Cevaplar

  • Eodev Kullanıcısı
2013-02-10T19:03:59+02:00

öncelikle dkab din dersi olarak geçiyor. sonrasında ise hz muhammed gayri müslimlerin kendi karşılarında uzun zamandan sonra oluşan bir karşıt dine karşı olan öfkelerinin dinmesini beklemiştir.ve istediği sonucu da er yada geç almıştır.

1 5 1
2013-02-10T19:04:14+02:00
Konu başlığımızın eksenine bütün Müslümanların üzerinde ittifak etmediği bir kavramı yerleştirmiş olduk. Dini bazı teolojik kabullere ve ibadete indirgeyen İslam yorumları açısından “mücadele” diye bir olgudan bahsedilemez. Bu kavram, dini siyasallaştırmak isteyenlerin ortaya çıkardığı bir bid’attir. Modern dönemlerin önümüze çıkardığı temel sorunlardan biri olan “birlikte yaşamak” problemine, “çoğulculuk” veya “hoşgörü” kavramlarıyla çözüm arayan Müslümanlar için ise “İslami mücadele” diye bir olgudan bahsedilemez. Çünkü “İslami” diye başlayan her şey ister istemez, birlikte yaşamayı imkansızlaştıran, dayatma ve zorla kabul ettirme fiillerini gerektirecektir. Dolayısıyla dini bir inanç manzumesi olarak gören anlayış onu hayattan koparırken, çoğulculuk ve hoşgörü eksenli anlayış ise iddiasız hale getirmektedir. Oysa konu başlığının da ifade ettiği gibi biz, İslam’ın sadece bireyin ruhsal mutluluğunu hedef alan bir din olduğunu düşünmüyoruz. Veya “herkesin kendisiyle mutlu olacağı bir hakikati var; İslam’da onlardan sadece biri; kimse kimseye karışmasın, herkes mutlu olacağı inanç ile yaşasın” diye de düşünmüyoruz. İslam’ın belli bir sebebe ve özel bir hedefe dönük olarak indirildiğine; hayata dair bir kıstas ve bakış açısı içerdiğine ve hayata onun işaret ettiği yönden bakıldığında dünyanın daha yaşanılır hale geleceğine inanıyoruz. Dolayısıyla “İslami” diye başlayan önermelerin gerekliliğini ve önemini kabul ediyoruz. Seçtiğimiz konu başlığının ilk olarak anlattığı şey budur. İslam tarihini bir incelemeye tabi tuttuğumuzda, “İslami” diye isimlendirebileceğimiz tek bir şeyin olmadığı gerçeğiyle karşılaşırız. Bu vakıa karşısında Müslümanların pek çoğuna, “biri müstesna hepsi cehennemdedir” diyerek, kendi İslamlarını bayraklaştırmak daha kolay ve sempatik gelmektedir. Bu tavrı meşrulaştırmak için yeterli sayıda şer’i delil de bulunmaktadır. Yüzeysel (lafzi) bir okumanın sonucu olan bu delillerin arkasına sığınan ve kendi anlayışı dışındakilerin hepsine cehennem yolunu gösteren kimseler her dönemde var olacaklardır. Fakat sorunlar, bu tavırla ancak görmezden gelinebilirler; çözümlenemezler. Çünkü İslam tarihinde “İslami” diye ortaya çıkan görüş ve gelişmeler, bir yandan tarih yapıcıların tutum ve zihniyetini yansıtırken, diğer yandan da içinden geçtiği şartların doğal mecrasını izlerler. Tarih yapıcılar için kimi durumlarda samimiyet sorgulaması yapılabilecek olsa bile, gelmiş geçmiş bütün toplumların, bütün düşünür ve alimlerin art niyetle hareket ettiklerini söylemek çok ileri bir iddia olur. Bununla birlikte farklı dönemlerde ortaya çıkmış farklı yorum ve görüşler hakkında şu ortak saptamaları yapabiliriz: 1.   Birbirlerinden ne kadar uzak olurlarsa olsunlar, imtihan ve ahiret bilincinin ortaya çıkardığı bir “Allah rızası arayışı” ihtiva eden her görüş, İslam’a dair bir okumadır. 2.   Her okuma (bizim kendi okumalarımız da dahil), okumayı yapan kişilerin aklı, zihniyeti ve dönem şartlarının etkisi altında oluşur. 3.   Farklı dönemlere ait okumalar kendi dönemleri için çok doğru ve sorun çözen okumalar olabilirler, ama hiç bir okuma ve İslami yorum “son” ve “kesin” yorum olarak görülemezler. Zaten dönem şartlarının değişmesiyle birlikte eksiklik ve yanlışlıkları da kendini göstermeye başlar. 4.   Zihnimizde bir kalıp oluşturup, dini bu kalıplara hapsetmedikçe, İslam, hayatın dinamikliğine denk düşen bir esnekliğe sahiptir. Önemli olan değişen şartlar ve ihtiyaçlara göre onu tekrar tekrar okumayı başarabilmektir. Değişik dönemlerde veya değişik coğrafyalarda ortaya çıkmış olan okumalar, zamanın ruhu ve psikolojik şartlarına göre dinin farklı yönlerini ön plana çıkarabilirler. 5.   Bir okuma ve yorumu “İslam’a dair bir okuma” olarak görmek başka bir şeydir, onu doğru bulmak ve kabullenmek başka bir şeydir. Geçmişte ortaya çıkmış bir yorumu bugün yanlış bulup eleştirebiliriz veya aynı dönemde ortaya çıkmış değişik yorumlara karşı benzer yaklaşımları sergileyebiliriz. Bakış açısı bu olduktan sonra farklılıklar zenginlik oluşturur. Bir yandan kendi yorumumuzun daha da gelişmesine imkan sağladığı gibi, diğer yandan insanlarla kendi yorumumuzu ve çözümlerimizi paylaşma isteğimizi artırır. İşte seçtiğimiz konu başlığının ikinci olarak anlattığı şey budur. Bizler, bugünün problem ve ihtiyaçlarına çözüm olacak İslami bakış açısını geliştirmek gibi bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Çözüm bulmamız gereken bir mesele de Müslüman olarak ve Müslüman kalarak yeryüzündeki haksızlık ve adaletsizliklerle nasıl mücadele edeceğimiz, İslami değer ve bakış açısını nasıl yaygınlaştıracağımız konusudur. Bugünün sosyolojik ve psikolojik şartları içerisinden, bugünün problem ve ihtiyaçlarına denk düşecek bir mücadele anlayışı geliştirmek zorundayız. Bu makale, İslami kaygılarla verilecek olan bir mücadelenin, günümüz şartlarındaki hedeflerini ve yöntemlerini tartışmak üzere kaleme alınmıştır. Bu çerçevede: - Önce yakın dönemlerin “mücadele” anlayışına ve bunun günümüzde yol açtığı sıkıntılara kısaca bakış yapılacak - Sonra da değişen şartlar çerçevesinde alması gereken yeni şekil üzerine öneriler geliştirilmeye çalışılacaktır. u.  
1 1 1