Soru

fiesca27 kullanıcısının avatarı

kısa deyim(anlamıyla birlikte) acil... 50 tane yazana teşekkür edicem.

gönderen Fiesca27

Daha fazla açıklamaya mı ihtiyacın var? Sor!

Bu soruyu Fiesca27 kullanıcısına sor...

Cevaplar

Cevaplar

2
seydenur2157 kullanıcısının avatarı
En İyi Cevap! Seydenur2157 cevapladı

Aba altından değnek göstermek: Sakin, yumuşak görünmekle birlikte karşısındakini gizliden gizliye korkutmak.”Sakın onlara aba altından değnek göstermeye kalkma, yoksa kaçırırsın.”
Abacı, kebeci, ara yerde sen neci?: “Tamam, ilgililer bu işe karışabilirler, ama sen neci oluyorsun” anlamında kullanılır.
Abayı yakmak: Gönül verip âşık olmak, tutulmak.”Türkmen kızına abayı yakalı beri, sazı elinden düşürmez oldu.”
Abbas yolcu: 1. Yola çıkmaya kesin kararlı.”Abbas yolcu! Daha fazla oyalamayın.” 2. Ölmek üzere (olan). “Komaya girdi, abbas yolcu mu ne?”
Abesle iştigal etmek: Yersiz, yararsız, boş ve anlamsız şeylerle vakit geçirmek.”Şu yaşa geldin, ama abesle iştigal etmekten vazgeçmedin.”
Abuk sabuk konuşmak: Düşünmeden, birbiriyle ilgisi olmayan, tutarsız, saçma sapan söz söylemek. “Yeter artık, abuk sabuk konuşmalarına daha fazla dayanamayacağım.”
Abur cubur: Yararlı olup olmadığı düşünülmeksizin rast gele yenen, yemek yerini tutmayan yiyecekler.”Ne diye çocukların karnını abur cuburla doyuruyorsun?”
Aceleye getirmek (dara getirmek): 1. Bir işi gerektiği gibi yapmayıp, zaman darlığından yararlanarak birini aldatmak. “Tezgâhtar aceleye getirerek gömleğin defolusunu vermiş.”2. Zaman darlığı sebebiyle gereken özeni göstermemek. “Yazın hiç de güzel değil, aceleye getirmişsin.”
Acemi çaylak: Toy, tecrübesiz, beceriksiz. “Acemi çaylağa bak hele! Sen mi tamir edeceksin o saati?”
Acı çekmek (duymak): 1. Ağrı, sızı duymak. “Kazadan sonra çok acı çekti.” 2. Üzülmek, üzüntü içinde kalmak.”Eşini kaybedeli on yıl oldu ama o hâlâ acı çekiyor.”
Acısı içine (yüreğine) çökmek (işlemek): Bir şeyin verdiği acı, üzüntü benliğinde derin iz bırakmak.”Elindeki tek evi de yanıp kül olunca acısı yüreğine işledi.”
Acısını çekmek: Yapılan yanlış bir işin doğurduğu sıkıntı ve üzüntüyü yaşamak.”Kestiğim o ağacın hâlâ acısını çekiyorum.”
Acısını çıkarmak: 1. Acılığını yok etmek.”Yağda kavurarak acısını aldı.”2. Önceden uğradığı maddî ve manevî zararı sonradan gidermek. 3. Öç almak.”Bir gün bana yaptıklarının acısını senden çıkaracağım.”
Acı soğuk: Keskin, hoşa gitmeyen, çok üşütücü soğuk.”Acı soğuk insanın iliklerine işliyordu.”
Acı söz: İnsanın gönlünü inciten, onuruna dokunan ağır söz.”Bu acı sözlerine kim katlanır sanıyorsun?”
Aç acına: Aç olarak, hiçbir şey yemeden.”Bu iş aç acına yapılmaz.”
Açığa çıkarılmak (alınmak): İşinden çıkarılmak, görevine son verilmek.”İşe üç gün geç geldi diye açığa alındı.”
Açığa vurmak: Gizli, saklı bir şeyi herkese duyurmak, ortaya çıkarmak.”Yıllardır içinde sakladığı sırrı mahkemede açığa vurdu.”

Açığı çıkmak: Saklamakla görevli bulunduğu para, eşya veya başka bir şeyin sayım sonucu eksik olduğu anlaşılmak.”Kasiyerin salı günü akşamı on bin lira açığı çıktı.”
Açığını bulmak: Herhangi bir işteki eksiği, hileyi veya zararı ortaya çıkarmak.”Hemen her yazısında bir açığını bulmak mümkün.”
Açık alınla: Başarı, şeref, övünç ve dürüstlükle.”Hemen her işten açık alınla çıkar onlar.”
Açık bono vermek: Bir kimseye sınırsız, istediği gibi davranma yetkisi tanımak.
Açık fikirli: Olayları, gelişmeleri, yenilikleri iyi anlayıp gereği gibi karşılayan; düşündüğünü olduğu gibi söyleyebilen kimse.”Bu toplumun açık fikirli insanlara duyduğu ihtiyaç, bugün daha fazladır.”
Açık kalpli (yürekli): Samimî, içi temiz, içi dışı bir olan kimse.”Komşumuz kadar açık kalpli bir adam görmedim.”
Açık kapı bırakmak: Gerektiğinde bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak, kesip atmamak, ileriyi düşünerek ılımlı davranmak.”Bu kadar kesin konuşmayalım, açık kapı bırakalım da iyi düşünebilme fırsatları olsun.”
Açık konuşmak: Gerçeği sakınmadan, çekinmeden söylemek.”Daima açık konuşan insanları severim.”
Açık saçık: Göreneğe, terbiyeye aykırı derecede açık (söz, davranış, elbise).”Açık saçık fıkralar anlatmaya utanmıyor musunuz?”
Açık seçik: Çok açık, çok belirgin, ayrıntılarına kadar görülebilen.”Daha açık seçik konuş da anlayalım ne demek istediğini.”
Açıkta kalmak (olmak): 1. İş ve görev bulamamak. 2. Yersiz yurtsuz kalmak. 3. kimilerinin elde ettikleri bir yarardan mahrum olmak.”Çoluk çocuk açıkta kaldılar fabrika kapanınca.”

  • Yorumlar
  • Şikayetim var!
  • Teşekkürler (20)
  • oy ver Seviye: 4, Oylar: 17

Yorumlar

Bu cevap için yorumunu buraya yaz...
Silinmiş hesap kullanıcısının avatarı
Silinmiş hesap cevapladı

*Acem kılıcı gibi olmak : Karşıt olan iki tarafa da onların yanındaymış gibi görünmek.



**Açık kapı bırakmak : Sorunlar görüşülürken kestirip atmadan ileride anlaşma olabilecek sözler söylemek, uygun davranışlarda bulunmak.



**Ağzında bakla ıslanmamak : Sır saklayamamak.



**Bal dök yala: Her taraf temiz, her taraf dikkat çekecek kadar temiz.



**Baldırı Çıplak : İşi gücü olmayan, serseri sataşmak için bahane arayan.



**Balık kavağa çıkınca: Gerçekleşmesi hiç bir zaman mümkün olmayan işler söylenir.



**Baş ütülemek : Dırdır ederek kişiyi huzursuz etmek.

Çok konuşmak.



** Cami yıkılmış ama mihrap yerinde: Kadınlar için kullanılır. Yaşlandığı halde güzelliğini kaybetmemiş, hala alımlı.



**Can kulağı ile dinlemek : Aşırı bir dikkat ile dinlemek.



**Cebi delik : Cebinde para bulunmayan. Para tutmayan.



**Çalmadan Oynamak : Çok neşeli olmak, neşesini hareketleri ile belli etmek.



**Çam devirmek : Karşısındakini üzecek, kıracak bir söz söylemek.



**Çamur atmak : İftira etmek.



**Çantada Keklik : Kolay elde edilir olmak.


** Dar Kafalı: anlayışı, kavrayışı az; yeniliklere açık olmayan.dar kafalı insanlarla anlaşmak oldukça zordur.

**Damarına Basmak : Bir kişinin zayıf tarafına dokunup onu kızdırmak.



**Damdan düşer gibi : Hiç beklenilmeyen bir zamanda, yersiz.



**Dış kapının dış mandalı : Uzaktan ilgili



**Dilli Düdük : Çok konuşan, geveze.



**Eceline Susamak : Ölümle sonuçlanabilecek, çok tehlikeli işlere girmek.



**Ekmeğine kan doğramak : Üzüntü ve sıkıntı içinde olmak



**El Etek Çekmek : O işle artık hiç uğraşmamak.



**Eline Eteğine Doğru : Namussuz değil, hırsızlığı yok.



**Fare Düşse Başı Yarılır : Her taraf bomboş, yoksulluk hüküm sürüyor.



**Fırıldak gibi dönmek : Kendi çıkarı için her şekle, her kalıba girmek.



**Fink Atmak : Gönlünce gezmek, eğlenmek, çok neşelenmek, hoplayıp zıplamak.



**Gece silahlı gündüz külahlı : Etrafındakilere iyi görünüp, kimseye sezdirmeden kötü işler yapan, uygunsuz kimse.



**Gemi aslanı : Bir işe yaramayan, bir sorumluluk almayan gösterişli kimse.



**Göbeği çatlamak : Bir işi öğrenmek için çok büyük gayret göstermek.



**Gün görmüş : İyi günler yaşamış, önemli görevler yapmış, hatırı sayılır. Tecrübeli.



**Hanım evladı : Nazlı, üstüne düşerek büyütülmüş.



**Hapı yutmak : Kötü duruma düşmek.



**Havanda su dövmek : Boş uğraşlarda bulunmak, Boşa çalışmak.



**Irağı yakın etmek : Güçlükleri ortadan kaldırmak.



**Isıtıp ısıtıp önüne koymak : Bilinen bir şeyi bir daha bir daha anlatmak.



**İç etmek : Başkasının malını kendisine ayırıp ortadan kaldırmak.



**İçli dışlı : Samimi, teklifsiz.



**İçi içine sığmamak : Sevinmek, seviçten çok heyecanlanmak. Çoşmak.



**İçine ateş düşmek: Çok büyük bir acı içinde olmak.



**Kanı kaynamak : Birden sevgi duymak, bağlanmak, sevmek, hoşlanmak.



**Kara yazı : Kötü gelecek, kötü kader.



**Kesenin ağzını açmak : Çok para harcamaya başlamak.



**Kulağı delik : Etrafında olup biteni çabucak haber alan.



**Laf ebesi : Çok söz söyleyen, herkese söz yetiştiren kimse.

  • Yorumlar
  • Şikayetim var!
  • Teşekkürler (24)
  • oy ver

Yorumlar

Bu cevap için yorumunu buraya yaz...