Cevaplar

2013-02-12T17:12:24+02:00

Ödevlerini her zamankinden çabuk bitirmişti, dışarıya çıkıp bu güneşli günü değerlendirmek için. Ne kadar acele ettiyse de olmadı, hava bozuyordu yine işte. Hüzünlendi…Bulutlar koyulaşmaya,gökyüzündeki milyonlarca pırıltının sahibi güneşi kapamaya çalıştığı zaman yağmur yağacağını anlardı hep.Yağmur oyununu bozacaktı şimdi.Azıcık çiselemeye başlayınca içerden annesinin:”Eve gel artık” diyen sesi duyulacak ve o daha hiç oynayamadığını anlatana kadar kendini evde bulacaktı…
Koşarak çıktığı kapıdan içeri üzgün bir ifade ile süzüldü. Bir bardak su alıp yağmurun dinmesini beklemek üzere pencereye yöneldi. Yağmur camını tıklattıkça, keyifli keyifli kuruyan boğazını serinletmek hoşuna gitmişti. Su dolu bardağı alıp karşısına koydu, meraklı gözlerle incelemeye başladı. Neydi onu bu kadar önemli kılan?
Gözleri dışarı kaydığında, yoğun bir sıcaklıkla kavrulmuş parça parça bir toprak, zorlukla hareket eden insanlar ve bu güç duruma dayanamamış can çekişen hayvanlarla karşılaştı. Ülkesinin zümrüt yeşilinden, turkuaz mavisinden eser yoktu. Bataklığa dönen nehirlerin, denizlerin üzerindeki cansız varlıklar, fabrikaların yıllardan beri süregelen atıkları yüzünden bu halde olmalıydı. Suyu düşünmeden kirletenlerin cezasını suçsuz insanlar hastalanarak ödüyorlardı. Susuzluk can alıyordu, insanlar çok mutsuzdu. Oysa daha az önce ülkesinin taşı toprağı su ile bir bütündü…
Yutkundu, onun düşündeki su bu değildi; yalındı, berraktı, tertemizdi. İncelenebilecek en ufak bir tarafı bile yoktu. Gerek bitkilerin beslenmesi, gerekse yeryüzünde yaşayan canlılara etkileri bakımından toprak için çok önemli bir maddeydi. Bitkilerin, hayvanların yeryüzündeki dağılımı suyun değişik biçimlerdeki varlığıyla sıkı sıkıya bağlıydı. Demek ki o yeşillik, çiçeklerin o rengarenk süzülüşleri, insanların yüzündeki mutluluk hep onun eseriydi. Çiftçiler canla başla, sabırla ektikleri ürünleri için hep su beklerler, suyun verdiği güçle ayakta dururlardı. Su her şeyi birbirine bağlıyor, bütünleştiriyordu. Eğer suyu zamanında korusaydılar, biricik ülkesi hiç bu hale gelir miydi, gelecekleri mahvolur muydu?
Korkuyla uyandığı rüyasından oldukça etkilenmişti anlaşılan. Bu durumun rüyada kalmasına sevinmişti elbet, çünkü daha hiçbir şey için geç değildi. Elele verilirse, su kirliliği rahatlıkla ortadan kalkabilirdi. Vazgeçti oyun oynamaktan. Daha fazla yağmur yağsın, ülkesi düşündekilere hiç benzemesin istiyordu. Bitkilerin, hayvanların, toprağın, her şeyin suya doymasını istiyordu. Çünkü su; berrak mavisiyle denizlerinde, soğuğun güzelliğiyle nehirlerinde, bir çiçeğin kokusunda, ağaçların koyu yeşilinde, kuşların neşeli ötüşlerinde ve insanların mutlu gülüşlerinde saklıydı. Su varsa yaşam vardı. Su yalınlığıyla varolursa, korunursa eğer, hayat o zaman hayattı.
SU temizlik, SU güzellik, SU binlerce can ve SU HERŞEYDİ…

6 3 6
  • Eodev Kullanıcısı
2013-02-12T17:12:42+02:00

Ödevlerini her zamankinden çabuk bitirmişti, dışarıya çıkıp bu güneşli günü değerlendirmek için. Ne kadar acele ettiyse de olmadı, hava bozuyordu yine işte. Hüzünlendi…Bulutlar koyulaşmaya,gökyüzündeki milyonlarca pırıltının sahibi güneşi kapamaya çalıştığı zaman yağmur yağacağını anlardı hep.Yağmur oyununu bozacaktı şimdi.Azıcık çiselemeye başlayınca içerden annesinin:”Eve gel artık” diyen sesi duyulacak ve o daha hiç oynayamadığını anlatana kadar kendini evde bulacaktı…
Koşarak çıktığı kapıdan içeri üzgün bir ifade ile süzüldü. Bir bardak su alıp yağmurun dinmesini beklemek üzere pencereye yöneldi. Yağmur camını tıklattıkça, keyifli keyifli kuruyan boğazını serinletmek hoşuna gitmişti. Su dolu bardağı alıp karşısına koydu, meraklı gözlerle incelemeye başladı. Neydi onu bu kadar önemli kılan?
Gözleri dışarı kaydığında, yoğun bir sıcaklıkla kavrulmuş parça parça bir toprak, zorlukla hareket eden insanlar ve bu güç duruma dayanamamış can çekişen hayvanlarla karşılaştı. Ülkesinin zümrüt yeşilinden, turkuaz mavisinden eser yoktu. Bataklığa dönen nehirlerin, denizlerin üzerindeki cansız varlıklar, fabrikaların yıllardan beri süregelen atıkları yüzünden bu halde olmalıydı. Suyu düşünmeden kirletenlerin cezasını suçsuz insanlar hastalanarak ödüyorlardı. Susuzluk can alıyordu, insanlar çok mutsuzdu. Oysa daha az önce ülkesinin taşı toprağı su ile bir bütündü…
Yutkundu, onun düşündeki su bu değildi; yalındı, berraktı, tertemizdi. İncelenebilecek en ufak bir tarafı bile yoktu. Gerek bitkilerin beslenmesi, gerekse yeryüzünde yaşayan canlılara etkileri bakımından toprak için çok önemli bir maddeydi. Bitkilerin, hayvanların yeryüzündeki dağılımı suyun değişik biçimlerdeki varlığıyla sıkı sıkıya bağlıydı. Demek ki o yeşillik, çiçeklerin o rengarenk süzülüşleri, insanların yüzündeki mutluluk hep onun eseriydi. Çiftçiler canla başla, sabırla ektikleri ürünleri için hep su beklerler, suyun verdiği güçle ayakta dururlardı. Su her şeyi birbirine bağlıyor, bütünleştiriyordu. Eğer suyu zamanında korusaydılar, biricik ülkesi hiç bu hale gelir miydi, gelecekleri mahvolur muydu?
Korkuyla uyandığı rüyasından oldukça etkilenmişti anlaşılan. Bu durumun rüyada kalmasına sevinmişti elbet, çünkü daha hiçbir şey için geç değildi. Elele verilirse, su kirliliği rahatlıkla ortadan kalkabilirdi. Vazgeçti oyun oynamaktan. Daha fazla yağmur yağsın, ülkesi düşündekilere hiç benzemesin istiyordu. Bitkilerin, hayvanların, toprağın, her şeyin suya doymasını istiyordu. Çünkü su; berrak mavisiyle denizlerinde, soğuğun güzelliğiyle nehirlerinde, bir çiçeğin kokusunda, ağaçların koyu yeşilinde, kuşların neşeli ötüşlerinde ve insanların mutlu gülüşlerinde saklıydı. Su varsa yaşam vardı. Su yalınlığıyla varolursa, korunursa eğer, hayat o zaman hayattı.
SU temizlik, SU güzellik, SU binlerce can ve SU HERŞEYDİ…

3 4 3