkün olan Doğu Türkistan Türk’leri 3 defa istiklaline kavuşmuş, kısa bir müddet içinde olsa tam müstakil devlet kurmuş Gök Bayrak’tan Albayrak’a selam göndermiş. 21. yüzyıla girmek üzere olduğumuz şu günlerde esaret altında bulunmasına, insan aklınım almayacağı zulüm ve işkenceye maruz kalmasına rağmen, Doğu Türkistan halkı din, dil, örf , adet, gelenek ve göreneklerinden bir şey kaybetmemiş. Allah’a olan inancı ve sarsılmaz imanı ile Çin’li işgalcilere karşı direnmeye devam etmektedir.

1 1 1