Cevaplar

2013-02-11T16:06:34+02:00

 

tutumlarımız tarafından tayin edilir. Ayrıca bir çok sosyal ortamdaki davranışlarımızda, bir ölçüye kadar bu ortamlara ilişkin tutumlarımız tarafından şekillendirilmektedir. Bu nedenle tutum konusu; bireyin sosyal ortamlardaki davranışlarını inceleyen sosyal psikolojinin en önemli konularından birini oluşturmaktadır (Aydın,1985 s, 280).
Tutum terimi sosyal psikolojide genel olarak “Bir bireye atfedilen ve onun psikolojik bir nesneye ilişkin düşünce duygu ve muhtemelen davranışlarını organize eden bir eğilime işaret etmek için kullanılmaktadır” (Aydın,1985 s; 280).
Yukarıda verilen tanımdan da anlaşılacağı gibi, bir tutum bir nesneye ilişkin duygu düşünce ve davranış olmak üzere üç bileşenden oluşmaktadır. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, bu bileşenler birbirinden bağımsız değildir. Karşılıklı olarak birbirini etkiler, birbirinden etkilenir ve çoğu kez aralarında bir tutarlılık bulunur (Aydın,1985 s; 280).
Bir tutumun bilişsel bileşeni bireyin tutum nesnesine ilişkin düşünce, bilgi ve inançlarından, duyuşsal bileşeni ise, bireyin tutum nesnesine ilişkin duygu ve değerlendirmelerinden oluşur. Davranışsal bileşenlerde ise, bir tutum genellikle bireyi tutum nesnesine ilişkin davranışlarda bulunmaya eğimli kılar. Bir nesneye ilişkin olumlu tutumu olan bir birey, bu nesneye karşı olumlu davranmaya, ona yaklaşmaya, yakınlık göstermeye onu desteklemeye yardım etmeye eğilimli olacaktır. Bir nesneye ilişkin tutumu olumsuz olan bir birey ise bu nesneye ilgisiz kalma veya ondan uzaklaşma, eleştirme hatta ona zarar verme eğilimi gösterecektir (Aydın, 1985 s;281).
Tutumlar, belirli değer yargılarının ve inançların arkasında gizlidirler. Ancak yaşam olayları karşısında davranış ve hareket biçimleri olarak şekillenirler. Dayandıkları inanç ve değer yargıları devam ettikçe devamlılıklarını sürdürürler. İnançlar ise tutum yapılarına girdikçe özel dinamik baskılar altına girmiş sayılırlar. Hatta belirli bir tutum içerisinde bir inanç özelliğini kaybedebilir veya değişebilir. Çünkü tutumlar dış çevresel etkilerle devamlı baskı altında bulunurlar ve bu durum onların değişmesine neden olabilir (Eren, 2001 s;173).
İnsanlarda ilk inançlar, doğa olaylarının iyi veya kötü şekilde cereyan etmesinin algılanıp zihinlerde yer etmesinden doğmuştur. İnsanlar sırrına eremedikleri baskı, korku, dehşet olaylarından yada aksine onlara iyi şeyler sağlayan hareket ve olaylardan etkilenerek tutumlarına yön vermişlerdir. Ancak, tutumların oluşmasında çevresel olaylardan etkilemeyi belirleyen doğuştan kazanılan yeteneklerinde rolü vardır (Eren, 2001 s;173). Tutumların oluşmasında etken olan bu çevresel faktörler ve doğuştan kazanılan yetenekler, diğer bütün alanlarda olduğu gibi beden eğitimi ve spor alanında da yüzyıllardır kendisini hissettirmektedir. Örneğin,
Otuza yakın ülkeyi gezerek “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” adlı kitabı yazan İngiliz futbol araştırmacısı Simon Kuper Brezilyadaki köylerin hepsinde kilisenin bulunmadığını ama en küçük yerleşim birimlerinde bile mutlaka bir futbol sahasının bulunduğunu belirtiyor. Yine Almanya Tübingen üniversitesi öğretim üyesi Diethamer Mieth futbolun günümüzde dinin yerini tuttuğunu bazen de dinin rakibi olabildiğini, Avrupa da cumartesi ve pazar günleri ayine gidenlerin sayısının oldukça azaldığını, dinin kurumsal açıdan etkinliğini yitirdiğini ve insanlarında bu yüzden manevi ihtiyaçlarını karşılamak için kiliselere değil de futbol maçlarına gittiğini bir çok konferansında dile getirmektedir (Kola 2002).
Sporun dini inançlar ve tutumlar üzerindeki bu olumsuz etkilerinin yanında dini inançlar ve tutumlarında spor üzerindeki olumsuz etkilerinden söz etmemiz mümkündür. Örneğin;
Hz. İsa’nın ölümünden sonraki 5. yy. girilen ve bin yıl süreyle tüm toplumsal gelişmeyi askıya alan dönemin adı “Karanlık Çağ” karanlığın simgesi ise Katolik kilisesidir. Bu dönemde bedenle ruhu sürekli bir çatışma içerisinde gören ve ruhun üstünlüğüne öncelik veren Katolik töresinin mantığının doğal uzantısı olarak vücudu bağımsızlığa mahkum etmek gibi bir fikir ve uygulama geliştirdiğini biliyoruz. İşte antik olimpiyat oyunları bu dönemde Roma İmparatoru Kral Thececosius’un emriyle sona erdirilmiş ve spor 15. yüzyıla kadar dinsel baskıların altında kalmıştır (Sporbilim.Com).
20 y.y.’da özellikle Avrupa da bazı dini akımların spor ile özdeşleşmesi sonucunda, sporun ruhuna ters olan bir takım şiddet olaylarının ortaya çıktığını görmekteyiz. Örneğin; İskoçya’ da ki iki ünlü futbol takımı Glasgow Rangers (Protestan) ve Celtics (Katolik) takımları arasında 02-01-1971 tarihinde oynanan maçta her iki takımın taraftarlarının bandolarla kendi dini müziklerini çalmaları sonucunda çıkan olaylarda 62 kişi hayatını kaybetmiştir (Erkan ve

3 3 3