Cevaplar

2013-02-11T16:39:36+02:00

Artık o da bir kargaydı mı yani önce metni versnee

1 5 1
2013-02-11T16:40:16+02:00

nsanlar çalışıyordu Altınova’da. Kolları sıvalı, alınları terli, elleri kocaman,

yüzleri mert. Bazen işlerine ara veriyor, dinleniyorlardı. Kasketlerini yukarı kaldı-

rıyor, gülümsüyorlardı.

Salt yorgunluktan değildi, yaptıkları hareket. Sevdiklerinden de yapıyorlardı.

Onlar baharı, güneşi, çiçekleri seviyorlardı. Masmavi gökyüzünü, tohumu, topra-

ğı. Bir de bülbülü. Altın sesli bülbülü delicesine seviyorlardı.

Altınbülbül, hele bir şakımaya başlamasın, ovada çalışanlar işlerine ara veriyor,

ahenkli sesi dinliyorlardı. Özlerini, mutluluğu yansıtıyordu ötüşü. Kalbin en

derin yerlerine işleyen nağmeleri okuyordu bülbül.

Ormanda doğmuştu bülbül. Dev ağaçların yükseldiği bir dağın yamacında.

Ağaçların hışırtısını, rüzgârın fısıltısını, fırtına uğultusunu, yağmur şırıltısını duymuş,

onların konuşmalarını nağmelerle dile getirebilme yetisini kazanmış, “Altınbülbül”

adını hak etmişti.

Arp gibi tatlı öterken insanlara dağların, ormanın, rüzgârın gizini müzikle söylüyordu.

O, aydı; o, güneşti. Mutluluktu.

Gece gündüz demeden ötüyor, bülbülvari bir yaşam sürdürüyordu. Altınbülbül

olduğundan kıvançlıydı, mutluydu.

insanlar ise Altınbülbül’ü dinleme olanağı bulduklarından mutluydular.

Altınbülbülü salt türkü yakan bir kuş sanmayın. Kendine yem bulmak, yuva

sahibi olmak zorundaydı da aynı zamanda. O da koşuyor, yem arıyor, kendisine

barınak bulmaya çalışıyordu. Acele ile bir iki solucan, buğday tanesi buluyor, güçlük

çekmiyordu. Yer yemez bir ağaç dalına tünüyor, başlıyordu türküsüne. Geceyi

ise ayın parlak ışınları altında, dalda geçiriyordu.

Altınbülbül mutluydu. Yaşadığı ortamdan, bülbül

oluşundan. Çalışan insanlar için türkü yakmayı her

şeyden çok seviyordu. O nedenle sık sık: Ahhh! diyordu.

Daha çok ötebilsem, diye yakınıyordu.

işte böyle yakındığı sırada, ağacın daha üst

dallarında ilkin hışırtı, ardından kalın, boğuk bir

ses duydu:

– Bülbül, ne derdin var?

– ...

– Ben sana yardım edebilirim.

Altınbülbül başını kaldırdı. ilkin yeşil yapraklardan, gölgeden bir şey fark edemedi.

– Kimsiniz, diyebildi ancak.

– Ha... ha... ha... Bülbüllerin dostu kargayım ben. Gelene geçene yardım ederim,

hele bülbüllere.

Yapraklar, dallar hışırdadı. Koskoca bir kara leke uçtu. Geldi, bülbülün durdu-

ğu dalın karşısına kondu. Altınbülbül ilk kez dikkatle baktı yeni komşusuna.

Kendisinden kat kat büyük, iri yarı, tüyleri kara, gagası iri bir kuş gördü. Demek

karga buydu.

– Gak! Demin kendi kendine konuşurken istemeden de olsa dertlerini, kaygıları

nı duydum, üzüldüm. Çok üzüldüm.

Altınbülbül susuyor, yarı şüpheyle bu davetsiz konduğu süzüyordu.

– Bülbül kardeş! Birkaç gündür dinliyorum. Çok güzel sesin var. Büyülendim.

– Teşekkür ederim, diyecek oldu Altınbülbül.

– Aaa! Ne alçak gönüllü şeysin sen!

Gerçekten de alçak gönüllüydü bülbül. Nasıl olmasın? Zaten dünyada iyiler, yi-

ğitler, sanatçılar alçak gönüllüdürler. Hele yüreği sevgi dolu bülbülün alçak gönüllü

olmasından daha doğal ne olabilir?

Küçük kahramanımızın yüreğini ilk olarak bülbüle yaraşmayan fena duygu

kapladı. Bir değişik duygu: Gurur ve kendini beğenmişlik. Kargaya yanıt verecek

yerde açtı ağzını, şakrak mı şakrak öttü.

1 4 1