Cevaplar

  • Eodev Kullanıcısı
2013-02-11T16:51:00+02:00

Her sene haziran ayının 5’i dünya çevre günü olarak kutlanıyor. Kimileri ilgileniyor, bazı kurum ve kuruluşlar, dernekler kutluyor, faaliyetler, duyurular, çalışmalar yapıyor ama vatandaşa ne kadar az yansıdığını görebiliyoruz. Şüphesiz bazı kurumlar, belediyeler bir kısım faaliyetler yapıyorlar ancak vatandaşı içine yoğun bir biçimde içine almayan programlar olmazsa ve bu programlar yaygınlaşmazsa asıl gayesine ulaşamıyor. Çünkü kurumlar kanun çerçevesinde ve görevleri icabı bir takım faaliyetler yapıyor ancak vatandaş bunu benimsemezse, çevrecilik vatandaşın kafasına yerleştirilmezse, vatandaşın ilgisini çekmezse, katılımı sağlanmazsa çevrecilik eksik kalıyor, başarısı zayıf oluyor.

Türkiye 2022 yılına kadar avrupa birliğinin çevre şartlarına uyacağını taahhüt etmiştir. Yani bunun için gerekli tedbirleri alacağına, gerekli arıtma tesislerini yapacağına, atıkları uygun bir şekilde toplayıp bertaraf edeceğine vs. söz vermiştir. Çevre konusunda Avrupa Birliği kriterlerine bölgemizde ilk uyum sağlayacak şehirlerin başında Ünye gelecektir. Çünkü bir kısım konularda Ünye’nin mesafe aldığını görüyoruz. Avrupa Birliği kriterlerinden çevre müktesebatına uyabilmenin şartlarından olan atık suyu arıtma konusunda; Ünye’de atıksu arıtma tesislerinin yapımında çalışmaların bitmek üzere olduğu ve sona gelindiği anlaşılıyor. Arıtılmış içme suyun temini için ise çalışmalar devam ediyor.

Bu sevindirici çalışmalardan başka Ünye Belediyesi tarafından çevre belediyelerle katı atıkların bertarafı için yapılan çalışmaların devam ettiğini görüyoruz. Katı atıkların toplanması, değerlendirilmesi ve geri dönüşüm dünyanın üzerinde durduğu konulardandır. Bir kısım ülkeler bu işi bir düzene oturtmuşken bazı ülkeler de henüz emekleme dönemindedir. Türkiye’de çöp dağları ve deniz kenarına şehir çöpünü dökme alışılageldik manzaralardandır. Bu konuda vatandaşta bilinç azdır, kamu kurumları da masraflı projeler olduğu için henüz para ayıramamıştır. Dünya küçüldükçe bu işe eğilmek zorunlu hale gelmeye başlamıştır. Ancak bu konu,  şehirde yaşayanların hepsinin düşünmesi, çözüm bulması, çevreci davranmasını gerektirir. Kafalarımızda da topyekün bir değişim şarttır.

Çevre konusu hem çok pahalı çözümler gerektirir hem de çok fazla çeşitli ve karmaşıktır. Hastane atıklarının, tıbbi atıkların ayrı toplanarak bertarafı, elektronik eşyaların, atık yağların, sanayi olan şehirlerde sanayi atıklarının, hammadde artıklarının, üretim esnasında ortaya çıkan artıkların, kimyasal atıkların toplanması ayrı bir uzmanlık, titizlik gerektirir.  Bertarafı pahalı olduğu için ve gömülerek yok edilemeyeceği için hassasiyet ve masraf ister. Bu masrafa girmek istemeyen gözünü para ve hırs bürümüş sanayicilerin artıkları çuvallarla geceleri boş arazilere dökmesi geri kalmış ülkelerde hatta Türkiye’de zaman zaman gerçekleşir. Gelişmiş ülkelerin kimyasal ve tehlikeli atıklarını geri kalmış ülkelere para vererek satması ise batının çirkin yüzüdür.

Dünyada bir takım ülkeler çevre konusunda bir araya gelerek alınabilecek tedbirleri tartışıyor, konferanslar tertip ediyor, protokoller imzalıyorlar. Bunlardan en önemlisi “Kyoto protokolü”dür. Ancak dünyayı en fazla kirleten Amerika ve Japonya gibi ülkeler bu sözleşmeyi inatla imzalamamaktadır. Dünyanın ve bilhassa gelişmiş ülkelerinin en fazla gayreti göstermesi gerekir. Çünkü dünyayı az kirleten ülkelerin alacağı tedbirler devede kulak kalacak ve kirlenmenin azalmasına yardımcı olmayacaktır.

Üniversitelerimiz bu konuda daha fazla girişken olmalı, pratiğe dönük ve sahada uygulama imkanı olan projeler geliştirmeli, uygulayıcılarla beraber gerçekleştirmelidir. Kocaeli Üniversitesi ile İzmit belediyesinin beraber yaptığı bir projede %75’i üniversite katkısı, %25’i belediye katkısı ile bir biyodizel üretim tesisi kurulmuş, atık yağlardan üretilen biyodizel ise belediye araçlarında kullanılmaya başlanmıştır. Araçlara ise yakıt olarak atık yağ kullandığını belirten çıkartmalar yapıştırılmıştır.

Çevre konusunda teknik çalışmalardan başka sosyal faaliyetlere ve zihniyet değişikliğine de ihtiyacımız var. Almanya’da bir şehirde evin penceresinden şahid olduğum bir olayı aktarmak istiyorum. Bir alman kadın, 3 adet çöp sandığının başında bir başka kadın ile (Başörtüsünden Türk olduğu belli oluyor) tartışıyor. Anlıyorum ki; Türk kadın sebze çöpünün olduğu poşeti kağıt sandığına atmış, Alman kadın uyarıyor ve poşeti sebze çöp sandığına koymasını istiyor. Türk kadın bir müddet inad edip tartışıyor. Ancak Alman kadının konuşmaları arasında polis lafı geçince Türk kadın sebze poşetini alıp doğru çöp sandığına koyuyor. Bir yandan “Türk her yerde Türklüğünü gösterir” diyor, diğer yandan üzülüyorsunuz. Yıllardır Almanya’da  kalsa da medeniyetten nasibini alamamasına kahroluyorsunuz.

Küçülen dünyada “her koyun kendi bacağından asılır” sözü yanlış oluyor. Çünkü bütün mahalle kokuyor. Dünyada yapılan her şey artık bütün dünyayı etkiliyor. Bir zamanlar Sovyetler Birliği’nde Çernobil şehrinin nükleer santralinde patlama oldu, binlerce kilometre uzakta olan Türkiye ve bütün Avrupa etkilenmişti. Geçen sene İzlanda’da yanardağ patladı, bütün Avrupa etkilendi, bizi bile dolaylı olarak etkiledi.

Haftaya bu konuya devam ederek çevre  konusunda yapılabilecek olan bir kısım işleri yazacağım. Ancak çevre konusu bir süreçtir. Sadece 5 haziranlarda gündeme getirilirse eksik kalır, zayıf olur. Zamana yayarak sürekli insanların gündeminde tutulmalı, sürekli çevrecilik işlenmeli. Sürdürülebilir çevrecilik, sürekli çevrecilik yapılmalı ve çevre kirliliği her zaman takip edilmeli, kurumlar kontrollerini, tanıtım, bilgilendirme ve eğitim programlarını her zaman yapmalıdır.

 

0