Cevaplar

2012-10-10T19:28:43+03:00

 

Ünlü sporcularımız içerisinde Türk güreşine damgasını vuran 1934-1942 yılları arasında 9 yıl üst üste olmak üzere toplam 13 yıl Kırkpınar başpehlivanlığını elde eden Cihan pehlivanı Hüseyin Pehlivan (Hüseyin ALKAYA) vardır. Bu rekoru kıran henüz olmamıştır.

 

Baş Pehlivanlığı 13 yıl muhafaza eden Tekirdağlı Hüseyin Pehlivanı tanımayan onun ününü duymayan yok gibidir. Tekirdağ adını bütün Türk halkına tanıtan Hüseyin Pehlivan 1908 yılında Kırcaali’nin Alkaya köyünde doğmuş 14 yaşında güreşe başlamış ve 1927 yılında ailesiyle Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç ederek Tekirdağ’a yerleşmiştir. Dolayısıyla bundan sonra da Tekirdağlı lakaplarıyla ün bulmuştur.kendisi aynı zamanda Koca Yusuf’un çırağıdır. Hüseyin Pehlivan 10 Şubat 1982 yılında vefat etmiştir.

 

Tekirdağlı hemşerileri Hüseyin Pehlivan’ın heykelini şehre giriş kavşağına dikerek (Cumhuriyet Meydanı) Ona karşı kadirşinaslık örneği vermişlerdir.

 

Onu şimdi 8 Kasım 1946 tarihinde kendi dilinden tanımaya çalışalım.

0
2012-10-10T19:29:13+03:00

Tekirdağlı Hüseyin Pehlivan

 

 

 

Ünlü sporcularımız içerisinde Türk güreşine damgasını vuran 1934-1942 yılları arasında 9 yıl üst üste olmak üzere toplam 13 yıl Kırkpınar başpehlivanlığını elde eden Cihan pehlivanı Hüseyin Pehlivan (Hüseyin ALKAYA) vardır. Bu rekoru kıran henüz olmamıştır.

 

Baş Pehlivanlığı 13 yıl muhafaza eden Tekirdağlı Hüseyin Pehlivanı tanımayan onun ününü duymayan yok gibidir. Tekirdağ adını bütün Türk halkına tanıtan Hüseyin Pehlivan 1908 yılında Kırcaali’nin Alkaya köyünde doğmuş 14 yaşında güreşe başlamış ve 1927 yılında ailesiyle Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç ederek Tekirdağ’a yerleşmiştir. Dolayısıyla bundan sonra da Tekirdağlı lakaplarıyla ün bulmuştur.kendisi aynı zamanda Koca Yusuf’un çırağıdır. Hüseyin Pehlivan 10 Şubat 1982 yılında vefat etmiştir.

 

Tekirdağlı hemşerileri Hüseyin Pehlivan’ın heykelini şehre giriş kavşağına dikerek (Cumhuriyet Meydanı) Ona karşı kadirşinaslık örneği vermişlerdir.

 

Onu şimdi 8 Kasım 1946 tarihinde kendi dilinden tanımaya çalışalım.

 

“1324-1908 yılında Kırcaali’nin Alkaya köyünde doğdum. Sayadım köyümün adıdır. Babam Osman çiftçilik ve bakkallık ederdi. Güreşe meraklı olmakla birlikte yalnız bayramlarda güreşirdi. Aynı köyde ve ellibeş yaşında öldü. Bende ilk güreş merakı ağabeylerim Ali ve Bekir’den görerek başladı. On dört yaşıma gelince her ikisini yendim. Kardeşlerim çok kabiliyetli olduğumu görünce beni hiçbir işe sokmadılar. Biz çalışırız sen güreşi ilerlet dediler. On beş yaşımda evlendim. On dokuz yaşıma geldiğimde civarımızdaki bütün pehlivanları yenmiş bulunuyordum. Bulgaristan’da son güreşimi Elmalı yaylasında Koşukavak panayırında 120 kiloluk bir Bulgar ile yaptım. Bulgarı üst üste birkaç defa yendiğim halde kabul edilmedi. Üstelik gece beni öldürmeye kalktılar. Bunun üzerine pasaport alarak ailem ile 1927’de Tekirdağ’a geldim. Çiftlikönü mahallesinde bir ev tuttum. Bir gün bu ev üzerimize yıkıldı.kayınpederim ve kayınvalidem, baldızımın iki kızı, üç komşu kadın öldüler. Allah karımı ve çocuklarımı esirgedi. Tekirdağ’da yaptığım güreşlerde yenildim. Beni 1929’da yenenlerin başında Uzunköprülü Hüseyin gelir.

 

Bunun üzerine hayatımı kazanmak için çapaya gittim. Bu sıralarda yeni harfleri okuyup yazmayı öğrendim. Memleketimde yalnız bir yıl okula gitmiş eski yazıyı bile belleyememiştim. Ailemi geçindirmek için bir yandan mütemadiyen çalışıyor fakat güreşten kendimi alamıyordum. 1929 Ramazanında İstanbul’a gittim. On beş gün güreştim. Ramazan’ın on beşinden sonra Bayburtlu Kara Yusuf benimle beraber dört genç pehlivanı Samsun’a götürdü. Samsun ve civarında dört ay kaldık. Hiç para kazanamadım fakat pehlivanlıkta piştim. Samsun’dan sonra ilk güreşimi Düzce’de yaptım. Burada Baş Pehlivan Cemal ile karşılaştım ve başaltına güreştim. Güreşimiz 6 saat sürdü ve yenişemedik. Bundan sonra beni hep başa güreştirdiler. Güreşlerini dikkatle takip ettiğim ve beraber gezerek faydalandığım ustalarım Mandıralı Ahmet, Kara Ali Manisalı Rıfat, Çoban Mehmet’ten başka Mülayim, Cemal, Çoban Mahmut, Molla Mehmet, Şumnulu Arif gibi rakipler ile karşılaştım. Bunla arasında 1929’dan 1933’e kadar birçok güreşler yaptım ve kendimi ezdirmedim. 1933’ten sonra aramız ciddileşti. Daima mertçe tutuştuk. Nihayet 1936’da Eminönü Halk Evi Başpehlivanlık güreşi tertip etti. Burada 1935’in baş pehlivanı Kara Ali’yi Mülayimi, Afyonlu Süleyman’ı Arif’i yenerek başpehlivanlık kemerini aldım. Taksimde üst üste üç yıl tekrarlanan bu güreşleri daima kazandım.

0